GeriKelebek Demirden leblebiler yutmuş bir yalnız kalp NAZAN ÖNCEL
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Demirden leblebiler yutmuş bir yalnız kalp NAZAN ÖNCEL

Demirden leblebiler yutmuş bir yalnız kalp NAZAN ÖNCEL
refid:4836356 ilişkili resim dosyası

Demirden leblebiler yutmuş, asi sokak kızı. Aynı zamanda duygulu, duyarlı, kırılgan yalnız kalp. Aşkın üstüne korkmadan giden cesur aşık. Bir yandan örgüler ören, sevdiğine börekler açan, komşu çocuklarına gitar çalıp okuma yazma öğreten, kendi halinde ev kadını. "Sokak Kızı" evde pantolon dikerken içinden geçirdiği sözlerden çıkmış, gerisini düşünün artık. Ayrıca kendi bildiğini okuyan, duruma göre şekillenmeyen, delikanlı ve dahası...

Hepsini birden yansıttığı şarkıları dillere dolanan "şarkı yazarı", yorumcu. İşte yeniden geliyor. Yine dillere dolayacağı, hepsinin söz ve müziği kendine ait 12 şarkının yer aldığı yeni albümü önümüzdeki günlerde piyasada olacak. "7’n Bitirdin" adını verdiği yedinci albümün mastering aşaması Queen, Elton John, George Michael, Dido, Simply Red, Panjabi Mc, Craig David, Groove Armada gibi dünyaca ünlü sanatçıların çalışmalarına imza atan Miles Showell tarafından Londra Metropolis Stüdyosu’nda gerçekleştirilmiş. Aman bize ne, bizi onun zilleri, defleri, mimikleri, anlamlı sözleri, akıllı soruları, içimize işleyen melodileri ilgilendiriyor daha çok. Ruhu yani... Bu dünyanın değmeden, yaralamadan geçemediği, yine de dimdik durabilen, o şarkıları yaratabilen ruhu...

Takvimler 1956 yılının 6 Şubatı’nı gösterirken, memur Muzaffer Bey ile öğretmen Raziye Hanım’ın üç kızından ikincisi olarak İzmir Karşıyaka’da dünyaya gelir. Ama kız olması babasının hiç hoşuna gitmez. O gün "saçaklar ağlar, babası evi terkeder ve tam 37 gün dönmez." Böylece adı o doğduktan 37 gün sonra konur. İsim annesi, "at kuyruklu peri" dedikleri karşı komşudur. Yıllar sonra yaptığı "Kız Bebek" şarkısı bunu anlatır: "Ben bir kadınım / Ama önce insan / Saçı uzun, aklı daha uzun / İstemem istemem / Ona baba demem..."

İlkokula başladığı yıl anne ve babası ayrılır. Raziye Hanım bir süre sonra ikinci evliliğini yapar, bir de oğlu olur. Annesi okula gidince kardeşine ninniler söyleyerek bakan Küçük Nazan’dır. Aslında müzikten önce çok kısa bir süreliğine de olsa sinema girer hayatına. 1961’de, Hümaşah Hiçan’ın başrolünü oynadığı Acı Tesadüf adlı filmde, annesiyle birlikte oynar. Ağlaması söylendiğinde hüngür şakır ağlayınca "A, bu çocuk doğuştan artist" demiştir yönetmen Kemal Kan. Oysa, oyuncak trenleri az önce elinden aldıkları için ağlamıştır! Film teklifini alan asıl, dillere destan bir güzelliği olan annesidir, ancak "Ben bir öğretmenim" deyip vazgeçmiştir. O ise hálá sinemaların makinist odalarını sever.

Notayı ilk defa annesinden öğrenir; ortaokuldayken onun sattığı bileziklerin parasıyla yaz tatillerinde piyano ve armoni derslerine gider ancak, sokak kızı olmaya başlaması da o yıllara denk gelir. Bir gün gider okula, üç gün gitmez; istasyonlar, sokaklar mekanı olur: "Ekmek çaldım fırından / Katık buldum çöplükten / Polis koştu peşimden... Tütün buldum yerlerden / Gittim yattım birinlen / Ben sokak kızıyım, bana iyi davranmayın", o günlerden mi esinlenmiştir acaba?

ÇOCUK HAYATI BÖYLE TANIYOR: ANNESİNİN SÜTÜ, BABASININ...

İzmir Bayraklı’da, ekmek fırınının hemen yanındaki bahçeli evdir oturdukları. Sabahları, onlarla birlikte oturan babaannesi eline mangalı verir, fırına "pirina" (zeytin posası) almaya gönderir. Çünkü mangal ya da soba onunla yanar. İki kez zaatürree geçireceği o kış, hava zehir gibi işler ciğerlerine. 12 yaşındadır. Bir gün okuldan döndüğünde matematik defterinin sarı yapraklarına "Kış Baba"yı yazar, akşamına ateşlenir. Şimdi, yeni albümündedir bu şarkı: "Kış baba geliyor eli kulağında / Kaşlarını çatıyor öfkesi burnunda / Karnım zil çalıyor ama / Zilim bile yok benim / Damım akıyor ama / Kovam bile yok benim... Kış baba kış kış / Çüş baba çüş çüş."

Ne var ki tek sorunu soğuk değildir; sokakta onu korkutmayan tehlikeye, üvey babanın olduğu evin içinde yakalanır. Sevenleri o evde neler yaşadığını yıllar sonra "Demirden Leblebi" adlı şarkısından öğrenir: "Lanet olası bir gündü / kapı açıldı ve o geldi / yüzünde pis bir ifade vardı / koynunda yılan beslediğin o yatakta / kardeşime süt veriyordum o anda... kolumdan çekip kucağına aldı... sonra "bu yana bakma başını çevir" derken / elleri bacaklarımda geziniyordu... Bir çocuk hayatı böyle tanıdı / annesinin sütü / babasının çükü..."

Gitar çalıp şarkı söylemeye o yıllarda başlar.

İzmir Spor Salonu’nda ilk gittiği konser, şarkılarını çığlık çığlığa söylediği Cem Karaca’nınkidir. Daha sonraları Erkin Koray’ı keşfeder ve ilk rock virüsünü o zaman kapar. Acılarını, itirazlarını, içindeki delikanı ancak şarkı söyleyerek ifade edebilen sokak kızının ilk kurduğu grubun adının Çılgınlar, kurduğu yaşın da 15-16 olması şaşırtıcı değildir. Ondan da iki yıl önce çıkmıştır sahneye. 1969’da, Şoförler Derneği’nde, Kervanlar Orkestrası’yla... En büyüğü 17’sinde olan Çılgınlar ekibiyle İzmir’de çalmadıkları düğün, gece kulubü, festival kalmamıştır.

Bu arada 16 yaşındayken, görücü usulüyle tanıştığı ilk kocasıyla evlenir, 17 yaşını doldurduktan 37 gün sonra anne olur, yeniden şarkıcılığa döner. 1976’da, TRT’nin amatör ses yarışmasına İzmir’den katılır. Esmeray’ın "Unutama Beni"yle birinci olduğu yarışma yıllarıdır. Erol Pekcan, Ümit Tunçağ, Akın Ajlan Aksel gibi insanların jüride, Tuna Ötenel’in piyanoda olduğu yarışmada, kendi yazdığı, annesiyle ilgili bir şarkıyla birinci olur. Güzel bir şarkı değildir ama ödülü de TRT’de bir programa çıkmaktan ibarettir zaten. Ancak Ajlan Aksel şarkıyı İstanbul’da Melodi Plak’a götürüp, bir de "kendi şarkıları var, plak yapar mısınız" deyince ona da İstanbul yolu görünür. Kocasından ayrılmıştır, yanında 12 yaşındaki oğluyla İstanbul’a adımını atar.

OLMADI OLMADI, SON BİR DEFA DENEDİ Kİ...

İzmir’deki hesap İstanbul’a uymayacak, demosunu yaptığı şarkılara "bunlar olmaz" denip, önüne başka şarkılar konacaktır. Dolayısıyla ilk 45’liğinde sözleri Erdener, müziği Özdener Koyutürk’e ait, "Sana Kul Köle Olmuştum"u söyler (1978). 1982’de yayınlanan ilk longplay’i "Yağmur Duası"nda, dönemin sevilen arabesk ve alaturka şarkılarının yanında kendi bestelerine de yer verebilir ancak.

1980’ler Türkiye’nin çeşitli otel ve lokallerinde sahneye çıkmakla, bir yandan da şarkı yapmakla geçer. Ama "olmayınca olmaz", anlaşılması, sevilmesi için "yolun yarısı"nı beklemesi gerekir. 1989’da İskender Paydaş’la "son bir defa" denemeye karar verir. Yoksa vazgeçecektir. (Midir acaba?) Tümü kendi şarkılarından oluşan "Bir Hadise Var", 1992’de çıkar ve bu sefer olur! Aynı Nakarat’lar, Gitme Kal Bu Şehirde’ler, Aşk Beklemez’ler, 1990’ların ilk yıllarına damgasını vurur.

Ama asıl, 1995’te çıkan "Göç", kariyerinde bir dönüm noktasıdır; gerçek kimliğiyle, bir "şarkı yazarı" olarak kabulünün miladıdır çünkü. El üstünde tutulan albümlerin ilkidir, "Bu kadın sadece kendi, sözünün dili başka" dedirtir. O albümde yer alan başta "Gidelim Buralardan" olmak üzere, "Sen Beni Öldürüyorsun", "Bir Şarkı Tut", "Nazlı Ay", çoktan klasikler arasına girmiştir. Neredeyse sadece gitar sesinin duyulduğu sade ama vurucu şarkılardır bunlar. Ama Öncel, 1996’da dinleyicisinin karşısına, elektro gitar ve bağlamalı bir rock albümüyle, "Sokak Kızı"yla çıkar: "Erkekler de yanar / Hem de nasıl yanar / Yanmak çözüm değil / Bizi yatak paklar" diyen sokak kızı, 1999’da ise "Demirden Leblebi"yle gündeme güm diye düşer. Dokuz yaşında yaşadıklarını, toplumda çok yaygın olan ancak yapanlardan çok konuşanların suçlandığı aile içinde çocuklara yönelik istismarı anlattığı için eleştiri alır, yasaklanır. Hayatın kendisine kötü davrandığını 43 yaşında farketmiş biri olarak, aslında bu albüme "tükürmek gibi bir şey" de denebileceğini düşünür, bir silkelenme, şarkıların istediği adreslere gitmesi, belki de yazıp-söyleyip bütün o ağırlıktan kurtulma...

Ancak her ne kadar bir aşk şarkısı da olsa, aynı albüme bir de "Sokarım Politikana" gibi bir şarkı koyunca, "Kunduram, Sandukam, Zembilim", "Kız Bebek" ve "Hep Yalnız" biraz gölgede kalır. Belki de beş yıl ara vermesine neden, bütün bunlara küskünlüğüdür. Sokarım Politikana’nın "sokarım" kısmına mı, "politika" kısmına mı, yoksa düşündüğünü söyleyen bir insanın şarkısı olmasına mı itiraz edildiğini anlayamaz bir türlü.

KAH EVDE DİKİŞ, KAH MOTORUN ARKASINDA TATİL

Sorun değildir, o budur ve herkesin alışık olduğu bir kadın şarkıcı olmak zorunda değildir, bu saatten sonra ehlileşmeye de niyeti yoktur. Nitekim Demir Leblebi zaman içinde hakettiği yeri bulacak, o da beş yıl aradan sonra muhteşem bir dönüş yapacaktır. 2004’te çıkan "Yanyana Fotoğraf Çektirelim"in neredeyse tüm şarkıları, dillere düşer: Hay Hay, Nereye Böyle, Hokka, Gül Pansiyon, Ukala Dümbeleği, Otomobil... Sesi arabeske de, hip hop’a da, baladlara da türkülere de yakışır zaten, bu albümde ise elektro ya da klasik gitarlardan çok ziller, defler, zurnalar, davullar, dümbelekler vardır. Canı onları çekmiştir. O yılın en çok dinlenen albümlerinden biri olur.

Bu arada şarkılarıyla pek çok şarkıcıya hayat, ün ve para kazandırır. Onun yurtdışında tanınma çabası hiç olmamıştır ama Tarkan’ın yorumladığı "Hüp" şarkısı, Turizm Bakanlığı aracılığıyla 67 ülkede Türkiye’yi temsil eder. Ardından, İngiltere’deki bir edisyon firması bir beste bankasına dokuz şarkısını aktarır. İçlerinde Türkiye’nin üvey evladı gibi algılanan "Demirden Leblebi" albümünden de iki şarkı vardır. Yıllar önce direksiyon hocası "ayağının altında fren mi yok kızım?" demiştir, alkışı hep sever ama, gaz kesmeyi daha sonra öğrenecek, medyatik olmaktan uzak durup, "şarkılarım konuşsun" diyecektir.

Şarkıları onun yerine fazlasıyla konuşur. Aşk acılarına ozanlık ederken bir yandan fingirdeyen; umursamaz görünürken çok akıllı sorular soran; bir yandan Irak savaşına, Batman’daki genç kız intiharlarına, depremlere, sanatçı ölümlerine tanıklık ederken, sokağın dilini de çok güzel işleyen şarkılar...

Bu şarkıları dinleyen hiç kimse, argonun "iyi insan duyarlılıklarına" yakışmadığını söyleyemez. Kimsenin "delikanlı" bir kadının kadınsı olmayacağını söyleyemeyeceği gibi... Sevenleri şarkılarıyla ağlar ya da oynarken, o aklına estiğinde bir motorun arkasına atlayıp hiç tanımadığı bir tatilci kadınla bilmediği yerlere -belki de hálá Osibisa dinlenen yerlere- gider ya da evde pantolon dikerken, şarkı yazar...
Yorumları Göster
Yorumları Gizle