GeriKelebek Duygusal ve inanılmaz Örümcek Adam
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Duygusal ve inanılmaz Örümcek Adam

Duygusal ve inanılmaz Örümcek Adam
refid:20938185-spot ilişkili resim dosyası

Siz kendinizi hiç güçsüz hissettiniz mi? Her türlü adaletsizliğe karşı çıkmak isteseniz de susmak zorunda kaldınız mı? Avazınızın çıktığı kadar bağırmak istediğiniz yer ve zamanlarda deneseniz de sesinizin, çığlığınızın hiç çıkmayacağından korktunuz mu?

Öyleyse Peter Parker’ın dünyasına hoşgeldiniz... Peter Parker aslında yabancınız değil. Onu, Örümcek Adam ismiyle tanıyorsunuz. Stan Lee adlı yazarın 1962 yılında yarattığı Spider-Man’i 2003-2007 yılları arasında Sam Raimi üç kez beyazperdeye taşıdı. Filmlerin başrollerinde Tobey Maguire ve Kirsten Dunst yer almıştılar...
Beş yıllık bir aradan sonra Hollywood’daki bir film şirketi Spider-Man filmlerini yeni yönetmen, yeni oyuncular ve yeni bir anlayışla yeniden çekmeye karar verdi. Hikâye aynı. Peter Parker, çocuk yaşta annesi ve babasından ayrılmak zorunda kalıyor. Dayısı ve yengesiyle yaşamaya başlayan Peter, lise çağına geldiği zaman hayat daha da zorlaşıyor.
Lisede hırpalanan Peter’ın diğer öğrencilerden farkı ise ne pahasına olursa olsun haksızlıklara ve  adaletsizliklere karşı durabilmesinde gizli. Peter günün birinde evde annesiyle babasına ait evrakları karıştırırken babasının eski ortağı Dr. Curt Connors’ın izine rastlıyor. Bugün Oscorp şirketinin sahibi olan Connors, tıbbi alanda deneyler yapmaya devam ediyor. Peter, Oscorp’u ziyarete gittiği zaman genetik açıdan değişikliğe uğramış bir örümcek tarafından saldırıya uğruyor ve değişmeye başlıyor. Andrew Garfield, son derece inandırıcı bir Örümcek Adam olmuş. Bunun sebebi 29 yaşındaki oyuncunun çocukluğunda gizli.
Garfield, yazar Stan Lee’nin Örümcek Adam’ın maceralarını okumaya başladığı günlerde sadece 4 yaşındaymış. İngiliz oyuncunun Örümcek Adam kostümüyle resim çektirdiği zamanki yaşıysa 5’miş... Andrew o zamanlar aile içi problemleri olduğu zaman da, okulda ezildiği zaman da Örümcek Adam’ın varlığının kendisine güç verdiğini, filmlerin çekimindeyse ne yönetmen Marc Webb’e, ne filme, ne de film stüdyosuna karşı bir sorumluluk hissetmediğini, tek sorumluluğu Örümcek Adam’ın yaratıcısı Stan Lee’ye ve onun eserine duyduğunu söylüyor bugün...
‘İnanılmaz Örümcek Adam’ın en büyük özelliği kuşkusuz zaafları olan gerçekçi kahramanlarla yola çıkıyor olması. Bu kez Peter Parker ne kadar güçlü olursa olsun tek başına dünyalara bedel değil... Bundan önceki Örümcek Adam filmlerinde Kirsten Dunst’ın canlandırdığı ve oyuncu olmak isteyen Mary Jane Watson yerine bilim üzerine çalışmalar yapan Gwen Stacy var. ‘İnanılmaz Örümcek Adam’da Peter’ın korumak zorunda olduğu narin, kırılgan bir kız arkadaşı yok. Onun yerine ekranda Peter’a yardım eden, lisede ders aralarında Kurt Vonnegut romanları okuyan, geleceğin başarılı bir bilim kadını var... Filmin sonlarına doğru Peter, Gwen’e bir emir verdiği zaman Gwen’in verdiği cevap da önemli...
Filmde New York şehrinin turistik, nefes kesecek görüntüleriyle vakit geçirmek yerine insana zaman harcanmış. Bu, yönetmen Marc Webb’in 3D teknolojisini yeteri kadar kullanmadığı anlamına da gelmiyor. Filmin 3D çekimleri için James Cameron’ın ekibi yönetmen Webb’e yardım etmiş.
Filmin oyuncuları, rollerinde başarılılar ama en çok dikkat çeken oyuncular Peter Parker rolündeki Andrew Garfield (‘The Social Network’, ‘Never Let Me Go’), May Yenge rolündeki Sally Field ve Gwen Stacy rolündeki  Emma Stone (‘The Help’ ve ‘Crazy Stupid Love’).  Bu filmin çekimlerinde tanışan Andrew Garfield’le Emma Stone ilk bakışta birbirlerine aşık olmuş ve o ilk günden beri hiç ayrılmamışlar. Filmde Andrew’la Emma’nın birlikte çektikleri sahneler iki oyuncunun da parladıkları anlar. Aynı şeyi Andrew Garfield’le tecrübeli oyuncu Sally Field’nin birlikte oynadıkları sahneler  için de söyleyebiliriz...
Peter Parker’la Gwen’in sağlam ilişkisi üzerine kurulu ve Gwen’in kendi ayakları üzerinde  durduğunu gösteren ‘İnanılmaz Örümcek Adam’, kahraman filmlerini sevmeyen sanatseverleri bile cezbedilecek, duyguları da es geçmeyen, düşünceli, olgun, eğlenceli bir film...
Çarşamba günü Fransa’da vizyona giren film için Paris sinemalarında kuyruklar oluşturuldu...

SAVION GLOVER

Yıl 1996, New York. Herkes onu konuşuyor. Bir dansçı ya da bir koreografın hayal edemeyeceği kadar büyük bir çıkış yapan genç adam, her yerde konuşuluyor. Columbia Üniversitesi’nde edebiyat derslerinde bile ondan konuşuluyor.
İlk kez 10 yaşındayken Broadway sahnesine çıkan Savion Glover, 1996 yılında ‘Bring in’Da Noise, Bring in ‘Da Funk’la dansı tarihin bir parçası haline getirdi ve zaman içinde gelişen stilleri bir araya getirip kendi stilini yaratmayi başardı. Savion Glover’a Tony ödülü getiren bu gösteri için The New York Times; dans, müzikal, sanat, tarih ve eğlence olarak (bu gösterinin) yapamayacağı ve yapmaması gereken hiçbir şey yok diyecekti... Haziran ayının son haftasındaysa İngiliz gazetesi The Guardian’dan bir gazeteci Savion Glover’la Fred Astaire’i karşılaştırdı...
Amerikalı koreograf/tap dansçısıysa yoluna devam ediyor. Paris’te haziran sonunda Avrupa prömiyeri yapılan yeni gösterisi ‘SoLo iN TiME’la haftalardır Theatre de la Ville’in büyük salonunu doldurmayı başaran Savion Glover’ı salı akşamı izleme fırsatı buldum. ‘SoLo iN TiME’da Savion Glover, ilk defa tap dansıyla flamenkonun arasındaki ilişkiyi araştırıyor. Flamenkonun da tap dansı gibi ritmik, tutkulu ve duygulu bir dans olduğunu söyleyen Savion’a bu gösterisinde gitarları ve vokalleriyle Gabriel Hermida ve Christopher Cintron eşlik ediyorlar. Gösteride Savion Glover gibi ‘hooferz’ geleneğinden gelen (tap dansında kendilerini perküsyonist gibi gören, tanımlayan dansçılar için kullanılan sözcük) Marshall Davis Jr. da büyük alkış aldı.
Gösterinin 10-15 dakikalık ilk bölümünde tek başına sahnede olan Savion, kendi müziğini kendi ayaklarıyla yapıp yine kendi müziğiyle dans ediyor... Sahneye iki flamenko müzisyeni çıktığı zamansa üç kişiden oluşan bir flamenko grubunun konserine gitmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi. İspanya’yla Amerika’nın birlikteliği hiç bu kadar ahenkli olmamıştı...

 

 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle