GeriKelebek En çok aldatılmaktan korkardı
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

En çok aldatılmaktan korkardı

Ünlü şair Nazım Hikmet ile ilgili yıllardır sakladığı büyük sırrını açıklayan Adile Hüseyinova, en büyük dileklerinden birinin, Nazım`ın insancıl yönünün tanınması olduğunu belirtiyor. Hüseyinova`nın söyleşisinden bazı ilginç bölümler şöyle: - "O çok büyük bir insandı. En korkunç şeyin aldatılmak olduğunu söylerdi. Çünkü hep aldatılmıştı. 1951 yılında Moskova`ya geldi, ama düşündüğü cenneti bulamadı. Hayal kırıklıklarına uğradı. Arkadaşları hakkında soruşturma açıldığını öğrendiğinde, hükümete gidip, "Onları gözaltına alıyorsanız beni de alın" diye kafa tutmuştu. Bunu bana dostu Ekber Babayev anlatmıştı. Bence 1952 yılındaki kalp krizini, bu olayda duyduğu üzüntüden dolayı geçirdi...``      - "Kalp krizinden sonra ona bakan Doktor Galya, Nazım`a sırılsıklam aşık oldu. O da anılarını yazdı. Galya, Nazım`a çok iyi baktı. Ama Nazım, yıllarca onun yanında kalarak tedavisini sürdürecek yapıda bir kişi değildi. Karşısına Vera çıktığı anda, onun uzun boyuna, sarı saçlarına, mavi gözlerine, bu inanılmaz Rus güzeline kapıldı. İlaçları bırakıp gitti. Nazım öldüğünde, cenaze sırasında Galya yanıma gelip, "Onu benim elimden aldı. O da peşinden gitti" diyerek ağlamıştı..." - "Bakü`de otel odasında buluştuğumuzda ayaklarını saklıyordu. Çünkü ayakları, yıllardır hapishanede yatmaktan dolayı sağlıksız, beyazdı. Hiç güneş yüzü görmemişti. Bir çocuk gibi utanarak ayaklarını saklamaya çalıştığını gördüm. Saklamamasını söyledim, onları yıkayıp saçımla kurutmaya hazır olduğumu söyledim. Arkadaşları plaja giderken,o utanır gidemezdi..."      - "60`ıncı yaş gününü kutladığımız gün bana doğru gelmiş ve "60 yaşında bir genç gibi aşık oldum. Bu mısra senin için" demişti..."      - "Onunla görüşüp ayrılmalarımızdan sonra hep onun için ağlıyordum. Onun üzüntüleri için ağlıyordum. Ama yardım edemiyordum. Çünkü özel işlerine karışılmasını sevmiyordu. Yalnızca öldüğü gün ağlayamadım..."   - "Nazım öldüğünde, edebi mirasını kime bırakacağı konusu çevresinde büyük kaygı yarattı. Ekber Babayev bana, "Vera`ya bırakmasından çok kaygı duyuyorduk. Ancak tüm edebi mirasını oğlu Mehmet`e bıraktığını öğrendiğimizde, rahat bir nefes almıştık` demişti.."      - "Nazım`ın ölümünden bir süre sonra Ekber Babayev ile Vera`nın evine gittik. Bu evi neden müzeye dönüştürmediğini Vera`ya sordum. O da para olmadığını, müze yapılması için hükümete başvurarak yardım istediğini, ancak olumlu yanıt alamadığını söyledi. Mao`nun Nazım`a hediye ettiği altın yemek takımı, Renato`nun, Picasso`nun ve Nazım`ın arkadaşı ressamların hediye ettiği tablolar evde kalmıştı.."`