GeriKelebek Çekirge bizden teklif bekliyor
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çekirge bizden teklif bekliyor

Ülkemizde daha çok Kung Fu dizisiyle tanınan ve hálá ‘çekirge’ olarak anılan David Carradine, 42. Antalya Altın Portakal ve 1. Uluslararası Avrasya Film Festivali konukları arasındaydı. Antalya’daki günlerinin rüya gibi geçtiğini söyleyen Carradine, ülkemizde film çekmek için bizden teklif bekliyor.

TÜRSAK ve AKSAV’ın işbirliğiyle düzenlenen 42. Antalya Altın Portakal ve 1. Uluslararası Avrasya Film Festivali konuklarından David Carradine ile Antalya’dan ayrılmasına saatler kala buluştum.

- Çekirgenin yıllar sonra tekrar ülkemize doğru sıçraması bizleri sevindirdi. Antalya film festivalinin onur konuğusunuz.

Çok önceden film çekimi için Türkiye’ye gelmiştim. Ama ne yalan söyleyeyim, o gelişimden hiçbir şey anlamadım. Yıllar sonra Antalya’dan gelen davet beni heyecanlandırdı. John Irvin’in jüri başkanı olduğu bir festivalde bulunmak bir onurdu. Buraya gelmemdeki diğer bir sebep de Woody Harrelson, Michael Madsen ve Nastasia Kinski ile birlikte olmaktı. Nastasia Kinski’nin gelmemiş olmasına üzüldüm. Neyse ki Kiera Chaplin geldi. Çok güzel ve özel bir kadın.

- Kill Bill’deki gibi bir rolün bu kadar geç gelmiş olması sizi üzmüyor mu? (Carradine 69 yaşında)

Kendimi hiçbir şey için geç kalmış hissetmiyorum. Emeklilik yaşını geçmiş olmama rağmen, daha yeni başlıyor gibiyim.

- Farklı roller için hazırda tuttuğunuz maskeleriniz olduğu söyleniyor.

Evet, ama ben buna katılmıyorum. Oyunculukta iki farklı yöntem var; biri maske takmak, diğeri ise oynadığınız karaktere bürünüp, kameranın sizin içinizdekini görmesini sağlamak. Babam (ünlü aktör John Carradine) maske takmaya inanırdı. Oysa ben babasının yöntemine isyan bayrağı açmış bir oyuncuyum.

- En sevdiğiniz cümlelerden birisi, ‘Şair olamıyorsan, şiir ol.’

Sanatçı elindeki fırça ya da müzik aletiyle sanat yapan insandır. Ama hayatı sanat olan kişinin elinde bir şey yoktur. Oyunculuk böyle bir şey. Şiir olmak gibi yani.

BU KADAR İLGİYİ BEKLEMİYORDUM

- Birkaç saat sonra yola çıkacaksınız. Ayrılmadan önce festivalle ilgili izlenimlerinizi öğrenebilir miyim?

Öncelikle çok şık bir festival. Bu azimle ve biraz daha çabayla Avrupa’nın sayılı festivalleri arasına sokulabilir. Bence sizin tek sorununuz, tabii biz Amerikalılar için konuşuyorum, çok uzakta olmanız. Benim Los Angeles’tan buraya gelmem 24 saat sürdü. Avrupa’dan gelmek daha kolay tabii.

- Açılış töreninde siz sahneye çıkınca seyirciden müthiş bir alkış koptu. Bu kadarını bekliyor muydunuz?

Çok şaşırdım. Beklemiyordum.

- Anladığım kadarıyla ülkemizden çok mutlu ayrılıyorsunuz. İleride burada film çekmek ister misiniz?

Teklifte bulunun bana. Tabii ki isterim.

- Onur ödülünü alırken ‘Ben aslında bu ödülü hak etmiyorum’ dediniz. Neden?

Doğruyu söylememi ister misiniz? O anda aklıma başka bir şey gelmedi!

Birlikte çalıştığı yönetmenleri anlattı

Ingmar Bergman, filmlerini olabildiğince basit yapar ama filmde her şey bir İsveç saati gibi işler. Kendisi eğlenceli, iyimser ve neşeli biri olsa da filmlerinde duygu yoğunluğu, karamsarlık vardır.

Martin Scorsese, sinemaya aşıktır, filmlerine bayılır, içinde her şey olsun ister. Ve bunu yaparken yanına, birlikte büyüdüğü insanları alır; Robert de Niro, Harvey Keitel gibi.

Quentin Tarantino, çemberin hem içinde, hem de dışında olan bir yönetmen. Enerji ve neşe doludur, her şeye olumlu bakar. Onun filmlerinde inanılmaz bir derinlik vardır.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle