GeriKelebek Entrikalar uyduran kraliçe
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Entrikalar uyduran kraliçe

Kara Melek, Marziye gibi dizilerin senaristi Nuran Devres, Satanistlerle ilgili roman yazıyor

Bir roman yazıyorum, tamamen satanistlerle ilgili. İnanmayacaksınız ama benim romanımdaki kurbanın adı da Şehriban. Ben satanizmin gerçeğini yazacağım.

Romantik olsun diye başlıyorum, aaa bir bakıyorum, yine entrikalara dalmışım! Ee tiramisuyu neden seviyorsam, onu da öyle seviyorum.

Kafası Şeytanı Bile Şaşırtır

1968, onun için çok önemli bir yıl. Ama aklınıza ilk gelebilecek nedenle değil. '68'de yaşıtları parka ve askeri botla gezerken, O ince yüksek topukları, sarkıntılı küpeleri, kabarık elbiseleriyle tam bir ‘‘lady’’ydi. Yine yaşıtları dünyayı değiştirme hayalleri kurarken, O çocukluğundan beri düşlediği başka bir şeyi gerçekleştirdi ve ayrıca 22 yıl evli kalacağı adama aşık oldu! Ortaokuldayken, Belçika'da hayatında ilk kez televizyon görmüştü. O gün aklına koydu TV spikeri olmayı. Yıllarca Türkiye'ye televizyonun gelmesini bekledi ve Nuran (Emren) Devres 31 Ocak 1968 tarihinde TRT'nin ilk anonsunu yapan kişi oldu: ‘‘Burası üçüncü bant beşinci kanaldan deneme yayını yapan Ankara Televizyonu. Sevgili seyirciler, ilk yayınımıza başlıyoruz.’’ TRT'de anons spikerliğinden başka özel programların sunuculuğunu da üstlendi, radyo oyunları yazıp yabancı dizi çevirisi yaptı, ‘‘Suçlu Kim’’ adlı programı yazdı ve sundu. Çoğu aşk-ihanet-entrika-cinayet çerçevesinde gelişen dizileriyle ünlendi. ‘‘Türkiye'nin Agatha Chistie'si’’ydi artık. Patlamasını, Star'da 95. bölüme ulaşan, Kara Melek'le yaptı. Çarşamba akşamları TGRT'nin reytingini yükselten Marziye de onun kaleminden. Röportaja gitmeden önce, kafası şeytanı bile şaşırtabilecek bunca kötülük üreten bir kadının, kara kuru, gergin dudaklı ve çirkin biri olduğunu düşünmüştüm. Oysa Nuran Devres, sarı saçlı, uzun boylu, gayet frapan ve şen şakrak bir kadın. Onun gibi olan kadınlardan tek farkı, dehşeti dehşetle seviyor olması...

Satanizmi benden sorun

Hem korkuyorsunuz, hem de insanları korkutmak istiyorsunuz!

- Ama seviyorlar, ne yapayım. Kendim gibiler için yazıyorum. Aslında bana kalsa salt şiddet içeren şeyler yazarım. Ama oynatmazlar. RTÜK filan derler. Şimdi bir roman yazıyorum mesela, tamamen satanistlerle ilgili. Yezidiler'le ilgili okuduklarımdan çok etkilenmiştim, birkaç yıl önce başladım. Bakın inanmayacaksınız, benim romanımdaki kurbanın adı da Şehriban. Şimdi bu satanist olduğunu iddia edenler gerçek satanist değil, hiçbir şey bilmiyorlar bu konuda. Cahiller.

Şeytanı da sizden sormalı yani. Kitabın adı ne olacak?

- ‘‘Tavus. Osmanlıca'da Melek-i Tavus'tur şeytan. Simgesi tavus heykelidir. Gerçek şeytana tapan Yezidiler'de öyle kedi öldürme ayinleri filan yoktur. Ben satanizmin gerçeğini yazacağım. Türkiye'de değil Amerika'da olsam, daha vahşet yazarım. Şu satanistleri dizi yaparım. O ‘‘Kara Melek’’teki entrikalar bana öyle soft geliyor ki... Mesela ‘‘Alacakaranlık Kuşağı’’ yapmak çok isterim. İçimdekini yapamıyorum. Ama kitapta yapacağım, isterlerse poşette satsınlar! Kafamda o kadar proje var ki. Bir ‘‘Vampirella’’ projem var mesela, seks komedisi. Müzikal de olabilir. Amerika'da olsaydık, Cher güzel oynardı. Türkiye'de ise Hülya Avşar oynar.

Neden entrika?

- Ne bileyim, hep o tarafa gidiyor kafam. Hepsi öyle değil; ilk yazdığım ‘‘Kanun Savaşçıları’’ polisiyeydi, bazıları romantik. Yine de ben en çok entrika olanları seviyorum.

Gerçekte yaşanan şeyler mi bunlar?

- Ben hiçbir olaydan etkilenerek ya da birinden dinleyerek yazmıyorum. Tamamen hayalgücüdür.

Siz yaşamamış olabilirsiniz, ama dünyada böyle şeylerin olduğunu düşünüyor musunuz?

- Yaparsanız olur tabii. Neden olmasın. Türkiye'de de oluyor. Ayrıca gerçekte olup olmaması benim için çok önemli değil.

Entrikayla ilişkiniz nereden kaynaklanıyor?

- Beni bu çekiyor. Sinemada hep şiddet içeren, tüyler ürperten filmlere giderim. Favori filmlerim ‘‘Kuzuların Sessizliği gibi filmlerdir. İnsan ruhunun karanlık labirentleri, dehlizleri bana cazip geliyor.

Peki yaşamak ister misiniz, yazdığınız şeyleri? Birisi arkanızdan dolap çevirse, ensenizde bir katilin nefesini hissetseniz...

- Hayır, istemem. Ay çok korkarım.

Sizin nasıl bir sosyal hayatınız var?

- Gece hayatına bayılırım. Yeme içmeyi severim, restoranlara, barlara giderim.

Bu entrikaları nasıl akıl ediyorsunuz?

- Kendiliğinden geliyor. Bu romantik bir dizi olsun diye başlıyorum, aaa bir bakıyorum, yine entrikalara dalmışım! Ee seviyorum, yani tiramisuyu neden seviyorsam, onu da öyle seviyorum.

İzleyici de seviyor ki, çok izliyor. Sizce neden?

- Ben kadın izleyiciyi hedefleyerek yazıyorum. Kadınlar anlıyor yazdıklarımı. Bazı dizilere bakıyorum çok erkek!

Nasıl yani?

- Yani çok erkek oyuncunun olduğu, erkek erkeğe sahnelerin olduğu, erkek kültürünün hakim olduğu diziler. İş hayatı filan... Ben kadın ağırlıklı yazıyorum. Hep kadınlar güçlüdür benim senaryolarımda.

Ve kadınlar kötüdür!

- (Kahkahalar) Kadınlar erkekleri mahveder, yerlerde süründürürler.

Gerçek hayatta da böyle mi?

- Hayır, nerdeee....

Hayallerinizi yazıyorsunuz o zaman.

- Belki dizilerimle intikam alıyorum.

Sizi çok mu kızdırdılar.

- Kızdıran var tabii de ben gerçek hayatımda intikam almam. Bunu yazarak hallettiğim söylenebilir. Ama şunu söyleyeyim, kocamla büyük bir aşk yaşarken de böyle şeyler yazardım. Stephen King hayranıydım, ondan önce de Edgar Alan Poe. Gerçek hayat hikayelerinden yapılan filmler, kitaplar ilgimi çekmez. Benim sevdiğim gerçek olamayacak kadar fantastik şeyler.

Bambaşka bir hayat yaşayıp sonra bilgisayarın başına oturunca kişilik mi değiştiriyorsunuz?

- Hakikaten öyle. Sanki başka bir aleme geçiyorum. Ve orada herkesi istediğim gibi oynatıyorum. Büyük bir güç hissediyorum.

Bu gücünüzle insanları oynatırken içeri eşiniz girdi, 'Canım hayatım' diye söze başladı. Hayatı tehlikeye girer mi?

- Eşim öyleydi ki, bir kapandım mı o odanın kapısı hiç açılmazdı.

Akıllıymış, denememiş! Peki şunu soracağım. Beylerbeyi Korusu'nda, müthiş boğaz manzaralı bir evdeyiz. Bilgisayarınız da tam pencerenin önünde. Yani, herkesin şiir yazasının geleceği şu manzaraya bakarak...

- Evet. Çok da güzel oluyor. Ben şiir yazmaya kalksam, şiirimde de entrika olur herhalde. Manzaraya da çok bakarım ayrıca. İlham veriyor.

Kötülük yaratmakta bazen zorlanmıyor musunuz?

- Aslında bulunur. Entrika bulmak zor değil, sadece yetiştirmek zor. Ben ‘‘Kara Melek’’i ekipsiz, tek başıma çalıştım. Her dakika bir gol atmak, her sahnede bir entrika yaratmak beni yordu.

Nasıl yazıyorsunuz? Adam tam kadının boğazını sıkarken kalkıp çorbayı karıştırıyor ya da pazara gidip domates filan alıyor, sonra gelip devam mı ediyor musunuz?

- Hayır, yazarken tek yaptığım sürekli fındık yemektir.

Üçüncü sayfa haberlerini düşünürsek, Türkiye de aslında bu konuda fena değil.

- Haa o kaba şiddet onu sevmiyorum. Kasap kılıklı bir adamın birini öldürmesi değil, melek yüzlü, herkesin hayran olduğu biri, inceden planlayacak cinayeti.

Yani kocasını keserle doğrayan kadınlar ilginizi çekmiyor.

- Yok. Keserle doğrayacak, akşam da Kızılhaç'ın balosuna katılacak!

Ya da keser altın kakmalı filan olur! Siz cinayet işleyip akşam da baloya katılıyor olabilir misiniz?

- (Kahkahalar) Bilmiyorum.

Salonunuzun altında betona gömülmüş cesetler filan... Bana bir taksi çağırır mısınız?

- (Yine kahkahalar) Olabilir valla... Neyse siz Ahududu değil, nane likörü içtiniz, korkmayın.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle