GeriKelebek Bu kadın evinde kanaviçe işler mi?
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu kadın evinde kanaviçe işler mi?

İş dünyasının en prestijli dergisi Fortune onu 6 yıl üst üste dünyanın en güçlü kadını seçmişti. Çünkü Carly Fiorina, ‘kadın başına’ Şirket Amerikası (Corporate America) denilen çokuluslu şirketlerden birini yönetiyordu.

Hem de Silikon Vadisi’nin 60 yıllık bilgisayar şirketi Hewlett Packard ‘ı. ‘Kadınlar, yönetimden, matematikten, hele hele bilgisayardan ne anlar’ diyen kimse, karşısına Fiorina örneği koyuluyordu. Carly, kadınların gizli bir gurur kaynağı olmuştu. Fakat sürekli deve tüyü tayyörler giyen bu sarışın kadının iş dünyasında estirdiği rüzgar çabuk dindi. 9 Şubat’ta HP Yönetim Kurulu, Fiorina’nın işine son verdi. Gidişine epey sevinen oldu belli ki, çünkü istifasını verdiği gün HP’nin New York Borsası’ndaki hisseleri yüzde 10 arttı. Şimdi Wall Street, Carly’nin ne yapacağını konuşuyor. Sırada ne var? Başka bir şirket mi yoksa Cumhuriyetçi Parti’den politika mı?

Kişisel serveti 2.2 milyar doları bulan Fiorina bundan sonra belki zamanını, emekli olan eşi Frank Fiorina’yla geçirecek. Eşi ve onun önceki evliliğinden olan 2 üvey kızıyla birlikte sık sık tekneyle açılacak. Fakat onu tanıyanlar, sakin bir hayat süremeyeceğini de biliyor. Sıkı bir Cumhuriyetçi. Aktif siyasete atılacağı söylentileri dolaşıyor. Sonuçta yediği bir öğlen yemeği ile HP’nin başına geçen bir kadın, isterse her şeyi yapar: 1999’da Şikago Havaalanı’ndaki Gaslight Club’da, HP’nin yönetim kurulu üyesi Richard A. Hackborn ile salata yiyip, buzlu çay içiyordu. Hackborn, Fiorina’ya artık emekliye ayrılmak istediğini anlatıyordu. Ne mi oldu? 3 saatlik yemeğin sonunda Hackborn kendisinin ayrılmaması gerektiği gibi HP’nin CEO’luğuna da Carly’yi getirme konusunda kesin ikna olmuştu. Şimdi siz söyleyin. Böyle bir kadın evine dönüp bütün günü kanaviçe işleyerek geçirir mi?

Cara Carleton Fiorina, ki kendisine kısaca Carly diyor, 1954’te Teksas eyaletinin Austin şehrinde doğdu. Babası bir hukuk profesörü. Annesi ise bir ressam.

Carly, babasının işi nedeniyle sık sık yer değiştirmeleri yüzünden, liseyi 5 farklı okulda okudu. Lisans eğitimini Stanford Üniversitesi’nde ortaçağ tarihi ve felsefe üzerine yaptı. Daha sonra hukuk okumak için Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi ama bölümden kısa sürede nefret etti. Bitirmeden ayrıldı.

Bir süre İtalya’da yaşayıp orada İngilizce öğretmenliği, resepsiyonistlik gibi işler yaptıktan sonra tekrar Amerika’ya döndü ve yeniden kendini eğitime verdi. Ama bu defa başka bir şey bulması gerekiyordu. Ona büyük şirketlerin kapısını açacak yeni bir şey... Önce Maryland Üniversitesi’nde, daha sonra da MIT’de işletme master’ı yaptı.

İLK DURAK AT&T

MIT’deki eğitimi sırasında bir tesadüf eseri dünyanın en büyük telekom şirketlerinden AT&T’nin başkanı Bill Marx ile tanıştı. Adamı o kadar etkiledi ki, bir süre sonra Marx, Carly’yi AT&T’de çalışması için ikna etmeye çalışıyordu. Kabul etti. AT&T’ye girdiğinde 25 yaşındaydı.

Satıcılık becerileri şirket içinde hızla yükselmesini sağladı. 10 yıl sonra şirketin ilk kadın yöneticisi olmuştu. Kocası Frank Fiorina ile de burada tanıştı.

Carly, hızlı yükselişinin ardından ilk tepe yöneticilik görevini şirkette yaşanan bir bölünme sonrasında elde etti. 1996’da AT&T’den kopan Lucent Technologies’in CEO’su oldu. Yeni kurulan ve kısa süre içinde Amerika’nın en büyük teknoloji şirketlerinden biri olacak olan Lucent’ı yönetirken, herkese göre gerçek bir liderdi Carly. Kuruluş sırasında gerekli yasal işlemleri bile bizzat takip edecek kadar işine hakimdi. Ayrıca çalışanlarının, hatta onların yakınlarının sağlık sorunlarıyla da ilgilenir, iyi olduklarından emin olmak isterdi. Lucent’ta satışlar gayet iyi gidiyordu ama Carly’nin gözü daha yüksekteydi.

HP’DEKİ KAN DEĞİŞİMİ

Silikon Vadisi’nin köklü şirketlerinden HP, kendisini yenilemeye karar vermişti. Şirketin kurucuları Bill Hewlett ve David Packard’dan kalma vizyonun elden geçmesi, internet çağındaki rekabete ayak uydurması gerekiyordu.

Temmuz 1999’da HP, yeni CEO’sunun Fiorina olduğunu açıkladı. Aranan taze kan o olmuştu. Üstelik 1938 yılında kurulan HP’ye dışarıdan gelen ilk yöneticiydi. Peki Amerika’nın en büyük 11. şirketini yönetebilecek miydi? En nihayetinde üniversitede ortaçağ tarihi ve felsefe okumuştu. Daha önce de sadece iki şirkette çalışmıştı. Deneyimsizdi yani. Üstelik en önemlisi bir kadındı.

Fiorina, başka birçok insanın çözüleceği, yoğun stresli durumlarda soğukkanlılığını koruyabilenlerden. O dönemde çeşitli dergi ve gazetelerde kadın olmasının bir dezavantaj olarak sunulmasına karşılık, ‘Evet, cinsiyetim hikayeye bir ilginçlik katıyor, ama ana tema kesinlikle bu değil’ diyordu. Şüphelere, ekonomistlerin kehanetlerine aldırmadan işine odaklandı ve hálá tartışılan ilk büyük sınavını 2001’de verdi.

24 MİLYARLIK ALIŞVERİŞ

HP sadece printer satışında öncüydü. Diğer bilgisayar gereçlerinde IBM ve büyük yükselişe geçen Dell firmasının gerisinde kalıyordu. Compaq’ı satın alarak HP’nin rekabet gücünün artacağını düşünüyordu. Bu kararı yönetim kurulunu ikiye böldü. Özellikle şirketin kurucularından Bill Hewlett’in oğlu Walter Hewlett bu satın almaya büyük tepki gösterdi, hatta mahkemeye bile başvurdu. Ama Fiorina, hiçbir şeye aldırmadan planını gerçekleştirdi. Silikon Vadisi’nde 24 milyar dolarlık bir alışveriş yapıp, evine dönmüştü.

Satın almadan sonra her fırsatta, Compaq’ın alınmasının ne kadar yararlı olduğunu anlatsa da bu operasyon uzun süre kabul görmedi. Şirket içinde liderlik yetisi sorgulanmaya başlandı. HP’nin kárlarında ve borsadaki hisselerinde büyük düşüş vardı. Pazar payını yine IBM ve Dell’e kaptırmıştı. Gazeteler de yavaş yavaş Fiorina aleyhine yetki budanması yapılacağını yazmaya başlamışlardı. Ve sonunda beklenen oldu. Geçtiğimiz çarşamba günü 21.1 milyon dolar tazminat ödenerek işine son verildi.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle