GeriKelebek Edip İlkbahar’ı sihirbaz kılan formül: Lüksün ayrıntıda gizli olduğunu bilmesi
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Edip İlkbahar’ı sihirbaz kılan formül: Lüksün ayrıntıda gizli olduğunu bilmesi

Önce Edip İlkbahar’a açık mektup yazmayı düşündüm. Teşekkür için.

Ne kendisi ile tanışmışlığımız ne de herhangi bir yerde karşılaşmışlığımız var.

Ama gerek Hillside ile çalışan arkadaşlarımdan, gerek gide gele kendilerini müşteriden çok Hillside’lı olarak adlandıran bir iki dostumdan dinlediğime bakılırsa o bir sihirbaz.

Havayı koklayan, hizmet sektöründeki bütün yenilikleri dünyanın önemli merkezleri ile aynı anda devreye sokan, müşteri memnuniyetini her şeyin üstünde tutan bir sihirbaz. Kendine özgü yöntemleri ile uygulamaları denetleyen, çalışanların mutluluğunu önemseyen, çocuklar dahil herkesin önerisine açık sistem kuran bir yönetici. Tesislerin her daim alanlarının en iyileri olmasını, daha da önemlisi zamanla epriyip köhnememelerini sağlayan kişi.

Hillside’ın tepesindeki isim: İmzası, kalite belgesi.

Gıyabında üç aşağı beş yukarı hep bu minvalde şeyler söyleniyordu. Açıkça kalkıp gitmesem, kendi gözlerimle görmesem iflah olmaz bir kuşkucu olarak abarttıklarını düşünürdüm.

Haklılarmış.

Eylül başında üç günü Fethiye Hillside Beach Club’da geçirdim.

Ama ne üç gün! O üç günde üç ayda dinlenmediğim kadar dinlendim, mıncık makarna yoğruldum, Türkiye’nin tanıtım afişlerinde görülen koylara benzer koylarda yüzdüm.

Sıkıntı, dert, kaygı, endişe, gündelik hayatın dayatmaları; adına ne derseniz deyin, insana istemese bile bulaşan bütün kara duygular sihirli bir silgiyle silindi, üzerime iyi mi kötü mü olduğunu bilemediğim tatlı bir hafiflik çöktü...

Tembellik insanı yorar, fazla ilgi korkutur ya öyle bir hal işte.

Üstelik beni! Benim gibi tatil köyü lafını bile ettirmeyeni!

İLK TECRÜBEM SONUNCUSU OLDU

Gerçekten de oldum olası tatil köyü denilen, benim anladığım tatille de köyle de ilgisi olmayan yerlerden haz etmem.

Fransızların dünya halklarına armağanı bu moda yanılmıyorsam yetmişli yılların başında yayılmaya başladı ve cennet vatanımızı da çok geçmeden etkisi altına aldı.

Dönem, ‘hızlı yaşa genç öl’ dönemiydi.

Tatile çıkan çekirdek ailelerin ölesiye sıkıldıklarını gözlemleyen, iki çift laf etmeden günler geçirdiklerini gören cin fikir iki ortak, dinlenmenin yasak olduğu tatil köyleri kurmuşlar; tatil dediğin böyle yapılmalı diye dünyaya sunmuşlardı.

Hiç unutmam, o yıllarda Antalya civarında açılan ilk köyler varsıl Türklerin en gözde adresleriydi.

Paranın tedavülden kalktığı, günün her saatinin ayrı bir etkinlikle taçlandırıldığı cennet-köyler.

Girişte yatırdığınız parayla orantılı olarak uzunlukları değişen; beheri farklı para biriminin simgesi renkli boncuk kolyeler alıyordunuz. Harcamalarınızı kolyenizden koparttığınız bu renkli toplarlarla yapıyor, kolye bileziğe, bilezik yüzüğe dönüşürken, kuş sütünün eksik olmadığı büfelerde tıka basa yiyor, canınız çekerse spora gidiyor, ‘G.O.’ denilen ve görevleri sizi yerinizde oturtmamak olan gençlerin numaralarıyla coşup her gece sahneye konan şovlara hayran kalıyordunuz.

Anlattıkları iştahımı kabartmadığı için mi, cümbür cemaat çıkılan tatillerden haz etmediğimden mi neden bilmem, yıllarca söz konusu cennetlerden uzak durdum.

Sonra bir gün gideceğim tuttu.

O da son gidişim oldu.

Ben gözünün çapağını yıkamadan kumsala koşan, hop hop zıplayanlardan değildim anlaşılan. Fazla hareket fazla geldi ve bir hafta süreceği düşünülen tatil iki günde bitti.

Demem o ki ilk ve tek tatil köyü maceram kötü bitti.

EĞLENCE DAYATMASI YOK ODALAR HÜCRE GİBİ DEĞİL

Fethiye Hillside’a gelince.

Özünde o da bir tatil köyü.

Yukarıda anlattığım sistem orada da var. Bonbon kolyelerin yerini elektronik kartlar almış. Havuz, havuz başı barları, gece şovları, açık büfe, su sporları; kısaca beni gerecek her şey orada da mevcut.

Yine de bir şey farklı.

İlk gün orayı özel kılanın ne olduğunu düşündüm durdum. Sonunda buldum.

Aradaki fark, hazır giyimle haute couture farkı.

Birinde sunulanı almak zorundasınız. Diğeri sizin istediğinizi sunuyor.

Bu kadar basit.

Kalabalığa karışmak isterseniz karışıyor, yalnız kalmak isterseniz kalıyorsunuz. Eğlenmek isterseniz eğleniyor dinlenmek isterseniz dinleniyorsunuz. Kimse size tatil formülü sunmuyor, dayatmıyor. Odalar içeride uzun kalınmasın mantığı ile yapılmış hücrelerden farklı: Geniş, şık, büyük bir kanepenin durduğu balkonu ile ferah mı ferah.

Türkiye’ye ilk kez onlar tarafından getirtildiğini sandığım Balili masözler, biri doğanın içine gizlenmiş, diğeri ana bölümdeki iki SPA’da mucizeler yaratıyor. Her detay inceden inceye düşünülmüş. Zaten sanırım Edip İlkbahar’ı sihirbaz yapan da bu. Lüksün ayrıntıda gizli olduğunu bilmesi.

YEMEKLER AYRI BİR YAZI KONUSU

Yemeklere gelince. Sanırım onları tarif için ayrı bir yazı gerekir.

Çekmesine fotoğraflarını çektim ama baktığınızda göreceğiniz üzerinde bin bir çeşit yemeğin sıralandığı bir açık büfe. Hemen her tatil köyü, çeşitli yemeklerin sunulduğu açık büfeler hazırlar. Hepsinde bol yemek vardır ama sihirli parmaklar değmediği için olsa gerek, hemen hepsinin tadı aynıdır. Çatlayana kadar yer, üç dakika sonra yediklerinizi hatırlamazsınız. Büyük kalabalıklara yönelik mutfakların derdi budur. Göz boyamak istenirken lezzet unsuru göz ardı edilir.

Burada her ikisi de gözetilmiş.

Yoğurda bulanmış, içinde havuç mu kabak mı olduğunu anlayamadığınız salatalardan, birbirinin tıpkıbasımı makarnalardan, salçaya boğulmuş et parçalarından eser yok. Şöyle söyleyeyim: Peynir masasında en nadide peynirler, salata köşesinde diri sebzeler, zeytinyağlılarda sızmanın tadı, etlerde kekik kokusu, balıklarda deniz tuzu var.

Yapanlar bilir, yüzlerce kişiye çıkan patlıcan salatasında ateşin közü varsa o işte emek var demektir.

Bu açık büfesi... Bunun dışındaki lokantalarda sunulanları varın siz düşünün.

Gerçekten de Hillside, kitle turizmini butik otel anlayışı ile buluşturan bir tesis.

Anladığım kadarı ile bunun böyle olması için de çok çaba sarf edilmiş.

Her ayrıntı inceden inceye hesaplanmış, oraya gelenlerin mutlu olması için elden gelen yapılmış, zor beğenenlerin bile kusur bulamayacağı bir dünya yaratılmış.

Zaten bir gidenin dönüp dolaşıp oraya gittiğine, her yerin modasının ışık hızıyla geçtiği günümüzde on yıldır geçmeyen süksesine bakılırsa, bu da başarılmış.

Bunu da sağlayan, arkada durmayı seven alçakgönüllü bir isim:

Edip İlkbahar.

Ona teşekkür etmeyelim de kime edelim?

İlk gün Hillside’ı özel kılanın ne olduğunu düşündüm durdum. Sonunda buldum. Aradaki fark, hazır giyimle haute couture farkı. Birinde sunulanı almak zorundasınız. Diğeri sizin istediğinizi sunuyor. Bu kadar basit... Kalabalığa karışmak isterseniz karışıyor, yalnız kalmak isterseniz kalıyorsunuz. Eğlenmek isterseniz eğleniyor, dinlenmek isterseniz dinleniyorsunuz. Kimse size tatil formülü sunmuyor, dayatmıyor.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle