Discovery’de şişmanlık olayı

Güncelleme Tarihi:

Discovery’de şişmanlık olayı
Oluşturulma Tarihi: Aralık 17, 1999 00:00

Haberin Devamı

Kilosu üç haneli Berin Yavuzlar, patron, ‘Genel görüntüyü bozuyor’ dediği için işten ayrılmak zorunda kaldı

Televizyonculuğa ne zaman başladınız?

- Bir buçuk yıl önce. Discovery Channel‘da bir yıl çevirmenlik yaptım, ardından da redaktör olarak çalışmaya başladım.

Discovery Channel‘ı seçmenizin özel bir sebebi var mıydı?

- Farklı dillere ilgim var. Bir de çeviri yaparken insan sürekli yeni bir şeyler öğreniyor. Discovery Channel hiç monoton değildi. Redaktörlük de bana çok keyif veriyordu çünkü yayınlanacak bütün bölümler elimden geçiyordu. Dolu şey öğreniyordum.

Ne kadar maaş alıyordunuz?

- 350 milyon.

Patronunuz Ali Karacan‘la hiç tanışmış mıydınız?

- Hayır. Ama o beni görmüştür.

Siz onu sık sık görür müydünüz? Hani bazı patronlar dolaşır ya ortalıkta?

- Evet her akşamüstü teftişe çıkardı. Ve her akşamüstü beni en azından bir kere görürdü. Çok ortada bir yerdeydi masam. Ama çevirmenlik yaptığım sürece ben dışarıdan çalıştım. Son iki aydır binadaydım. Dublajda sorunlar çıkıyordu, kadroya alınıp binanın içinde çalışmaya başladım.

İşinizle ilgili her hangi bir probleminiz var mıydı?

- Hayır.

Tekrar evde çalışmanız gerektiği size bildirildiğinde bu hoşunuza gitti mi?

- Hayır. Tedirgin oldum. Evde çalışmanın keyifli yanları var ama ofiste olmayı tercih ediyordum. İş ortamında bulunmak, kendimi Discovery Channel'ın elemanıymışım gibi hissetmek iyiydi. Dolayısıyla tekrar evde çalışmam gerektiği söylendiğinde, bunu bana ileten kişiye nedenini sordum. Evden daha rahat çalışabileceğimi söyledi. ‘Nedir? Bir şey mi oldu? Sorun varsa, söyleyin‘ dedim. Acaba beni işten mi çıkarıyorlar diye şüphelenmedim de değil. Ama sonra düşündüm: Böyle bir şeye gerek yok ki, istemezlerse zaten beni yollarlar. Bana gerçek neden söylenmedi. ‘Daha hızlı çalışacağını düşündük‘ dediler. Hatta biraz ortalık karıştı. Discovery Channel'ın Türkiye yetkilisi de durumu anlamaya çalıştı. Çünkü beni orada istiyordu.

Peki onun yönetimde bir etkisi yok mu?

- Yok. İki tane Türkiye temsilci var. Ama tek yetkili Ali Karacan. Onların pek söz hakkı yok, her ne kadar Discovery Channel adına orada olsalar da.

Evden çalışmaya başlayınca sorunlar sona erdi mi?

Bana git dendi ama ben bu teklifi çok ciddiye almadım, ertesi gün yine işe gittim, ‘Sen niye geldin ki buraya‘ dendi. ‘Buradan gideceksin‘ ya da ‘Dublaj stüdyolarının orada bir odada çalışacaksın!‘ Bizde açık ofis sisteminde çalışılıyordu. Benim olmam gereken yer de televizyon kadrosunun olduğu yerdi. Fakat dublaj bölümünün olduğu yere yolladılar. Orası da binadan çıkıp avluyu geçip ulaştığın bir yer. Tuvalet için bile öbür tarafa gitmem gerekiyordu. Yani hiç zekice değil, çünkü lokal bir çözüm. Orada çalışıp tuvalet için öbür tarafa gidince de görünecektim Ali Bey‘e! Ben de tabii ki öyle bir duruma düştüm ki, orada bulunmaktansa evden çalışayım dedim.

Peki sonra neden geri çağırdılar?

- Benim gitmemle birlikte sorunlar doğmuş. Dublajda deşifre edilmesi gereken bir bölümü çevirmen yapmamış. Benimle e-mail yoluyla haberleşiliyordu ama uzakta olunca da problem çıkıyordu. Zaten benden memnun olduklarını açık açık söylüyorlardı. Bu sefer de dediler ki ‘Odan hazır. Başka bir oda ayarladık sana. Gel‘. Tabii benim, ne değişti ki diye sormam gerekiyordu. Ama devam etmek istiyordum işime, çünkü seviyordum. Ve bu durumu umursamadım.

Ne kadar süre umursamadınız?

- Bir gün.

Nasıl açık verdiler ki, bir gün içinde meseleyi çözdünüz?

- Farklı bir tavır sezmeye başladım. Gözümün içine bakamıyorlardı. Sezgisel bir şey sözünü ettiğim ama gerçekten öyle. Durumu bilen dört kişi vardı. Ben de rahatsızlığımı bir çevirmen arkadaşıma anlattım. O da bunu bilen o dört kişiden birini arıyor ve neler oluyor diye soruyor. Aldığı yanıt şu: Ali Karacan, Berin‘i burada istemiyor, ondan rahatsız oluyor. Çünkü şişman ve genel görüntüyü bozuyor. Ben bunu gece öğrendim. Ve bütün müdürlere ertesi gün toplantı talep ettiğime dair bir mail attım.

Açıklama yapmaları için birilerini zorladınız mı?

- Hayır. Toplantı talebim kabul edildi, ben de gittim. Onlar meseleden haberdar olduğumu bilmiyorlardı. Üç tane müdür. İkisi sözünü ettiğim Discovery‘nin Türkiye temsilcisi. Açık bir şekilde ‘Durumu öğrendim bu koşullar altında benim burada çalışmam mümkün değil‘ dedim.

Tepkileri ne oldu?

- Türkiye temsilcisi, yani brand manager olan, özür diledi. Gerçi hepsi biliyordu durumu. Bir tanesinin hiç sesi çıkmadı. Ama genel tavır şuydu: Yapabileceğimiz hiçbir şey yok, çünkü adam böyle istiyor! Ama istifa ediyorum deyince ‘Hayır biz senden çok memnunuz, gidemezsin‘ dediler. ‘Ali Karacan‘ın neden böyle davrandığını sizinle tartışacak değilim ama size bir çift sözüm var‘ dedim: ‘Beni eve yolladınız sonra kendi ihtiyaçlarınız için geri getirttiniz ama hiç beni düşünmediniz, bu adam beni tekrar görecekti, onunla karşılaşacaktım çok kötü bir duruma düşebilirdim‘. Müdürlerden en yetkili olanı bana baktı ve ‘Üzgünüm ama o isterse, beni de işten atabilir‘ dedi. Maaşını Amerika‘dan aldığı halde böyle söyledi.

Siz kendinizi nasıl hissettiniz?

- Nasıl hissedebilirim ki! Tabii ki şişmanlık yüzünden rahatsızlık çekiyorum, çektim de. Ama bu benim sosyal yaşantımı hiç etkilememişti. Yani bugüne kadar. Gerçi şunun da bilincindeyim: Ben oraya görüntüm için gitmemiştim ki. Ben VJ değilim. Yaptığım işle varım, o kadar. Görüntümle değil. Yaptığım işten memnun değillerse eyvallah, bir dakika durmam orada. Ama sadece görüntü bahane edilince, insan doğal olarak kendini çok kötü hissediyor.

Bir avukata gitmeye ne zaman karar verdiniz?

- Bir hafta sonra. Ama bir şey yapabilmenin çok mümkün olmadığını öğrenmiş bulunuyorum. Türkiye'de bu gibi davaların çok sonuç vermediği söylendi bana. Savcı bir önceki davada yüzüne kezzap atılan biriyle uğraştıktan sonra, benim duygusal hikayemle uğraşamazmış.

Siz kendinizi iri gibi mi yoksa şişman gibi mi değerlendiriyorsunuz?

- Ben şişmanım. Ama boyum da 1.76 olduğu için, iriyim de aynı zamanda. Boşnağız biz. Onlar iridirler ya. Yani zayıf olsaymışım da, çıtı pıtı bir tip olamayacaktım.

Kaç kilosunuz?

- Benim boyumda birinin şişman olabilmesi için üç haneli bir rakama ulaşmış olması gerekiyor, değil mi? Bunu hiç saklamadım ki, işe giriş formuma bile kilomu yazdım. Göğsümü gere gere.

İşe giriş formunda kilonuzu doğru olarak yazdığınız söylüyorsunuz. İyi ama kilonuzun yaptığınız işle ne alakası var?

- Bilmiyorum. Orada çok çeşitli insanlar çalışıyorlar. VJ‘ler, DJ‘ler, teknik ekip. Belki VJ'ler için geçerli, hostes olsam da geçerli olabilir. Çok düşünmemiştim formu doldururken. Doğruyu yazmıştım. Hatta, biri bana, ‘Bari iki haneli bir şey yazsaydın‘ demişti. Sonra da, ‘Neler söylüyorum bu yüzden işe alınmayacak değilsin ya!‘ diye eklemişti.

Hormonal bir bozukluk?

- Yok. Tahliller yapıldı, olmadığı ortaya çıktı. Herkes bir şey sever, ben de yemeyi seviyorum. Dönem dönem çok şişmanlıyorum. Şu anda hayatımın en şişman halindeyim. Kimi sigara içer, kimi içki içer. Kimi de yemek yer. Benim gibi.

Bu olaya kadar şişmanlığınızın bir başkasını rahatsız edebileceğini düşünmüş müydünüz?

- Hayır. Kimi rahatsız edebilir? Erkek arkadaşımı. Değil mi? Onun hakkı var. Ki rahatsız ettiğini zannetmiyorum.

Ali Karacan‘ı teşhir etmek size yetecek mi?

- Kesinlikle. Para-mara gibi bir niyetim yok. Onun parasını istemem zaten. Bu yapılanı hak etmediğimi düşünüyorum. Üstelik amatörce bir yaklaşım.

Keşke Amerika‘da yaşasaydım ve tazminat davası açıp para alsaydım gibi düşünceler hiç mi geçmiyor beyninizden?

- Zaten Discovery‘in Türkiye temsilcisi bu olay başına Amerika‘da gelseydi inanılmaz paralar alır ömrünü Karaipler'de geçirirdin dedi. Fena da olmazdı değil mi! Amerikalı olmak, hakkını arayabilmek anlamıyla cazip tabii. Ama biz Türkiye‘de yaşıyoruz. Paragöz biri değilim, biraz utansın yeter.

Bunun başka bir sektörde başınıza gelebileceğine inanıyor musunuz?

- Bar-maid olamam mesela. Belki fiziği düzgün herhangi bir kadından daha iyi bar-maidlik yapabilirim, ama bazı sektörlerde görüntü önemli. Görüntüye önem verilen görsel işlerde ben çalışamam bunu biliyorum. Ama ilanlara bakarsanız, santral memureliği için bile prezantabl olması tercih sebebidir deniyor. Yani telefonu açacak kişinin bile mümkünse güzel olması isteniyor. İnsanların böyle bir takıntısı var.

Başkasının görüntüsünün sizi rahatsız ettiği olur mu?

- Sadece temiz değillerse. O da yakın temastaysak. Ben insanlarla bu anlamda ilgilenmem zaten. Onları ayrımam da. Herkese şans veririm. Ali Karacan gibi bir adama bile verebilirdim.

Görüntüsü iyi diye yükselen birçok insanı duyduk da, tersi durumdaki birinin hücrede tecrit edilmesini duymamıştık. Siz bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?

- Açıklayamıyorum. Görüntü önemlidir. Ama kurumun çıkarları daha önemlidir. Dolayısıyla karşımdaki insanın kafası çalışmıyorsa ona niye iş vereyim? Ben Ali Karacan‘ın yerinde olsaydım kurumun çıkarlarını kendi çıkarlarımdan üstün tutardım. Dolayısıyla bir mantık hatası var burada. Onun için üzülüyorum ben.

Çalışma arkadaşlarınız neden isyan etmediler?

- İsyan eden işten çıkarılır da ondan! Hani filmlerde olur ya, ‘Öne çıkın‘ denir, öne çıkan gider. Bu da genel sistemin bir parçası. Çok sesimizi çıkarmaya alışkın bir millet değiliz. Özellikle benim jenerasyonum, susmayı tercih ediyor. Bu sözünü ettiğim insanların da hepsi genç. Benim yaşımda. Yani 26.

Herşey Leman’a yazılan mektupla başladı

Adı Berin Yavuzlar. 73 doğumlu. Özel Moda Lisesi‘ni bitirdi. İspanyolca biliyor. Bir süre Amerika’da kaldı. Şu anda Güzel Sanatlar'ın Seramik Bölümü son sınıf öğrencisi. Hayali, heykel. Ama dile karşı yetenekli ve çeviri yapmaktan büyük keyif alıyor. Son zamanlarda rağbet gören, Discovery Channel'da çalışırken biraz fazlaca kilolu olduğu için genel görüntüyü bozduğu gerekçesiyle önce eve gönderildi, sonra tekrar işyerine çağrılarak gözlerden uzak bir odada tecrit edildi. Bu yüzden sevdiği işinden ayrılmak zorunda kaldı ve Leman Dergisi’ne bir mektup yazarak herşeyi anlattı.

Discovery'nin Türkiye temsilcisi: ‘Amerika’da olsa köşeyi dönerdin’

Dedi ki: ‘‘Bu kişisel ayrımcılığa girer. Amerika‘da olsan milyonlarca dolar kazanırsın, hayatının geri kalanını Karayipler'de geçirirsin’’ ve ekledi: ‘‘Ama isterse Ali Karacan beni de işten atar’’.

‘Bunu söyleyen insan maaşını Amerika'dan alıyor.

Türkiye'de bir şey yapamıyorum ama Amerika'daki Discovery'e durumu

bildireceğim.’

Amerika’da fotoğraf istemek bile yasak

Bu tür bir olay Amerika’da cinsel ayrımcılığa giriyor, Ve büyük suç. İşe müracaat belgelerinde başvuranın kadın yada erkek mi olduğu sorulamıyor. Belgeye fotoğraf konulması da yasak. Üstelik dava açıldığında hayatının sonuna kadar rahat edebileceği miktarda tazminat alınıyor.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!