Danimarka’da cadı avı

Güncelleme Tarihi:

Danimarka’da cadı avı
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 28, 2012 14:09

Kasım ayı. Danimarka’nın kırsal bir yöresindeyiz. 40 yaşındaki Lucas (Mads Mikkelsen) hayattan umduğunu bulamamış ama umudunu da kaybetmemiş güleryüzlü bir adam. Okulun kapanmasıyla öğretmenlik işini kaybetse de yaşadığı kasabadan taşınmayı aklına bile getirmemiş.

Haberin Devamı

Bütün ömrünü bu kasabada geçirmiş olan  Lucas için arkadaşları kardeşten yakın. Eşinden boşanmış olan Lucas oğlu Marcus’un sonunda kendisiyle yaşamayı seçtiği için olabildiğince mutlu.

Kasabadaki yuvada çalışan Lucas o kadar sıcak, o kadar sevecen ki çocuklar Lucas’sız yapamıyorlar. Lucas’nın çocuklarla arası çok iyi. En iyi arkadaşı Theo’yla (Thomas Bo Larsen) eşi sürekli kavga ettikleri  için kızları Klara’yı (Annika Wedderkopp) yuvaya götürmek bile Lucas’ya düşebiliyor.  

Masumiyetin sonu

Küçük kız kendisiyle ilgilenen, kendisini dinleyen Lucas’yı çok seviyor. Gelin görün ki Klara sadece beş yaşında. Etrafında gördüklerinden etkilenen Klara, Lucas’ya olan sevgisini onu dudağından öperek göstermeye çalışıyor. Lucas ise küçük kıza kendisinin bir yabancı olduğunu ve yabancıları dudağından öpmemesi gerektiğini söylüyor.

Haberin Devamı

Abisinin iPad’inde pornografik bir resmini gören Klara bunun üzerine yuvanın müdürü Grethe’ye (Susse Wold), Lucas’nın kendisini teşhir ettiğini söylüyor. Grethe amatör bir çocuk psikoloğuyla görüştükten sonra Lucas’yı yuvadan uzaklaştırıyor. Klara’nın başına gelenleri önce annesine, daha sonra da diğer veliler ve polise, daha sonra da Lucas’nın eski karısıyla oğlu Marcus’a anlatan Grethe sonun başlangıcına imza atıyor...

Bu yıl Cannes Film Festivali’nde yarışan ve Mads Mikkelsen’e En İyi Aktör ödülünü getiren ‘Av’ (Jagten), Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg’ün yedinci filmi. Danimarkalı yönetmen ‘Jagten’de geyik avıyla insan avı arasında ne kadar ince bir çizgi olduğunu gösteriyor. Özellikle süpermarket sahnesi, kilise sahnesi ve Fany isimli köpekle yollanan mesaj sahnesiyle izleyicileri zorlayan bir film ‘Av’.

Filmekimi’nde izleme fırsatını bulabileceğiniz ‘Av’ Thomas Vinterberg’ün ‘Festen’den beri yaptığı en iyi film.  ‘Av’ın başarısında yönetmenin yanı sıra çok iyi bir senaryonun, seyircilere duygu telkin etmeye çalışmayan müziğin, Danimarka doğasının güzelliğini idealize etmeden beyazperdeye taşıyan kameramanın ve dört dörtlük oyuncu kadrosunun payı var.

Alçak adamlar

Haberin Devamı

Hain adam rollerinin oyuncusu Mads Mikkelsen hayatı paramparça edilen adamı oynarken bu masum adamın asaletinden ödün vermiyor. Yersiz öfkeler, bağırıp çağırmalar yok Mads’ın oyunculuğunda. Mads Mikkelsen’ın çarpıcı, etkileyici performansı 2012’nin en iyilerinden.
Paranoya, peşin hüküm, haksızlık ve insafsızlığın kol gezdiği ‘Av’da insan doğasının en çirkin yüzünü gördüğümüz gibi adamların kadınlardan ne kadar farklı olduğunu da görüyoruz. Kadınların arkadaşlıklarını bozmanın kolay olup olmadığını tartışabilirsiniz ama çocukluklarından beri arkadaş olan adamların birbirlerine inançlarının, sadakâtlerinin ve arkadaşlıklarının ne kadar zayıf, ne kadar hassas olduğuna, hatta birbirlerine ne kadar kolay ihanet edebildiklerine ‘Av’da tanık oluyoruz. Haftalar geçmesine rağmen Thomas Vinterberg’ün filminin son sahnesinin etkisinden kurtulamadığımı söylemem, abartı olmayacaktır.

Haberin Devamı

KASET ÖZLEMİ

Müzik denildiği zaman sadece 70’li yılların başında dinlemeye başladığım plakları değil, 70’li yılların sonunda kendi yaptığım kasetleri de hatırlıyorum... Hürriyet yazarı Kanat Atkaya da 28 Temmuz tarihli ‘Lady D’Arbanville ve Kasetler’ başlıklı yazısına “Bugün kasetlere, plaklar kadar olmasa da değer veren, toplayan, kaset kültürünü yaşatmaya çalışanlar var” cümlesiyle başlıyor ve kasetlere sonsuz saygısından bahsederek devam ediyor...
Bana kaset özlemini hatırlatan CD’ye gelince...  Foals grubunu 2010 yılı albümü ‘Total Life Forever’ ve ‘This Orient’ şarkısıyla hatırlıyorsunuzdur. Yeni albümleri için bugünlerde stüdyoda olan  Foals grubunun Temmuz ayında çıkardığı son CD’nin adı ‘Tapes’ (Kasetler)...
Foals sevdikleri şarkıları bir araya getiren bir albüm hazırlamış. Albümün adının ‘Kasetler’ olması ise şarkılar arası geçişlerle, çalınan müziğin ister istemez 80’li yılları hatırlatması yüzünden. Foals grubunun seçtiği müzik türü kendi yaptıkları müziğe benzemiyor. Eğer 80’li yılların funk müziğini (bugünün deyişiyle underground -new- club ve old disco) seviyorsanız, Foals’un ‘Tapes’ine bayılacaksınız.
CD’yi baştan sona çalabilirsiniz ama Foals CD kapağına Side A, Side B yazarak o eski A tarafı, B tarafı ayrımını hatırlatmak istemiş.  Foals ‘Tapes’le uzun yıllardır dinlediğiniz en iyi kaseti yapmış...

Haberin Devamı

MATADOR

‘Hello Cruel World’ Nashville’in başarılı şarkı yazarlarından Gretchen Peters’ın sekizinci albümü. 54 yaşındaki Gretchen Peters 2010 yılında geçirdiği zor yılın bilançosunu yaptığı, kalp yaralarını ve yaşadıklarını korkusuzca anlattığı 2012 albümünde sanatçı kimliğini, çevre felaketlerini, doğal afetleri, inancı ve inancın yitirilişini şarkılarına konu etmiş.
‘Hello Cruel World’ belki karanlık zamanların şarkılarından oluşuyor ama Gretchen Peters’ın o sıcak, dokunaklı altosuyla seslendirdiği şarkılar bütün engellere rağmen yıkılmamış kuvvetli bir kadının hikâyesini anlattığı gibi samimi,  davetkar şarkılar. Country/ folk/ pop türünün sağlam örneklerinden biri olan ‘Hello Cruel World’de farklı bir Amerika’nın portresi var. Rodney Crowell ve Kim Richey gibi sanatçıların katkılarıyla hazırlanan albümün en iyi şarkısıysa, ‘The Matador’.

Haberin Devamı

CLOCLO

Mısır’da İsmailiye’deyiz. 1910’lu yıllar. Darbukanın sesine dayanamayan çocuk sokağa çıkıp kendini darbukanın ritmine bırakıyor. Aynı çocuk büyüdüğü zaman ailesiyle Monako’ya taşınacak ve Sporting’de prova yapan Frank Sinatra’yı seyredecek. Bu genç adam hiç durmayıp devamlı yükselecek. Yaptığı müzik 1 numara olsa da, hayranları ve genç kadınlar peşini bırakmasa da hiçbir şey onun için yeterli olmayacak. Yeni müziklerin peşinden gidecek, herkesten çok, ölürcesine çalışacak ve kimsenin kendisini sevmesine izin vermeyecek. Onun hakkından ancak ve sadece banyoda yuvasına yerleştirmeye çalıştığı bir ampül gelecek...
Florent Emillio Siri’nin iki buçuk saat süren filmini Mart ayında seyrettim. ‘Cloclo’ 20. yüzyılda Fransız müziğine damgasını vuran Claude François’nın lakabı, hayatı, filmi. Aylar sonra filmi konuşmamın sebebiyse, unutulmaz bir performansla Claude François olan oyuncu Jeremie Renier. Belçikalı oyuncunun başarısıyla ‘Comme d’Habitude’,  ‘Cette Annee-La’,  ‘Magnolias For Ever’ ve ‘Alexandrie Alexandra’ şarkıları 2012’de yeniden hayat buluyor.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!