GeriKelebek EN YAKIŞIKLI ÖLÜM "Joe Black" ölüm, melek, şeytan gibi "doğaüstü" güçlerin dile ve vücuda, dünya aleminin o acı-tatlı ortamına taşındıkları filmlerden
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

EN YAKIŞIKLI ÖLÜM "Joe Black" ölüm, melek, şeytan gibi "doğaüstü" güçlerin dile ve vücuda, dünya aleminin o acı-tatlı ortamına taşındıkları filmlerden

EN YAKIŞIKLI ÖLÜM "Joe Black" ölüm, melek, şeytan gibi "doğaüstü" güçlerin dile ve vücuda, dünya aleminin o acı-tatlı ortamına taşındıkları filmlerden biri idi. Bu tür filmler sizin de kolayca farkedebileceğiniz gibi çok revaçta son yıllarda. İlk olarak Al Pacino şeytanı etlendirip kemiklendirdi. Akabinde acı yüzlü ismini hatırlayamadığım bir bey melek olup, ardından aşık olup meleklikten çıktı. Ardından da genç kızların sevgilisi Brad Pitt, bütün dünyevi, medyatik ve teenager yakışıklılığıyla en ağır kavramlardan biri oldu: Ölüm. Son olarak Yeşil Yol filmi yüceltip yere göğe sığdıramadığımız bilgisayar animasyon ve oyunlarını da yerinde ve kıvamında kullanarak iri yarı bir zenci mahkumun gösterdiği burhan ve kerametleri konu edindi. Stephan King'in tüyler ürperticiliğini, iyilik ve doğruluğun yüzümüze bir tokat gibi çarpıldığı metafizik bir "ötedünya" temasına taşıdı...Bu tür konular sinema, edebiyat ve tiyatro tarihinde hiç işlenmemiş değil tabii ki. Aslında iyice gerilere gidince, mitoloji, masal ve efsanelerin bu temaları basitçe işlediklerini değil, tümüyle onlar üzerine kurulduklarını farketmek mümkün. Ama bu son yıllardaki sinematik patlama mitoloji ve efsanelere duyulan nostaljik eğilimleri aşıyor ve farklı bir yere oturuyor gibi. Neden vücut buluyor şeytan? Ölüm neden yakışıklı artık? Dini metinler, adlarından da anlaşılacağı gibi metin kalmışlar hep. Hep bir şeytandan "bahsedilir". Melekler sanki "öbür" dünyada bizi bekleşir. Evet bunlar metinlerde yer alırlar doğru. Ama zaman zaman bunların tam da bizim yaşadığımız hayatı iyilik, kötülük, büyüklük, küçüklük ya da alaylarıyla ışıtmak, düzeltmek ve gidişatımıza baktırtmak gibi pratik bir görev için elpençe oldukları unutulur. Bu yeni film türü, söze geçen esrarengiz varlıkların aşikar gerçeklikler olarak başrolü çekmesiyle hayatın ta içine gönderme yapmayı seçiyor. Amacı çok halisane mi, tartışılır.Minyatürlere, hristiyan ortaçağ resimlerine, envai çeşit dini geleneğe bakalım. Şeytan, ölüm, melekler hep resmedilmiş, vücuda getirilmeye çalışılmış temalar. Bu vücutlaştırma çabası, bu görünür kılma arzusu hep olmuş. Ama sinemada bu karakterlerin tam seyircinin özdeşleşeceği baş karakter rolünde yer almaları durumu başka bir boyuta taşıyor. Bu özdeşleşmeyle şeytan artık bir yönüyle içimizdeki şeytandır. Melek de omzumuzda pırpır eden minik iyilik meleğini mi büyütüyor yoksa? Bu varlıkları bizden ayrı ve kopuk olmayan nüveler olarak içimizde hissetmemizi sağlamaları bu filmlerin hoş ve başarılı yönü gibi. Ancak genel olarak senaryolara bakıldığında başka bir özellik dikkat çekici hale geliyor. "Melekler Şehri" filmindeki melek melekliğini unutup bir dünyalı hatuna aşık olunca, aşık olduğu Meg Ryan ona armut yedirir ilk dünyevi zevk olarak. Daha sonra melek beyin armuttan aldığı lezzet ve dünyevi aşkı öyle çok vurgulanır ki filmde, melek artık değil melek, zevklerinin meftunu olarak "ideal" anlamda insan da değildir. Benzer biçimde "Joe Black" isimli yakışıklı ölüm de klasik film senaryoları gereğince mukadder, sulugöz bir zengin kıza aşık olur. O da sonunda çeşitli entrikalarla bir punduna getirip insan suretinde sevdiceğine döner, ölümcül görevini mutlu son adına askıya alır.Yeşil Yol filminde ise bu dünyevileşme mesajına ulaşmak zor muhakkak. İdam mahkumlarının koğuş detaylarını işleyen bu filmde alttan alta hep bir öte dünya ve bu dünyanın faniliği konusu rahatlıkla izlenebiliyor. Ancak iri zenci mahkumun gösterdiği kerametlerin yoğunluğuna dikkat çekildiğinde, özellikle kötülüğün kara animasyon sinekleriyle temsil edilişi göz önüne alındığında benzer soyutlukların sinema seyircisinin aç gözleri için nasıl da somutlaştırıldığı farkedilecek.Hollywood'un bu yeni türüyle yepyeni bir konu sömürüsü karşımıza çıkıyor. Şeytan, melek ve ölüm, hatta kötülük önce dini metinlerden, minyatür ve kilise resimlerinden çıkıyorlar. Sonra ete kemiğe bürünüyorlar, ama "Yunus" diye görünemiyorlar. Çünkü, dünya zevkleri ve dünyevi zıtlıklarla tanışan bu yeni mahluklar, tasavvuf anlayışıyla kemale eren bir birleme ve irfandan yoksun beşeri bir sarhoşlukla insan olamadan mutlu mu bilinmez ama -evet- bir sona ulaşıyorlar. Hümanur BAĞLI - 15 Mayıs 2000, Pazartesi