GeriKelebek Çanakkale, yeni Türkiye’nin önsözüdür
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çanakkale, yeni Türkiye’nin önsözüdür

Çanakkale, yeni Türkiye’nin önsözüdür
refid:21744895 ilişkili resim dosyası

Bu hafta vizyona giren Çanakkale 1915 filmini, Ankara’da senaristi Turgut Özakman ile izledik. Bu dev prodüksiyondaki ilkleri ve sergilenen başarıları konuştuk.

Ustayla yan yana oturuyoruz işte; ışıklar sönüyor, film start alıyor. Çarpıcı sahnelerde göz ucuyla ustayı yokluyor, tepkilerini izlemeye çalışıyorum. Ne de olsa onun yazdığı sahneler ve başarının test edilmesi için şart bu. Usta kıpır kıpır. Filmde tempo yükseldikçe bazı sahnelerde, “İşte sahne bu, bak o tarihi fotoğrafın aynısını çekmişler, Seyit harika oynamış, Atatürk ne kadar vakur ve özgüveni tam, aferin çocuklara” gibi değerlendirmeleri kulağıma fısıldıyor, hikayelerin devamını anlatıyor. Muhteşem bir finalin ardından ışıklar yanıp da salonda alkış tufanı koptuğunda; ustanın yüzünde inceden bir tebessüm beliriyor. Usta, filmin kritiğini yaparken, emperyalizme karşı direnişimizin tarihine uzanıyoruz.

FİNALDEKİ TEHLİKE

“İlk oyunum 1948’de oynandı. Onun heyecanını benzetmek olmaz ama ikinci perdenin sonuna doğru içimin titrediğini hatırlıyorum. Salonda hiç tanımadığım 350 insan vardı, benim piyesime ne derler? Sonra sahneye çıktım. Defalarca aynı şeyi yaşadım, korku bitti mi, hayır. O prömiyer korkusu dehşet verici bir şey. Ben aynı şeyi bugün duydum. Çok kaygılandığım sahneler vardı. Acaba nasıl olacak diyordum. Bugün baştan sona filmi ilk defa seyrettim. İkinci bölümde gittikçe heyecanlandım, ağzım da çok kurudu. Bittiği zaman ne olacağını, o anı merak ediyordum. En büyük tehlike derin bir sessizlik olur. Çok şey ifade eder. Derin bir sessizlik olsaydı, demek ki biz bu işi başaramadık olurdu, öyle olmadı. Çok mutlu oldum. Yönetmenden yapımcısına, oyunculara, Fida Film’e, herkese minnettarım.”

KADIN YÖNETMEN

“Çanakkale’yi bizim çoktan yapıp, çocuklarımıza, gençlerimize sunmamız gerekirdi. Resmi tarihte kişi yok, kahramanlar satır arasında kalıyor. Resmi tarihlerin görevi o değil. O, sanatçıların görevi. Bu memleketin sanatçıları bunu şiiriyle, resmiyle, filmiyle, piyesiyle, romanıyla çoktan, defalarca yazmalıydı, defalarca çekilmeliydi filmi. En büyük mazeretimiz ‘teknolojimiz o düzeyde değil’ idi. Bir hanımın (Yeşim Sezgin) rejisör olmasını teklif eden benim. Bir hanımı neden tercih ettik; erkek yönetse her taraf kan revan içinde bir film olurdu. Kadın olmanın verdiği bir zarafet, bir şefkat, kabalığa mağlup olmama var, olmuş bu film. Küçüklerini, büyüklerini al, bu filme gel. Çanakkale hakkında çok laf var ama bilmiyoruz. Bu filme gelirlerse Çanakkale’yi genel olarak anlarlar.”

BU FİLM BİR MUCİZE

“Deniz sahnelerinin hepsini çok beğendim, topçuları çok beğendim. Burada doruk nokta; Seyit onbaşı, çok da güzel oynadı. Batarya komutanının anılarına dayanarak yazdım o sahneyi. Dirilişi sağlayan subayların konuşmaları çok canlı, yürekten konuştular. Askerler eğitim görmüş, o duruşları, dinleyişleri güzeldi. Kara savaşlarının hazırlığı çok iyi oldu. Sonra Yüzbaşı Faik’in küçücük bölüğü, 27. alayın yetişmesi, 57. layın fırtına gibi gelmesi. Bu sahneler olağanüstü. Ama Seddülbahir; filmde, senaryoda, kitaptaki kadar yer verilseydi, bu film beş saatte biterdi. Seddülbahir’de bir binbaşı ve istihkam bölüğüyle takviyeli tabur 36 saat, en iyi yetiştirilmiş İngiliz tümenini durduruyor. Bu ne kahramanlıktır? Metre metre savunuyorlar o sahili. Filmde hem deniz, hem kara savaşlarını ilk defa görüyoruz. Bunu yapmak bir cesaret işi, küçük çapta bir mucize bu film.”

YURTSEVERLER DİRİLİR

“Balkan savaşlarında ümmettik, Çanakkale’de millet olmuştuk. Bir vatan ordusu kuruldu Çanakkale’de. Neyle kuruldu? Üç şeye çok önem verdiler. Bir; iman, iki; çağdaş bilgi, üç; yurtseverlik. Yeni ordu böyle kuruldu. Atatürk tarihe böyle geçti. Subaylarımız, komutanlarımız orada her türlü savaş tekniğini öğrendi. Yurtseverliğin ne kadar büyük bir güç olduğunu öğrendik. Çünkü yurdunu seven insan yenilmiyor. Yurtseverler yenilmiş zannedilir, öldü zannedilir, dirilir o. İstiklal savaşı bunun dünyadaki en güzel kanıtıdır. Çanakkale, milli mücadele ve cumhuriyet; üçü birbirini tamamlıyor. Çanakkale, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın dediği gibi, yeni Türkiye’nin önsözü. Biz orada birden bire emperyalizmi yenebileceğimizi gördük. Demek ki birlikte olursak, birlik olursak, emperyalizme karşı direnebiliriz, hatta yenebiliriz. Rövanşını Milli mücadelede denize dökerek aldık.”

DAMA DEĞİL SATRANÇ

 “Atatürk çok uzak görüşlü bir adamdı. Devleti üç taş dama oynayarak değil, satranç oynayarak yönetti. Mutlaka üç hamle sonrasını hesaplardı. İngiliz Resmi Harp Tarihi diyor ki; ‘Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşı’nın kaderini tayin etmiştir.’ Alfabeye karar vermiş, okur yazar oranı yüzde 7, çoğu okur, yazamaz. Orada ne demokrasi, ne cumhuriyet olur, gelecek de olmaz. Millet mekteplerinde bir yılda,
1 milyon kişi okuma yazma öğrendi. Millet yapmak da savunma içindir. Biz şunu anladık ki Anadolu’yu bile bize çok görmekteydiler. Atatürk onun için tarihiyle birlikte Anadolu’ya sahip çıktı. Hititliler bizim atalarımız derken bilimsel bir şey söylemiyordu, siyasi bir şey söylüyordu.”

TARİHİNLE ÖVÜN

“Televizyona çıkıp, cumhuriyete karşı konuşuyorlar, alternatifleri ne? Osmanlı diye bir millet yoktu ki, Irak’a bir adım giremiyorsun, Viyana’ya mı gideceksin? Sevr’i hiçbiri okumamış. Sevr’i okusalar bunların hiçbirini alay konusu yapamazlar. Hem okuyup hem alay ederlerse çarpılırlar. Kendilerini cahillikleri nedeniyle hoş görmek kabil. Atatürk dedi ki “Kendine güven, tarihinle övün ama çok çalış, çalışmazsan ayak altında kalırsın, batının kurbanlık koçu olursun.” En büyük eksikliğimiz bilim ahlakımızın, bilim anlayışımızın olmaması. Yüz küsur üniversite var üç-beşi bir kenara hepsi yüksek lise, öğrenci yetiştiriyor, bilimsel bir araştırma söz konusu değil. Türkiye’de Ar-Ge var mı? Yol yapmakla geleceğe bir katkı olmuyor ki, günlük ihtiyacını karşılıyor.”

Yönetmen Yeşim Sezgin

Setteki her taşın rengine kadar ilgilendim
Bu kadar değerli bir insanı mutlu edebilmek, hayatımın en büyük gururu. Filmle ilgili en büyük streslerimden biri onu üzmekti, çünkü çok hassas ve çok bilgili bir insan. Taşıdığım yük çok ağırdı, elimden geldiğince taşımaya ve doğru bir şey çıkarmaya çalıştım. Setteki taşın rengine kadar ilgilendim, detaycı biriyim. Galiba sinemaya en hızlı giren yönetmenlerden biri oldum. Bundan sonra çekmek istediğim ilk hikaye Kurtuluş Savaşı ile ilgili.

Şu Çılgın Türkler 1 milyondan fazla satıldı
Turgut Özakman, 1930’da Ankara’da doğdu.Hukuk okudu, Köln Üniversitesi, Tiyatro Bilimi Enstitüsü’ne gitti. Devlet Tiyatroları’na edebi kurul raportörü olarak girdi, TRT’de dört yıl genel müdür yardımcılığı yaptı. 2005’te yayımlanan ‘Şu Çılgın Türkler’ adlı kitabı uzun zaman ‘En çok satanlar listesi’nin ilk sırasındaydı. Bir milyondan fazla satan romanla pek çok üniversiteden fahri doktora unvanı aldı.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle