GeriKelebek Çok şekerli Erbulak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çok şekerli Erbulak

Çok şekerli Erbulak
refid:21162431 ilişkili resim dosyası

Altan Erbulak, Sevinç Erbulak, Dağhan Külegeç... Onları hepimiz tanıyoruz. Peki ya Ayşe Erbulak’ı? Bu ünlü ailenin az bilinen ama en renkli yüzünü? Tempo dergisi, Ayşe Erbulak ile usta işi ilk romanı “Çok Şekerli Ölüm”ü konuştu, sıra dışı hayatına daldı.

“Benim adım Altan’dı eskiden. 16 yaşında değiştirdim” diyor ufak tefek, sarışın, güler yüzlü kadın. Kalamış’ta, kelimenin tüm anlamlarında sıcacık bir evdeyiz. Tavandan sarkan postişli avizeler, Norveç kışına göre tasarlanmış deri koltuklar, polisiye kitaplarla dolu geniş kütüphane; sehpalarda, raflarda, duvarlarda oyuncaklı süsler, heykelcikler, hemen herkesin tanıdık geldiği fotoğraflar, imzalı karikatürlerle çevrili etrafımız.

Karşımızda Ayşe Erbulak oturuyor. Yaşadığı dönemde Türkiye’nin en önemli aydınlarından, karikatürist, gazeteci, tiyatrocu, şovmen Altan Erbulak’ın ilk eşi Altan Aşkın’dan olan büyük kızı, oyuncu Sevinç Erbulak’ın ablası, “Kavak Yelleri” dizisinde Efe’yi canlandıran Dağhan Külegeç’in annesi.

Yaz başında piyasaya çıkan, başındaki karakterler dizininden içindeki dört cinayete, ilginç hafiyelerine dört başı mamur polisiye romanı “Çok Şekerli Ölüm”ü konuşmak için buluştuk onunla. Ama bir de baktık hayatını konuşuyoruz. Zira Erbulak ailesinin bu en az bilinen isminin hayatı, en az evi kadar renkli.

19 YAŞINDA EVLENDİ 21’İNDE DAĞHAN DOĞDU
 
Çocukluk anıları, doğal olarak hep tiyatroya dair. “Babamdan ötürü Dormen Tiyatrosu’nun içine doğdum. Hayatımda en sevdiğim yer tiyatro sahnesiydi. Matine-suare arası sahneye çıkıp oynardım. Daha beş, altı yaşlarındayken ‘Tiyatrocu olmak istiyorum’ dediğim yer orasıdır” diye anlatıyor.

Ama sonraları ona bu isteğini yeniden hatırlatan okul arkadaşı Melike Demirağ oluyor. O, konservatuvarda okumak istediğini anlatınca, Ayşe Erbulak da babasına söylüyor: “Ankara Devlet Konservatuvarı’nın sınavlarına girmek için Güngör Dilmen’in ‘Midas’ın Kulakları’ oyununu, bir de ‘Electra’yı çalıştım. O sırada rahmetli Cüneyt Gökçer, ‘Acaba başka bir isim mi kullansan?’ deyince adımı da değiştirdim. Sınavı kazandım ama bir süre sonra bırakıp İstanbul’a Belediye Konservatuvarı’na girdim. Oradan da ‘Tiyatro yapmayacağım, istemiyorum’ deyip, mezun olmadan ayrıldım.”

Sonra babası Altan Erbulak’ın diğer mesleğine, gazeteciliğe merak sarıyor; Günaydın, Güneş ve Sabah gazetelerinde çalışıyor. Günaydın’da sayfa sekreteri olarak başlayıp, kurumsal iletişim departmanlarında devam ediyor. Bu arada 19 yaşında kaligraf Rıza Külegeç ile evleniyor. Dağhan Külegeç, o henüz 21 yaşındayken doğuyor.

BABAM TAM ANLAMIYLA ÇELEBİ BİR ADAMDI

20-30 yaşları arasını nasıl geçirdiğini pek hatırlamadığını söylese de, tiyatro aşkı hiç peşini bırakmıyor. İlk profesyonel sahne deneyimini babası Altan Erbulak ile 1987 yılında yaşıyor. “Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda ‘Seçimler’ oyununda oynadık. Çok keyifliydi” diyor. Peki Altan Erbulak’ın kızı olmak nasıldı?

“İtiraf etmem gerekirse, hem iyi hem kötü bir şeydi. Bir kere, sadece senin baban değil, başkalarına da ait. İşin acı tarafı bu. Baban, yalnız baba değil yani. Ama ondan çok şey öğrendim. Parayla olan ilişkim, onun öğretisidir mesela. Hep derdi ki, ‘Çok parayı ne yapacaksın? Bir günde 40 kilogram pirzola yiyemezsin, aynı anda iki evde oturamazsın, aynı anda iki otomobil kullanamazsın.’ Babam tam anlamıyla çelebi bir adamdı. Gençlik heyecanıyla en delirdiğim zamanlarda hep sakinleştirirdi beni. ‘Sen şimdi gidip, avaz avaz bağır. Sonra konuşup, halledeceğiz’ derdi.”

FİGÜRANLIK UĞRUNA TEPİLEN KARİYER

Babasının 1988 yılında gelen ani ölümü, onu bugün bile çok üzüyor. “Fox TV için ‘Aşkın Halleri’ dizisinde oynuyorum şimdi. Bu sabah Haldun abi (Dormen) ile bir sahnemiz vardı. Zımba gibi. Onlar babamla aynı dönemlerin insanları. Doktorunu dinleseydi, babam da şimdi yaşıyor olabilirdi. O kadar gereksiz öldü ki” diyor.

Belki hayatının belli dönemlerinde hep tiyatronun, oyunculuğun ağır basmasının nedeni de babası. Zira Ayşe Erbulak, 35 yaşında, Sabah gazetesinde bugünün kurumsal iletişim direktörü pozisyonunda çalışırken, birden bire ayrılıp İstanbul Şehir Tiyatroları’na giriyor. “Aile birbirine girdi. Yalnız aile de değil. Dinç Bilgin, eşi Güler Hanım, birlikte çalıştığım herkes itiraz etti” diye hatırlıyor o günleri: “Genel müdürüm Kenan Sönmez, ‘Hangi rol için bırakıyorsun? Onu söyle’ dedi. ‘Fermanlı Deli Hazretleri’ oyununda arkadan geçen sekizinci kızdım.” Bugünün 5 bin lirası gibi bir maaşı bırakıp, günde 50 lira yevmiyeyle tiyatroda figüran olarak çalışmaya başlıyor Ayşe Erbulak.

Ancak bir ay sonra bir çocuk oyununda, “Palyaço Prens”te muhteşem bir başrol geliyor. Cem Davran, Özlem Savaş, Volkan Severcan, Orhan Alkaya’nın da olduğu 35 kişilik kadroyla çok eğlendiklerini anlatıyor. Ama sonunda tiyatroyu bir kez daha bırakıyor. “Tiyatrocu arkadaşlarım çok kızacak, ancak gerçekten çok entrika çevriliyor” diye anlatıyor gerekçesini.

DAĞHAN PATLADI BİZİ DE PATLATTI

Ayşe Erbulak, bir kez daha medyaya dönüyor. Bu kez televizyona. Kanal 6, Show TV, sonra da Kanal D’nin mutfağında çalışıyor. Bu sırada televizyon dizilerinde rol almaktan da geri kalmıyor. Bu süreçte, oğlu Dağhan Külegeç ile “Baba Bana Reyting Al”da birlikte oynuyor.

Ama oğlunun aslında oyunculukta gözü yokmuş: “Küçükken bunu isteyip istemediğini sorardım. ‘Öyle şeylerle uğraşamam’ derdi. Yönetmen olmak istiyordu; hatta Gülse Birsel ile birlikte ‘GAG’ın kamera arkasında çalıştı. Mustafa Altıoklar’ın yeğeni Sarp Levendoğlu, çocukluk arkadaşıydı. Onun aracılığıyla reji asistanı olmak isterken, ‘Lise Defteri’ dizisinde oyunculuğa başladı, sonra ‘Hırsız Polis’ geldi. Ama pek kimse tanımıyordu. Uğur Yücel, Dağhan’ın kim olduğunu dördüncü bölümde öğrenmiş. Sonra ‘Kavak Yelleri’nde patladı. O da patladı, bizi de patlattı zaten. Hakikaten çok ağır bir dönem geçirdik. Bayağı hastalandı. Bir sezon oynamadı zaten. Ölerek diziden ayrılan sonra geri dönüp tekrar ölen bir karakter olarak belki de rekor kırdı.”

Oğlunu ne kadar sevdiğini söylemesine gerek yok. Sol kolundaki “Dağhan” dövmesi anlatıyor. (Bu arada hayranları için küçük bir not: Dağhan Külegeç, bu sıralar Bodrum-Gümüşlük’te babasıyla birlikte çalışıyor.)

NORVEÇ’TE NORVEÇÇE TİYATRO

Ayşe Erbulak’ın çok sevdiği bir diğer isim ise iki yıl önce kaybettiği Norveçli eşi Willy Bang. İş nedeniyle tanıştığı Willy Bang’ı Türkiye’ye davet ediyor, “Sonra o da beni Norveç’e götürdü. Hayatımın en ağır travmalarından birini yaşadığım bir dönemde, gökten inmiş bir melek gibiydi” diyor. 12 yıl yaşadığı Trondheim’da önce bir yandan çalışıp, bir yandan da yemek üzerine üniversitede eğitim alıyor. Sonra kendi kafesini, Smilee’yi açıyor.

Ama bir gün geliyor, tiyatro Norveç’te de onu buluyor. Skatval Tiyatrosu’nun önünden geçerken, ‘Üç kadın oyuncu alınacaktır’ ilanını görüyor. Eşi, “Denesene. En fazla kâğıdın ve posta pulun gidecek” deyince başvuruyor ve 15 ayrı skeçten oluşan bir kabarede sahneye çıkıyor. “Kelimeyi doğru mu söyleyeceğim, doğru mu vurgulayacağım diye endişeleniyor, çok heyecanlanıyordum. Ama başardım. Sonra StJördal Tiyatrosu’na geçtim. 2010’da Türkiye’ye geldik, tiyatro festivalinde Norveççe oynadık. Hayatımda başarısızlıklarım başarılarımdan fazladır ama bu, gerçek bir başarıydı.”

Bununla da kalmıyor Ayşe Erbulak, Norveççe stand-up’a da çıkıyor. Hem seyahat etmeyi sevmesi hem insan ilişkilerinde iyi olması ona başka bir işin kapılarını daha açıyor. Tur rehberliğine de Norveç’te başlıyor. Ama artık tüm bunları Türkiye’de yapıyor. Zira eşini kaybettikten bir yıl sonra, daha fazla dayanamayıp, geçen yıl Türkiye’ye geri dönmüş.

BÜYÜYÜNCE YAZAR OLACAK

Eşi Willy Bang’ın ısrarıyla yazmaya başladığı “Çok Şekerli Ölüm” polisiye alanında çok başarılı bir ilk roman. “İyi polisiye okurları, kitabı iki farklı dönemde yazdığımı anlıyor. İlk 100 sayfa ağır ağır gidiyor, tıpkı Norveçliler gibi. Sonra hop Türk tarzı geliyor, roman hızlanıyor” diye anlatıyor Ayşe Erbulak. Şimdiye kadar yaptığı bunca işin içinde en çok yazmayı sevdiğini de itiraf ediyor. “O kadar sensin ki. Tamamen kendini yansıtıyorsun. Her şeye sen karar veriyorsun. ‘O ölsün’ diyorsun, ‘Bu yaşasın’ diyorsun.”


Yorumları Göster
Yorumları Gizle