GeriKelebek Dizilerde asla oynamam sanıyordum
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dizilerde asla oynamam sanıyordum

Dizilerde asla oynamam sanıyordum
refid:22137143 ilişkili resim dosyası

Küçük yaşlarda oyuncu olmayı kafasına koymuştu. “Boğaziçi Psikoloji’yi de kazanacağım ama tercihimi Mimar Sinan’dan yana kullanacağım” diyordu. Dediğini yaptı, hayalini gerçekleştirdi. Dizilere karşı önyargısı da zamanla kırıldı. Şebnem Hassanisoghi, şimdi ekranın en çok izlenen dizilerinden “Kayıp Şehir”le seyirci karşısına çıkıyor. Ve artık tek amacı, özel hayatıyla değil, oynadığı karakterlerle adından söz ettirmek...

Oyunculuğa dair merak ettiğim bir konuyla başlamak istiyorum. Çıplaklık içeren sahnelerde mahremiyetinize dokunulduğunu hissediyor musunuz?        

- Açıkçası ben o sahnelerde hiç kendim gibi hissetmiyorum. Belki de bu yüzden o kadar rahat olabiliyorum. Yoksa “Şebnem şurada soyun” dendiğinde gerçekten utanırım, soyunamam. O kadar insanın ortasında çok rahatsız olurum. Her şeyini insanlarla paylaşmak isteyen biri değilim. Beni bilmelerini, tanımalarını da istemiyorum çok fazla.  

Sevişme sahnelerinde hep kadın ön plandadır, kadın konuşulur. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Sistemin dayattığı bir şey bu... Kadın estetiğini pazarlamak, çok daha alışılagelmiş ve çok daha kolay. Kötü niyetli olmayan bir yönetmen de gözü buna alıştığı için o sahneyi bu şekilde çeker.

Sizin hiç kendinizi kötü hissettiğiniz bir sahneniz oldu mu?  

- Kullanılıyormuşum gibi hissettiğim mi?

Evet...

- Şanslıyım ki hiç öyle işlerin içinde bulunmadım. Umarım hiçbir zaman da bulunmam. Galiba bu biraz da sezgilerinize ve çalışacağınız insanlarla konuştuklarınızla alakalı. Ben sezgilerime güveniyorum bu konuda.

BAŞIMA GELENLERİ ŞANSA DÖNÜŞTÜRÜYORUM

Peki, şanslı bir insan mısınız?

- Ne şanslıyım ne de şanssız. Başıma gelenleri şansa dönüştürmeye çalışıyorum.

Kaderci bir yönünüz var mı?

- İnsanın yaşayacağı şeylerin baştan belli olduğuna inanmıyorum. Ama verdiğin tepkilerin yaşadıklarını şekillendirdiğini ve yolunu aslında kendinin çizdiğini düşünüyorum. Tabii bir de acımasız dış etkenler var. Sen ne kadar bir yere gitmek istesen de seçtiğin yol seni oraya çıkarmayabilir. Bütün bunlara ne kadar bağışlayıcı ve kabullenici yaklaşırsan, o kadar az kırılarak ilerlersin. O yol da seni güzel bir yere çıkarır.

BOĞAZİÇİ’Nİ DE KAZANDIM AMA MİMAR SİNAN’I SEÇTİM

Siz hep hayattan ne istediğinizi bilerek mi ilerlediniz?

- Şu an, geleceğe dair düşünmediğim nadir dönemlerden birindeyim. Ama küçüklüğümde belliydi ne yapmak istediğim.

Ne yapmak istiyordunuz?

- Şöyle diyordum o zamanlar: “Üniversite sınavına gireceğim, Boğaziçi Psikoloji, Sosyoloji ve Felsefe yazacağım, başka da bir tercih yapmayacağım. İstanbul Üniversitesi ve Mimar Sinan’ın sınavlarına gireceğim, Mimar Sinan’ı kazanacağım. Boğaziçi Psikoloji’yi de kazanmış olacağım ama ona gitmeyip Mimar Sinan’a gideceğim.”

Aynen bu şekilde mi oldu?

- Aynen bu şekilde oldu. Ama şunu itiraf etmem lazım; Mimar Sinan’ı kazandığımda Boğaziçi Psikoloji’yi bırakmak biraz güç oldu.

“NE CÜRETLE TEKLİFLERİ GERİ ÇEVİRİRSİN!”

Peki konservatuvarda okurken, sonrasında neler yapmak istediğinizi biliyor muydunuz?

- Tiyatro yapmak temel isteğimdi. Ama sinema filmlerinde de oynamayı çok istiyordum. Dizilerde asla oynamam sanıyordum, hatta bayağı da uğraştım bunun için.

Kaç dizi teklifini geri çevirdiniz?

- Başlangıçta bayağı bir teklifi geri çevirdim. Hatta çevremdekiler çok şaşırıyordu, “Ne cüretle geri çeviriyorsun?” diye...

Ama sonra “Firar” dizisinde rol aldınız. Ne oldu da fikrinizi değiştirdiniz?

- Denemek ve yapabilir miyim diye görmek istedim. Dizi erken bitti. Ufak bir alışma dönemi oldu benim için. Bu sene de “Kayıp Şehir”deyim. Doğru işleri tercih ediyorsan, dizide oynamanın olumsuz bir şey olmadığını fark ettim. Artık dizi, sinema ya da tiyatroyu ayırmıyorum.

“Kayıp Şehir”deki rolünüz sizi tatmin ediyor mu?

- Sadece kendi karakterimi değil, bütün karakterleri beğeniyorum. Yazarlarımızın kurduğu hikâyeyi, karakterlerin sahiciliklerini, içinde bulundukları çıkmazları da... Tatmin olduğumu söyleyebilirim.

HİÇBİR AŞK BAŞLADIĞI GİBİ DEVAM ETMEZ

Sizin canlandırdığınız Zeynep karakterinin en büyük çıkmazı ne?

- Zeynep, zengin bir ailenin kızı. Fakir bir gence aşık oluyor. Bu yüzden iki arada kalıyor; ya ailesinin yanında olacak ya da aşkının peşinden gidecek. Aşkının peşinden gittiğinde bütün alışkanlıklarının ve konforunun değişeceğinin farkında, yine de onu seçiyor. Ve sonrasında bu durumla yüzleşmek zorunda kalıyor.

Siz sonsuz, ölümsüz aşklara inanır mısınız?

- Ben insanın sabit değil, değişken olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla sonsuz aşk varsa eğer, onun da sürekli değişen bir duygu olduğuna inanıyorum. Başladığı gibi devam edebilen bir aşk olabileceğini asla düşünmüyorum.

Peki aşk için her şeyi göze alabilir misiniz?

- O aşk içinde her an her şeyi yapamam ama her şeyi yapabileceğim anlar da olur.

O HABERLER BENİ DE ÜZDÜ, İLKER’İ DE

Bir röportajınızda “Özgürlüğümün kısıtlanmasını istemediğim için ünlü olmak istemiyorum” demişsiniz. Nasıl bir kısıtlamayı kastetmiştiniz?

- Hayatıma karışılmasını istemiyorum demek istemiştim. Rollerinizle ün kazanmanız ya da beğenilmeniz güzel bir şey. Ama özel yaşamınıza müdahale edildiği ya da insanların oynadığınız karakterden öte sizi merak ettikleri, “Ne giymiş? Nereye gitmiş?” diye baktıkları bir noktaya gelmek istemem.

Geçenlerde rol arkadaşınız İlker Kaleli’yle görüntülendiniz. O haberler size ne hissettirdi?

- Üzüldük ikimiz de. O fotoğraflardan da o kadar belli ki sevgili olmadığımız...

“Özgürlüğümün kısıtlanmasını istemiyorum” diyorsunuz. Sizin özgürlük tanımınız nedir?

- Özgürlük, öyle basitçe cümle içinde kullanabileceğim bir şey değil. Özgürlük deyince çok büyük bir şey geliyor benim aklıma. Şu hayatta özgür hissetmek biraz zor sanırım.

Özgür hissetmiyor musunuz kendinizi?

- Hayır, şu an hiç özgür hissetmiyorum. Bir dağ başında yalnız kaldığımda belki özgürlüğe ufacık yaklaşabilirim ama İstanbul’da yaşıyorsan bu imkansız. Ayrıca ülkenin başındakiler çıkıp da herkese emirler yağdırıyorsa ve sen bunu dile getirmekten bile korkuyorsan, özgür hissettiğini söylemen büyük bir yalandan ibaret olur...

ÖDÜL BEKLENTİM YOKTU

İlk filminiz “Geriye Kalan”dan sadece bir ödül aldınız (12. Uluslararası İzmir Film Festivali’nde) ve inanın bu beni çok büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Siz neler hissettiniz?

- Ödül jüriyle çok bağlantılı olduğundan, beklenti de ancak jüriye göre oluşabilirdi. Kimlerin jüri olduğunu bilmiyordum, o yüzden ödül beklentim de yoktu ama insanların büyük bir beklentisi vardı, bu da beni çok mutlu etti. Hiç ödül almasaydım çok büyük bir dert olur muydu benim için, bilmiyorum. O filmde yer almak bir tür risk ve bir tür şanstı. Ben de iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum.

Neler riskti ya da neler şanstı?

- Çok zor bir roldü. Filmin öyküsü itibariyle inandırıcı olmama ihtimali vardı. Ama öykünün, oyuncunun performansıyla inandırıcı kılınabileceğine inandım ve bunu denemek istedim. Riskli ve keyif verici tarafı da buydu.

21 ARALIK PAZARLAMA STRATEJİSİ

Maya takvimine göre 21 Aralık’ta dünyanın sonu gelecek. Siz ne düşünüyorsunuz ‘kıyamet günü’yle ilgili, sizce o gün neler olacak?

- Astronomiye saygım çok büyük, muhakkak bir şeyler hesaplamışlardır ama 21 Aralık’ta dünyanın sonu gelecek gibi bir düşünceye inanmam mümkün değil. Bir tür pazarlama stratejisine dönüştüğü için bana itici geliyor bu konu.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle