GeriKelebek di'li geçmiş masallar -I-(meyhanelerde çiçek satan sevgili) ben uykusunu almış bütün iyi aile çocukları gibi sabah erkenden sokağa fırlardım. o geç uyanır,
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

di'li geçmiş masallar -I-(meyhanelerde çiçek satan sevgili) ben uykusunu almış bütün iyi aile çocukları gibi sabah erkenden sokağa fırlardım. o geç uyanır,

di'li geçmiş masallar -I-(meyhanelerde çiçek satan sevgili) ben uykusunu almış bütün iyi aile çocukları gibi sabah erkenden sokağa fırlardım. o geç uyanır, geç katılırdı oyunlara. oyunlara en kötü yerinden başlardı, saklambaçta ebe olurdu, yakan topta günahkar... mahallenin kızları bir kırbaç gibi atarlardı topu ona. toptan kaçarken bile diğer kızlardan farklıydı. sevgilim diyebilir miyim bilmiyorum ama seviyordum.sanki taş plaktan geliyor ses, çatlıyor adamın gırtlağımda bütün nağmeler. burada nağmeler kelimesini kullanmamalıydım tıpkı oralarda dinlediğimiz şarkılara benzedi. kemancı bütün kemancılar gibi çingene ama sen klarnet çalan adamın yanaklarına bakıp gülüyorsun. top gibi şişiyor yanakları. biliyorum bu beyoğlu meyhanelerinden kalkınca kimbilir hangi yatakta kırbaç gibi inip kalkacak sırtına gece lambasının mor ışıkları.abisi meyhanelerde keman çalıyordu, mahallede yapılan bir düğünde -çiçek satmaya gitmemişti o gün, her şeyi hatırladığım gibi onu da hatırlıyorum-, abisi keman çalmış o söylemişti. kadınlar gibiydi, kadınları nereden tanıyordum bilmiyorum. babamın eve getirdikleri kadın olamazlardı, hem sakız hem sigara çiğnerdi çünkü onlar.dudaklarının arasındaki sigarayla adamın söylediği şarkıya eşlik etmeye çalışıyorsun. önünde dolu duran bardağı bir şekilde boşaltmalıyım. sigaranın külleri beni baştan çıkartmak için giydiğin siyah elbiseye dökülüyor ve farkında değilsin. benim de farkında değilsin. artık beni baştan çıkartmak aklına bile gelmiyor. kemancı şarkıları söylerken ağzının aldığı şekle bakıyorum. adamın felçli olabileceğini ve kemanı çenesinin altından çıkardığında dudaklarının hala yamuk duracağını düşünüyorum. sana doğru biraz daha eğilirse tellerin üzerinde hızlanarak gelip giden yayın bir yerlerine gireceğinden korkuyorum,"ağladım acı çektim, alamadım gönlünü." bir düğün şarkısı değildi söylediği. düğünü hiç olmamış, olmayacakmış bir kadın gibi söylüyordu. gözleri önüne düşmüyordu, her zaman oradaydılar çünkü. kollarında demet demet çiçekler. ertesi gündü onu izlemeye karar verdim. meyhanelerde sakız satacaktım. iyi bir fikir değildi benimkisi. kötü de sayılmazdı ama sakız çiğnerdi çünkü babamın eve getirdiği kadınlar, kadın denilebilir miydi onlara bilmiyorum.önündeki kadehin yarısını sen sana sürtünen kemancının kulağına istediğin şarkıyı söylerken yere boşalttım. işlerin daha kötüye gitmesini istemiyorum. beni baştan çıkartmak gibi bir derdin olmadığından bana çekici gelmeye başladığın bile söylenebilir. hatta evet kemancıyı kıskandığımdan olacak masaya bakan garsona senin için kahve getirmesini söylüyorum. bu birazdan kalkacağız demek, darbukacının cebine soktuğum paralar da, tamam artık gidebilirsiniz anlamına geliyor. evet evet çekici bir kadınsın sen, kemancı gitmezse ufak çaplı bir rezillik de çıkartabilirim. abisi önden gidiyordu, o arkasından. girmedim önce onu seyrettim, masaların başında duruşunu, kadın duruşunu seyrettim. saçlarını okşayan adamlar vardı, kucağındaki demetlerden alıp rakı bardaklarından birine koyduktan sonra çiçeklerden bir tanesini saçlarına tutuşturan kadınlar vardı, kadın denilebilir miydi onlara bilmiyorum. çünkü aynı kadınlardı benden sakız alanlar."hasretinle karardım gençliğimin her günü", kemancı sonunda çıkartmıştı nağmeyi, nağme kelimesini kullanmamalıydım, aynı oralarda dinlediğim şarkılara benzedi. sanki senin dudaklarında çenenin altında bir keman varmış gibi yamuluyordu. kemancıyı hafifçe dürtmemin yararını da görmedim değil, en azından gözlerini göğüslerinden ayırıyor artık. dudaklarına bakıyorum da, yüz felci geçirmiş olabileceğin geliyor aklıma.geç kalktığından saklambaçlarda ebe o olurdu yakan topta günahkar."benim günahım yalnız seni sevmekti" derken ağlıyordu, masadaki adam abisinin kemanına binlikler iliştiriyordu, abisi gülüyor, ağzı yamuluyordu, kemanı çenesinin altında olmadığı zaman da yamuluyordu ağzı, gülüyordu, adam tuvalete gidiyordu, o da gidiyordu, kucağındaki çiçekler yere düşüyordu, bütün sakızları çiğniyordum ben, boğulmak istiyordum.meyhaneden çıktığımızda anlamalıydım aslında, ağzının içini görür gibi olmuştum. taksi de anlamalıydım, sesini duymalıydım. boğuluyordum onu öptüğümde, hayır kadınları severdim ama ona kadın denilebilir miydi bilmiyorum. HaKan KAYNAR - 26 Mayıs 2000, Cuma