GeriKelebek Dostluğa!
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    6
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dostluğa!

Sorgulanan sorgulanmayan, ama bilesiniz ki büyük bir haz duyulan karşılıklı mı -sız mı dostluktan; üzerine ağır ağır karanlık bir gece çöken karla kaplı İstanbul’dan; Marie-Galante imbiklerinde özel çekilmiş portakal kabuğu liköründen ve Pink Floyt’tan bahseden bir yazı...

5 Şubat tarihli Cihannüma köşesinde, Hakkı Devrim şöyle bir ‘dil yâresi’ne yer verdi:

Yâre'mizin sebepleri kelime, cümle, anlam, imla ve telaffuz yanlışlarından ibaret değil ki! Seçerken işlenen hatalar da var: kelimeleri ve bunların cümle içindeki yerini, deyişleri, meselleri, tekerlemeleri...
Ahmet Acar Bey okurum bakın ne diyor:
Çarşamba akşamı Güneydoğu Asya'ya yardım amaçlı maça rastladım. Ekranın bir köşesinde YABANCILAR yazılı. Türkiye'de oynayan değişik uyruklu futbolcular.
Onları MİSAFİRLER olarak tanımlayamaz mıydık, diye hayıflandım. «BİZ ve YABANCILAR» bana garip geldi biraz.
- Bana da sevgili okurum. Düşüncenizi paylaşanların çoğunluk olacağını düşünürüm.

*

Nedense, bu Dil (Gönül) Yâresi’ni okurken, sizlerle olan ilişkimi düşündüm.

Siz, aslında anonim bir yabancı kitle, ama benim misafirlerim, e-dostlarım...

Çoğunuzun beni ne kadar “içinizden biri” gördüğünü inanın hayretle hissediyorum.

Övünmekten öte, böbürleniyorum resmen.

Burada nasıl bir gönül birliği, bir his birliği oluştuğunu fark ediyorum.

Hem de, çoğu zaman fikirlerimiz hiç mi hiç uyuşmadığı halde. Anket yapıyorum, içinizde bir hayli AKP’li var belli ki, keza ben CHP’ye söylendikçe bana kızan hızlı sosyal-demokratım bol burada...

Zaten çatmadığım, bulaşmadığım yok ki benim. Ne zaman ağzımı açsam, birine dokunuyor yazdıklarım.

O zaman niye buradayız, niye bir arada, niye birlikte olmaktan hoşlanıyoruz, bizi birbirimize yaklaştıran, bizi birbirimize bağlayan nedir?

Ha, sizin bir avantajınız var tabii ki, acucuk hile yapıyorsunuz, siz beni hemen her şeyimle tanıyorsunuz artık, bense bir iki e-dost dediğim ama ancak adını bildiğim okur dışında... hiçbir fikre sahip değilim sizler hakkında. Kimsiniz? Necisiniz? Ne düşünüyorsunuz?

*

Bu arada, saat 18.18, gece ağır ağır çöküyor şehre. Gökyüzü kurşun gibi. Terası örten kardan öte, sol tarafta Haydarpaşa’nın ışıkları, henüz şehrin silueti seçilebiliyor ama denizi gökyüzünden ayırmak mümkün değil artık. Az ötede, tarihî yarımada, Sultanahmet’in ışıkları çoktan yanıyor. Karşısı Beyoğlu tarafı. Sanki bir daha aydınlık, bir daha sesli. Sağımdaysa İstanbul’un Manhattan’ı, şehrin yeni abideleri, gökyüzüne bir isyan gibi yükselen iş kuleleri. Ve çepeçevre beyaz çatıların altında evlerin ışıkları. Her ışık bir hayat, her ışık bir dünya demek.

Geçen gün Boğaz’da dinleyemedim, bu sefer Bülent’in doldurduğu CD’den Shine On Your Carzy Diamond dinleyerek, Marie-Galante’tan gelen Schrubb kadehimi DOSTLUĞUMUZA kaldırıyorum.

Neden, nasıl, niye... fark etmez zaten..

İngiltere’de bir mason locasının kapısında şöyle bir tabela asılıymış derler:

BURADA YABANCI YOKTUR
BURADA HENÜZ TANIŞMA FIRSATI BULAMADIĞINIZ
DOSTLAR ARASINDASINIZ

Yorumları Göster
Yorumları Gizle