GeriKelebek DİNOZORLAR VE ÖLÜMSÜZLÜK ARAYIŞI - 2 İnsanoğlunun doğal yaşlanma süreci üzerine yapılan bilimsel araştırmalar arttıkça, yaşam süresinin uzayacağı umudu
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

DİNOZORLAR VE ÖLÜMSÜZLÜK ARAYIŞI - 2 İnsanoğlunun doğal yaşlanma süreci üzerine yapılan bilimsel araştırmalar arttıkça, yaşam süresinin uzayacağı umudu

DİNOZORLAR VE ÖLÜMSÜZLÜK ARAYIŞI - 2 İnsanoğlunun doğal yaşlanma süreci üzerine yapılan bilimsel araştırmalar arttıkça, yaşam süresinin uzayacağı umudu da artıyor. Peki ama kaç yaşına kadar ve ne kadar sağlıklı?Bu hafta da ölümsüzlüğe giden yolda mutlu bir yaşlılık için çalışan bilim dünyasındaki son gelişmeleri incelemeye çalışacağız. 20. yüzyıl başındaki aşı, antibiyotik ve hijyen konusundaki buluşlar ortalama insan ömrünü yaklaşık 10 yıl kadar uzatmıştı. Günümüzde yaşlanma sürecinin tetiğini çeken kimyasal maddelerin ve genlerin tanınması sadece mekanizmanın çözülmesine değil, yaşam süresinin uzatılmasına ve daha önemlisi yaşam boyu sağlığımız ile gücümüzü koruyabilmemize olanak sağlayacak gibi görünüyor. İnsanlar niye yaşlanıyor?Bunun temelde iki basit yanıtı var. İlki insan vücuduna dışarıdan etkili olan saldırılar ve bedensel kaynaklı zayıflıklarımız. Örneğin her yemek yememizde ortaya çıkan serbest radikaller gibi. Bu ve benzeri maddeler zaman içinde bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor ve organlarımızda işlev bozuklukları yaratıyor.Yaşlanmanın ikinci kaynağı ise bireysel özgünlüğü olan genetik kodlar. Canlı türleri arasında ve hatta tür içinde değişiklikler gösteren genler yaşam süresinin en önemli belirleyicilerden biri. Genetik farklılıklar nedeniyle örneğin kediler ortalama 20 yıl, bazı ağaçlar ise 40 bin yıl yaşayabiliyor. Yaşlanmanın en korkutan yönü olan insan organizmasının eskimesinin doğal seyri ve hastalıklar arasındaki ince sınırı çizmek doktorlar için de kolay değil. Yaşlı bir hastayla konuşurken hangi sorunun yaşlılığa bağlı, hangisinin hastalığa bağlı olduğunu anlatmak ve hastayı inandırmak hep zor oluyor. Kalp ve beyin kendini tamir kapasitesi çok sınırlı olan organlardır. Büyük damarlar yıllar içinde elastikiyetini yitirir. Protein metabolizması yavaşlar, hücre sayısı azalır, zararlı maddeler birikmeye başlar. Kromozomlarda genetik değişiklikler başlar. Örneğin yaşlanan kişinin hafızasının zayıflaması normaldir ama aynı durum genç birinde olsa akla Alzheimer Hastalığı gelebilir. Katarakt, retinopati, duymanın azalması, osteoartrit (kireçlenme), osteoporoz (kemik erimesi), geç dönem belirlenen diyabet (şeker hastalığı), böbrek işlevlerinde zayıflama, prostat büyümesi, ciltte lekeler ve adale zayıflıkları yaşlanmanın doğal sonuçları arasında sayılabilir. Belki bu sorunların hep yaşlılıkla anılmasını nedeni yıllar geçtikçe bu bozuklukların görülme sıklığının artmasıdır.Kanser türlerinin de sıklığı yaşlılıkla artıyor. Ancak kanser için yaşlılığın olağan bir sonucu demek doğru olmayacaktır şüphesiz. Belki de sayılan bozukluklar arasında hiç düşünmeden kesin tedavi gerektiren tek hastalık halidir bile diyebiliriz.Gelelim bilimin yaşlanmayla süregelen savaşına.Genetik bilimi, moleküler biyoloji, hücre biyolojisi ve fizyoloji bilimleri yaşlanmaya karşı topyekün saldırı planlarını hazırlamakla meşgul. Antioksidan maddeler ve genler üretilerek zararlı etkiler göğüslenmeye çalışılıyor. Colorado çalışma grubu yuvarlak solucanlarda bir geni bükerek elde ettiği süper antioksidan gen sayesinde yaşam süresini iki kat uzattı. Yine piyasada çok moda olan antioksidan ilaçlar ve vitaminler halkımızın bile vazgeçemediği sihirli formüller. Amerikalı bir grup (Worcester Advanced Cell Technology) özel bir program kapsamında bir madde üreterek (telomerase enzimi yapısında) hücre yaşlanmasını yavaşlatmaya çalışıyorlar. İşlem en basit tarifi ile bir insan hücresinin alınarak genetik yapısından arındırılmış bir hayvan yumurtasıyla birleştirilmesi ve yeni yaratılan bu hücre yapısının genetik kodlamasının sıfırdan başlaması prensibine dayanıyor. Böylece ölümsüz hücreler elde edilerek organlar eskidikçe değiştirilecek. Yine Harvard Üniversitesi ve Japon Kalp Enstitüsü ortak bir program dahilinde doku mühendisliği yöntemleriyle laboratuarlarda hücre üreterek doku imal etmenin ilk adımlarını attılar. Bu yolla sizden alınacak hücre örnekleri laboratuarlarda çoğaltılarak işlev görmeyen organlarınızın yenisi yapılabilecek. Hayvanlardan insana organ nakilleri yine gündemde olan diğer bir konu. Genetik özelliklerinden arındırılmış hayvan doku ve organlarının insan vücudu tarafından reddedilmesini önleyecek yapılanma oluşturulmuş durumda. İnsan kopyalama ise başlı başına irdelememiz gereken bir konu. Boyutları çok karmaşık ve tartışılabilir olduğundan bu yazıda pek değinmeyeceğiz.Ancak anlattığımız tüm yöntemler bugün için oldukça pahalı. En basitinden hücre üretmek için kullandığınız besiyerinin 200 mililitresinin maliyeti 7000 Amerikan Doları civarında. Hücre üretmek ise işlemin tümü düşünüldüğünde bir gökdelendeki basit bir basamak. Japonlar sadece Tokyo'daki tek bir merkezde hücre üretme yöntemlerinin araştırılması için bu yıl 1 milyon Amerikan Doları ayırdı. Ölümsüzlük arayışında harcanan bu fonlar şimdi de yeni bir etik tartışmayı başlattı. Gelişmiş ülkelerde bu tür araştırmaların gereksiz olduğunu iddia ederek sınırlandırılmasını savunanlar ve elde edilecek sonuçların sadece ömrü uzatmayacağını, diyabetten kansere pek çok hastalığın da çözülebileceğine inanan karşı gruplar var. İlk grup bu buluşlardan sadece teknolojik olarak ileri ülkelerdeki insanların yararlanabileceğini, üstelik dünya nüfusunda inanılmaz bir artışa yol açacağını iddia ediyor.Zaten bu bilim adamları ne bulsalar kimseye yaranamıyorlar.Bir Cumhurbaşkanlığı seçiminden çıkarak nerelere geldik. İnsanoğluna tarih boyunca hep çekici gelen "ölümsüzlük" fikrine bu denli yakın olmak gerçekten heyecan verici. Sizlere yazımızda yaşlanmayı önleme amaçlı araştırmalar hakkında kısa bilgiler vermeyi amaçladık. "Türkiye gerçeklerinde çözülmeyi bekleyen binlerce sorun varken bir ölümsüzlüğümüz eksikti" de diyebilirsiniz. Vallahi siz bilirsiniz. Biz doktorlar Faust zamanından beri sonsuz gençlik karşılığında ruhunu teklif edebilecek kişileri bulmakta hiç güçlük çekmedik; haberiniz olsun.Sağlıcakla kalınız...Dr. Serdar GÜNAYDIN - 10 Mayıs 2000, Çarşamba