GeriKelebek Bu yaz geçmiştekilerden çok farklı yaşanıyor
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu yaz geçmiştekilerden çok farklı yaşanıyor

Bu yaz geçmiştekilerden çok farklı yaşanıyor
refid:12334369 ilişkili resim dosyası

CNN Türk’te, hafta içinde her gün saat 17.30’da ekrana gelen “Sahil Günlüğü,” beşinci yılını kutluyor. 5 Haziran’da Alanya’dan kameraman Ümit Sertabiboğlu ile yola çıkan program yapımcısı ve sunucu Fatih Türkmenoğlu bu yaz da dokuz şehirde, 50 kasaba dolaştı, izlenimlerini 50 programda ekrana taşıdı.

Sahil turunu 15 Eylül’e kadar sürdürecek. İzlenimlerini Hürriyet Seyahat okurları için yazan Türkmenoğlu “En popüler beach club hangisidir, ikoncanlar hangi kafeyi tercih etti sorularını cevaplayamam ama bu yıl Türkiye sahillerinde çok farklı bir yaz yaşandığını söyleyebilirim” diyor.

“Merhaba Teyzecim, nasılsın” diye mikrofonu uzattım. Çok yaşlıydı, ama değneğinin yardımıyla gayet süratli yürüyordu. Gözleri belli ki zor seçiyor, kulakları güçlükle duyuyordu. Fethiye’nin Kaleköy’ünde, merkeze yakın bir toprak sokağın başındaydık. “İyiyim de bir ekmek almaya kimseyi bulup gönderemedim; ben çıktım” dedi. Sonra gözyaşları süzüldü. “Sana çok teşekkür ederim evladım” dedi.
- Neden bana teşekkür ediyorsun Teyze?
- Hatırımı sorduğun için... Son günlerde yapayalnızdım da... Pek konuşmamıştım. Hem de sen beni tanımadan konuştun; ben sana çok çok teşekkür ederim...
Bir toplumbilimci ne der, bilemiyorum. Ben üniversitede psikoloji okudum, yıllardır sosyoloji ve psikoloji kitapları okumaya devam ederim. Bir de kendimi bildim bileli geziyorum. Bence bizim ülke hızla değişiyor. En çok bu yaz fark ettim.
Keskin kelimelerle anlatmak kolay değil; ama aşağı yukarı şöyle bir değişim: “Nasılsınız?” dediğim orta yaş üstü pek çok kişi, heyecanla sağlık durumunu anlatmaya başladı. Hemen bana dönüp ardı ardına sorular yöneltti. Annemi, babamı, karımı, varsa çocuğumu... Geçmişte böyle değildi. “Hangi kanal evladım” diye sorarlardı. Kanalı anlamayan “Gaste mi” derdi. Şimdi köylerde, uzak sokaklarda bile yalnızlığı hissediyorum. Köy kahvelerinde, yüz kişinin birlikte oturduğu meydanlarda bile...
30 DAKİKADA 4 KATMAN
Bu yaz, geçmiş yılların iki katından fazla çalıştım. Sahil Günlüğü
şu ana dek 50 bölüm hazırlandı; sırada en az 10 bölüm daha var.
Normal bir sezonda, en çok 30, genellikle 26-27 bölümde bitirirdik. Bu yaz sponsor desteğiyle enerjimiz arttı. Hep çekimdeyiz; koştukça koşmak ister haldeyiz...
Bizim program, reklam arasıyla birlikte 30 dakika. Bu sürede, gittiğim yerde her ne varsa anlatmak istiyorum. Görülecek, gezilecek yerler, programın çatısı. Hemen alt katmanda insanlar ve haberleri yerleştiriyoruz. Benim “denemelerim” var: Uçuyorum, dalıyorum. Bir de yemek katmanı var sona koyduğumuz; 30 dakika hemen bitiveriyor.
Tüm bu katmanlar içinde en çok zaman harcadığımız, bir gün içinde bizi en çok yoran, “insan katmanı.” Orada yaşayan en değişik karakter... Hem yöreye katkısı olsun istiyorum, hem de biraz farklı bir kişilik.
Sora sora, hep birilerine ulaşıyorum. Sonra onların yardımlarıyla başkalarına. Beş yıldır, bir şekilde, her gün bir bölüm çekmeyi başardık. Nasıl olabildiğini ben de bilmiyorum. O sabah erkenden işe başlamak, başaramamak korkusuyla koşturmak, kendini rüzgara bırakmak, kurgusuzlukta düzen oluşturmak...
BU YAZ ÇOK BAŞKA
Bir yandan yaz bitti bitiyor. Yollarda hafif kurumuş, kızarmış, sararmış yaprakları gördüm bile. Hep kendime “Yok canım, mevsimler kaydı, en güzeli eylül, ekim” diyorum. Ama biliyorum; o güzel şarkı kulağıma geliyor: Yaz bitti!
Bundan sonra güzel günler olsa da, önümüz soğuk, kış, yağmur işte. Her ne kadar kasımda Alanya’da denize girsek, güneşte kuma serilsek de, yaz takvime göre bitmek üzere...
Her çekim gününde not alırım. Gece oturup metin yazarken onların üzerinden geçerim. “Kim ne söylemiş, hangi detay görüntüleri çekmişiz, anonsta neler demişim” diye bakarım. Şimdi gene bütün yaz notlar aldığım, telefon numaralarını kaydettiğim defterimi önüme açtım. Yani, bütün yaz elimin altında. Sayfaları çeviriyorum: Antalya, Belek, Gazipaşa, Kalkan... Biliyorum; bu yaz çok başka. Size “Gidilen en in beach-club şurasıdır”, veya “ikoncanların uğrak cafe’si burasıdır” diyemem. Bunlar gelgeç şeyler. Hiç bilemem.
Ama bu yazın kokusu başka.
“Tavuksuyuna çorba” tadında insan hikayeleri yaşadım ben bu yaz. Beş oğlu olduğu halde hiçbirini görmeyen, 88 yaşında Burhaniye pazarına alışverişe çıkan dedeyle tanıştım. 600 lira maaşla yaşamanın sırrını sordum, anlattı.
Ayvalık çarşısında 100 yaşını aşkın bir dedeyle röportaj yaptım. Ayaktaydı. Kulakları, gözleri gayet iyi durumdaydı. “Bu bana Allah’ın bir lütfu evladım” dedi. İstanbul’dan, Fatih’ten geldiğini, kendisi gibi hayatta ve sağlıklı olan eşinin Ayvalık’ta arazileri olduğunu ekledi.
Dalyan’ın meşhur Kaptan June’u, 87 yaşında Türk vatandaşı olmayı başarmıştı. Babası Atatürk’ün fotoğraflarını çeken Astrid von Schell, Alanya’da yaşıyordu. Mehmet Balki, pasiflora bitkisini serasında yetiştiriyor, aynı zamanda da sarı-kırmızı karpuzlar üretiyordu...
Her yerde çok güzel insanlar, müthiş hikayeler vardı. Ücra köylerde mutluluğu yakalamış İngilizler, geçmiş hayata rest çekmiş Ruslar vardı. Bu yaz bambaşkaydı...
BİR DİRHEM İYİ ENERJİ
Zihnimdeki zilli kızı, en güzel resmi ararken şeklettim, rahata eriştim. O resmi de uzak bir yere ataçladım, bitti gitti. Benim bu yaz müziklerim bambaşka... Bizim arabada hep aynı CD’ler dönüyor: Volkan Konak, Sıla ve Göksel. Göksel beni çocukluğuma götürüyor, içimi hüzün kaplıyor. Sıla’nın vurgulamalarına bayılıyorum. Volkan Konak’ın da, deyim yerindeyse, hastasıyım... “Öyle kolay pes etmek yok, yaşamakta direneceğiz ve kahretsin ki bu da bizim elimizde olan bir şey anacığım” demiyor mu, gönül telim titriyor.
“Direneceğiz” diyorum hep. Bizim programın kameramanı Ümit, arabaların üstünden çekimler yapıyor. Rayında gitmeyen her an “Yaparız abi”lerle moralimizi yükseltiyor. Her günün akşamında toz, kir, ter içinde, kapkara sular akıtarak duş alıyorum. Hep “Hadi, bir gün daha bitti” diyorum. Sonra ertesi sabah; ilk anonsla işe başladım mı, güneş ne zaman batıyor, ben de şaşıyorum...
“Eğer tatil bir deneyimleme, öğrenme, tecrübe katma süreciyse” diyorum, “bu da benim üç ay süren tatilim. Ben de hayatı deneyimliyorum, sayısız dünyaya uğruyorum” diyorum. Mikrofonu ilk kez eline almış muhabir zamanlarımın coşkusunu yeniden yakalıyorum. Yol kenarındaki pet şişe çöplüklerini temizliyorum, sintine boşaltmayan, TURMEPA’nın “Atık toplayan” teknesiyle bu işi halleden gezi teknelerine destek veriyorum. Merdiven kenarlarına ilişmiş nenelerle, dedelerle sohbet ediyorum.
Dünyaya bir dirhem iyi enerji yolluyorum...

Aktif tatili seçenlerin sayısı arttı eğlencenin merkezi Alanya’ya kaydı

Bu sene röportaj yaptığım, sohbet ettiğim sayısız tatilciden benzer hikayeler dinledim. Biraz gezmiş, hayatı anlamaya çalışan, kendilerini konumlandırmak için çaba harcayan gençlerin tatil konsepti aynı: Farklı şeyler denemek, değişik edinimlerle geri dönmek.
Değişik deneyimler için yola çıkmışlardı. Kimi sırt çantasıyla köy köy dolaşıyordu, kimi 15 gün içinde at binmeyi öğrenecekti.
Bana göre de bu yaza aktiviteler damgasını vurdu. Güneş altında yatıp, beach’de vücut göstermek, aslında çok küçük bir grubun tatiliydi. Orta direk, “herşey dahil” tatil köyünde seriliyor, akşamları animasyonla coşuyordu. Küçük bütçeliler pansiyonlardaydı. Gençler ise, deneyim peşindeydi.
Ölüdeniz, yamaç paraşütü için tartışmasız en iyi noktalardan biri. Babadağ’dan, 1700 metre’den aşağı süzülmek sonsuz bir keyif. Bir gün içinde yüzlerce atlayış gerçekleşiyor. Bana göre Babadağ’a bir alternatif, Kaş. Manzara mükemmel, pilotlar çok iyi. Bu yaz Kaş’ta yamaç paraşütü yaptım ve bütün yarımadayı seyre doyamadım.
Tatilini dalmaya ayıran birçok gençle sohbet ettim. “Genç” derken, 60’lık gençler de vardı... Tartışmasız Kaş, en iyi dalış noktası. Bir tatil boyunca ilk ve ikinci aşama eğitimi almak, dalışları tamamlamak mümkün. “Başka bir dünyayı keşfettim” diye anlattılar hep. İşlerine yeni bir ruhla döneceklerini, erteledikleri bir hedefi gerçekleştirmenin mutluluğunu ve gururunu yaşadıklarından bahsettiler.
Bisikletli gruplar bütün güney ve Ege sahillerinde turluyordu. Sırt çantasıyla bir genç, tek başına bütün Likya Yolu’nu elindeki harita ve cebindeki kitap yardımıyla yürüyordu. Emeklilikten sonra küçük teknelerinde yaşayan karı-koca, “Tekneyi doğal limanlarda demirliyoruz, sonra da bütün kahverengi tabelaları ziyaret ediyoruz. Meğer bizim ülkemizde görecek, öğrenecek ne çok şey varmış” diyorlardı...
Daha genç gruplar, her yerde açılmaya başlayan yelken ve spor okullarında, türlü deniz sporlarında ustalaşıyordu. İngilizce konuşulan kamplara da rastladım; gençler kendilerini başka bir dilde ifade edebilmenin mutluluğunu yaşıyordu.
“İlle de gece hayatı, ille de Bodrum” diyenlere kötü bir haber: Asıl gece hayatı Alanya’da. Şehir içindeki gece kulüpleri, sabah 3’e kadar açık. Sonra gün ışıyana kadar da şehir dışındaki kulüplere gidiliyor. Zaten yüzde 10’luk yabancı nüfusu, yerleşmeye başlayan şehirlilik bilinci ve aydın belediye başkanıyla bu yaz Alanya basbayağı yıkılıyor!


Yorumları Göster
Yorumları Gizle