GeriKelebek Camdan ilişkiler
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Camdan ilişkiler

Camdan ilişkiler
refid:16671448 ilişkili resim dosyası

Levent Kazak’ın yazdığı, Laçin Ceylan’ın yönettiği yeni tiyatro oyunu “Cam”, 8 Ocak akşamı Profilo Kültür Merkezi’nde perde açacak. İlişkilerin kırılganlığını test eden “Cam”ı oyuncularıyla konuştuk.

Selen Uçer (Neslihan) En parıltılı işim 
 
Selen Hanım, sizden “Cam”ın konusunu dinleyebilir miyiz?    

- “Cam”, Türkiye’deki sınıf farklılıklarıyla ilgili bir oyun. Hikâye de resim dersleri veren bir ressam, onun kocası, yakın arkadaşı ve iki öğrencisi etrafında şekilleniyor. Resim dersi veren Rüya, kocası Mehmet’le boşanmanın arifesinde. Çiftin yakın arkadaşı İpek, hem reklamcı hem de model. Öğrencilerden biri Kapalıçarşı’da dükkanı olan Yener, diğeri ise bankanın çağrı merkezinde çalışan Neslihan. Bu beş karakterin hiçbiri kendine karşı dürüst değil. Bu yüzden birbiriyle çatışmalar yaşıyorlar.

Peki sizin canlandırdığınız Neslihan nasıl bir karakter?

- Neslihan, başından kötü bir evlilik geçmiş bir kadın. Üniversite mezunu. Sabah 09.00, akşam 17.00 çalışıyor. Tekdüze bir hayatı var. Sohbete, muhabbete aç. Sosyalleşmek için de resim kursuna başlıyor.

Bu oyun için ne kadar zamandır çalışıyorsunuz?

- 1 Kasım’dan bu yana çalışıyoruz. Muhteşem bir çalışma dönemi geçirdik. “Cam”, benim uzun zamandır yaptığım en parıltılı iş.

Dolunay Soysert (Rüya) İkinci kez ressam

Siz “Cam”da Rüya rolündesiniz. Nasıl biri bu Rüya, anlatır mısınız biraz?

- Cihangir’de resim atölyesi açmış bir ressam. Resmi seviyor ama istediği yere gelememiş. Kendini öğretmeye adıyor. Bu durumdan da çok mutlu değil. Hayatında yeni bir pencerenin açılmasıyla, birçok değişiklik yaşıyor.

“Cam”ın seyirciye verdiği mesaj ne?

- Değişen çağla birlikte, ilişkilerin nasıl çıkar üzerine kurulduğunu, ne kadar yapay olduğunu gösteriyoruz. İçinde yaşadığımız balon patlayana ve yere çakılana kadar da kimsenin hiçbir şeyin farkında olmadığını anlatıyoruz.

Daha önce “Bir İstanbul Masalı” dizisinde de bir ressamı canlandırmıştınız. Peki merakınız var mı bu sanata?

- Evet, ben resmi çok seven ve resim yapmak isteyen bir çocuktum. 17 yaşındayken kendimi konservatuvar sınavlarında, oyunculuk bölümünde buldum. Bir gün amatörce yaptığım resimleri sergilemek isterim.

Seyirci bu oyunda en çok neye takılacak?

- Çağla birlikte değişen ilişkilerle ilgili rahatsızlığı herkes kendi içinde hissedecektir. “Neden böyle olduk” ya da “İlişkiler neden bu hale geldi” diye düşünecekler. Ama keyif de alacaklar izlerken, çünkü karamsar bir oyun değil “Cam”.

Mete Horozoğlu (Mehmet) Heyecandan acı çekiyorum

Mete Bey, “Cam” nasıl bir oyun?

- Levent Kazak’ın yazdığı çok güzel bir oyun. Şehir insanlarının geldiği son durumu anlatıyoruz. Bu bir anti kahraman oyunu. Yerinde olmak isteyeceğiniz hiçbir kahraman yok içinde.

Rolünüzden de bahseder misiniz biraz, nasıl biri Mehmet?

- Mehmet, bir resim atölyesi işleten Rüya’nın eşi. Oyun da zaten bu resim atölyesinde geçiyor. Ama Mehmet’in atölyeyle pek alakası yok. Rüya’yla ilişkisi iyi değil. Oyunda daha çok onların ilişkisini göreceksiniz. Bir de Mehmet, oyundaki beş karakterin birbirleriyle hiç de sağlıklı bir iletişim kuramadıklarını düşünüyor.

Sizin aranızdaki uyum nasıl?

- Baksana, çocuk bahçesi gibi! Oyunda da böyle bir replik var, “Ortaokulda mıyız biz ya” diyor Rüya. Dersten kaçmaya çalışan, mavra yapan çocuklar gibiyiz. Bülent’le ve Dolunay’la burada tanıştım, Deniz’le ise daha önce birlikte çalışmıştık. Hepsi çok tatlılar ve acayip ciddi çalışıyorlar.

Bu arada ne kadar zamandır tiyatro sahnesine çıkmıyorsunuz?

- En son, üç sene önce Semaver Kumpanya’da oynamıştım. Uzun zaman oldu, o yüzden şimdi çok heyecanlıyım. Bazısı o heyecandan keyif alır ama ben acı çekiyorum!

Bir yandan da “Öyle Bir Geçer Zaman ki”de rol alıyorsunuz. Dizinin çekimleri sizi pek yormuyor anlaşılan...

- Yok, en çok iki gün çalıştırıyorlar. Çünkü Soner, herkesten bağımsız bir karakter. Ailenin bir koluyla ilişkisi olduğu için çok fazla çekimim olmuyor. “Öyle Bir Geçer Zaman ki”, çok iyi bir dizi oldu. Melodram öğeleri artıyor. Ailenin o kadar çok olay yaşamasına rağmen bir sene sonraki hikaye bile hazır. Bazılarına inandırıcı gelmiyor bu ailenin 13 bölümde yaşadıkları ama aslında gerçeğe çok uygun bir hayatları var. Bakalım ileride neler olacak...

Konusu açılmışken sizden tüyo alalım o zaman, Aylin’le Soner ileride bir araya gelecekler mi?

- Bana çok yakınlaşamayacaklar gibi geliyor ama bize de bir şey söylemiyorlar. 16’ncı bölümü çektik. Aralarındaki durum, 20’nci bölümden sonra ancak belli olur.

Deniz Çakır/İpek Ferhunde’den sonra biraz dinlenmeliyim

Oyunu bir de sizden dinleyelim...

- “Cam”, bir resim atölyesinde geçen bol sürprizli bir oyun. Birbirinden farklı beş karakter var. Hepsi de modern zamanda yaşayan modern insanlar. Benim canlandırdığım İpek karakteri hariç hepsinin ortak noktası resim. İpek, atölyenin sahibi Rüya ve onun eşiyle yakın arkadaş. İlişkileri bir çark içinde dönüyor. Ancak o çarkın kırılmasıyla her şey bir anda altüst oluyor. İnsanların bazı durumlar karşısında ne kadar sahte olduğu ortaya çıkıyor. İlişkilerin tuhaf çıkarlar üzerine kurulduğu, herkesin kendi dünyasında en öne kendisini koyduğunu görüyorsunuz. Olaylar sonrasında da bastırılmış duygular ortaya çıkıyor.

İpek nasıl bir karakter?

- Biraz şımarık, burnu havada ama kesinlikle dobra bir kız. Hayata biraz bencilce bakıyor. Rahat biri ama aynı zamanda sevgiden yoksun bir çocukluk geçirdiği için hayata ve insanlara karşı sert. Hem reklamcılık hem de modellik yapıyor.

Siz nasıl buldunuz oyunu?

- Çok yorucu bir oyun. Her perdede ayrı bir durum var. Çok yorularak devam ediyoruz ama bu da üzerimizdeki ölü toprağını atmamızı sağlıyor.

“Yaprak Dökümü” sonrasında hayatınızda sadece tiyatro mu olacak?

- Evet... Yeni bir karakteri sırtlanacak halim yok. Bir durmam, kendimi nadasa bırakmam ve tazelenmem gerekiyor. Donanımımı artırmalı ve dinlenmeliyim. Seyirci de biraz özlemeli. “Yaprak Dökümü” o kadar büyük bir dizi ki, bittikten sonra da yankıları devam edecek. Bu dönemde televizyonda olmamak lazım. Bu işi para kazanmak için yapmadığımdan, biraz da kendi dünyama ve tiyatroya odaklanmak istiyorum.

Neler yapacaksınız kendi dünyanıza odaklandığınızda?

- Anımı yaşamak istiyorum. Bu ara eve gidince sadece duruyorum mesela. Durmayı bile çok özlemişim. Beş seneden sonra ilk kez sadece hayatımda tiyatro olacak. Bir de İspanyolca öğrenmek istiyorum.

Bülent Alkış (Yener) Baştan sona kara mizah

Bize kısaca Yener’i anlatır mısınız?


- Yener bir kuyumcu. Karikatürize bir karakter. İçinde bulunduğu durumlardan kafa karıştırarak sıyrılan, “Ya bu ne biçim adam, beni aptal etti” dedirten adamlardan. Resim atölyesine de farklı bir çevre edinmek amacıyla geliyor.

Sizce “Cam”, nasıl bir oyun?

- “Cam”ın kara bir mizahı var. Bazı yerlerde kahkahalarla gülebiliyorsunuz ama oyun baştan sona kara mizah. Küçük bir camın açılması hayatınızı nasıl değiştirebilir, bunu iki perdede görüyoruz. Kadınların duyguları ön planda. Onların duygularına karşılık erkeklerin nasıl bir tutum sergilediklerini gösteriyor oyun.

Siz oyunun kadrosuna nasıl dahil oldunuz?

- Yönetmenimiz Laçin Ceylan benim bu projede olmamı ve Yener karakteri oynamamı istemiş. Oyunu okudum ve ertesi gün “Bu karakteri yaratmayı çok isterim” dedim. Takdirini seyirci verecek.

Ne kadar ara vermiştiniz tiyatroya?

- Neredeyse beş sene. Bu yüzden büyük bir heyecan var.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle