GeriKelebek di'li geçmiş masallar II Annem, bayram için baklava açarken başını beklerdim. Beraber kaynatırdık şerbeti; beraber soğutur; beraber dökerdik tepsiye. Ben
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

di'li geçmiş masallar II Annem, bayram için baklava açarken başını beklerdim. Beraber kaynatırdık şerbeti; beraber soğutur; beraber dökerdik tepsiye. Ben

di'li geçmiş masallar II Annem, bayram için baklava açarken başını beklerdim. Beraber kaynatırdık şerbeti; beraber soğutur; beraber dökerdik tepsiye. Ben bir ev çocuğuydum, mahalle arkadaşlarım olmadı hiç. Saklambaç oynamadım. Saklambacı da kukalısını da bilirim ama oynamaz, balkondan seyrederdim. Mahallenin diğer çocukları için gizemli birisi sayılabilirdim. Nadiren bakkala bir şey almaya gönderildiğimde, alaycı bir merakla bakarlardı bana. Baklavayı keserken başını beklerdim annemin. 48 dilim olurdu, "18'i benim" derdim.Baklava dilimli çoraplarına bakıp 18'i benim dediğimde hiç bir şey anlamamıştın evet. Bir şey anlamanı beklemek de saçma olurdu, bunu kabul etmeliyim. Hem ben bile bilmiyorken annemin baklavalarından neden özellikle 18 dilimi kendime ayırdığımı, sana böyle saçma bir soru sormanın yersizliğini kabul etmeliyim. Baklava desenli çorap giymiş kızların da başını bekledim. Etek pililerinden sadece 32'sine taliptim, baklava dilimlerinden 18'ine. Nedenini hala bilmiyorum.Sıcak olurdu yediğim ilk dilim. Annem beklememi söylerdi, "mideme oturacak"mış. Ama ben onun benim midemi değil, tepsinin görüntüsünü düşündüğünü bilirdim. İlk dilim en köşeden. İkincisi öbür köşeden. Oysa hep ortadakini almak istedim ben. En kırmızısını, en büyüğünü. Misafirler gelip gittikçe tepside kalan dilimleri kontrol ederdim. Hesaplarıma göre 4 kişilik bir grup geldiğinde en ortadaki iki baklava dilimi bana kalacaktı. Annem her misafire üç baklava veriyordu çünkü. Sakın az misafir geldiğini düşünmeyin. İki tepsiden bahsettiğimi bilmenizi isterim.Kareli gömlek giymemen gerektiğini sana defalarca söylemiştim. Düz çizgilerden nefret ediyorum. Baklava dilimlenirken çizilen o yamuk çizgileri tercih ederim. Bütün dilimler reno arabaların amblemlerine benzer. Reno meraklısı olmamla baklava sevmem arasında bir bağlantı kurulabilirse bunun seninle de ilgisi olduğunu neden düşünmeyelim. Seni baklava dilimli çoraplarınla gördüğümde 18'i benim demiştim. Demek hatırlamıyorsun.Ben de annemle birlikte baklava açmak isterdim. Ama annem bana ceviz, fındık ezmek gibi basit işleri yaptırırdı. Ezdiğim fındığı az bulduğumdan, bakkala gider biraz daha alırdım. Mahallenin çocukları benim hakkımda bir çok hikaye uydurmuşlardı, annem anlatır, anlatırken gülerdi. Ben hastaymışım, onun için top oynamak yasakmış bana, koşamıyor muşum vs gibi bir çok ipe sapa gelmez şey. Bundandır bakkala gider gelirken aptalca bir gururla koşardım. Annem terlememe çok kızardı. Oysa bilirdim ben, o benim terlememden ziyade kirlenen gömlek yakalarımı düşünüyordu.Çiçekleri sayıyorum rahat dur, dönme. 43 tane olmalı. Yoksa 45 mi. Dönme demiştim sana değil mi? Şimdi tekrar başlamalıyım omuzlarından. Sen bilirsin, istersen çıkar belki daha rahat sayarım. Bütün bu dediklerimden sonra bana yönelttiğin suçlamalardan dolayı sana kırıldım. Gömleğini benim önümde çıkar demedim ki sana. İçerde üstündekileri değiştirip, gömleği getirebilirdin bana. Kızarken sabit olarak yerinde durman iyi oldu. 18'i benim. 46 tane varmış...Annem benim matematiğimin çok iyi olacağını iddia eder dururdu. Komşulara anlatırdı baklava dilimleri üzerine yaptığım hesaplarımı. Komşular da "tatlı yemenin kafayı çalıştırdığı"nı ispatlayan bu hikayeleri dinledikten sonra, eminim evlerine gidince hemen şerbet kaynatmaya başlıyorlardı. Tatlı ile zeka arasında kurulan doğrusal orantı saçmaydı tabi. Annemin de çoğu kez benimle tatlı yediğini düşünürsek ve hiçbir zaman benim 18 yerine 24 yediğimin farkına varmadığını, komşuların tatlıdan beklentilerinin boşa çıkacağı kesindi. Tabi ki mahallede en iyi saklambacı oynayanla, gol kralı matematikten yine sınıfta kalacaklardı.Sana babamdan hiç bahsetmediğimin farkına varamadın bir türlü. Üzerindeki çiçekleri, kareleri, pilileri, dilimleri, puanları saymama takıldın sürekli. Tamam kabul etmeliyim ki seninki muhteşem bir tahammül örneğiydi. 8678 gün yaşadığımdan bahsetmedim oysa ki sana. Bunun 1149'unun seninle geçtiğini de bilmiyorsun. Durup dururken babamı niye hatırlatayım ki kendime. Annem babamı beklediğim gecelerde erken yatmamı söylerdi, büyümem gerekiyormuş. Oysa ben biliyordum, benim büyümemi değil salonda rahatça ağlamak için yalnız kalmak istediğini. Annem benimle oynadığı matematik oyunlarından vazgeçmişti ama ben saymaktan vazgeçmedim. Şimdi "yatcaz kalkcaz", "yatcaz kalkcaz" diyen televizyon veletlerini düşünürsek ne kadar çok yatıp kalktığımı ben biliyorum. Neden dışarı çıkmadığıma gelince, eve hiçbir zaman gelecek bir babamın olmadığını da mahalle çocukları biliyordu herhalde. 18 değil, 19 benin varmış, nasıl farketmedim? HaKan KAYNAR - 29 Mayıs 2000, Pazartesi