GeriKelebek Bu kadar severken karımı aldatamam
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu kadar severken karımı aldatamam

Bu kadar severken karımı aldatamam
refid:9187699 ilişkili resim dosyası

"Yol Arkadaşım" dizisinde, karısını aldatan Sertaç 'ı canlandıran Sinan Tuzcu'dan açıklamalar.

"Yol Arkadaşım" dizisinde, karısını aldatan ve bu yüzden tüm aile düzeni allak bullak olan Sertaç karakterini canlandıren Sinan Tuzcu, herkesin aynı hataya düşebileceğini ama kendisinin eşi Dolunay Soysert'i aldatmasının mümkün olmadığını söyledi: "Hepimiz zamanında hatalar yaptık. Hata insanlar içindir. Ama ben karımı aldatmam, çünkü onu çok seviyorum."

Önce "Yol Arkadaşım" dizisini konuşalım. Senaryoyu ilk okuduğunda ya da Çağan Irmak anlatınca, neler düşündün, sende ne gibi duygular yarattı?

- Senaryoyu okuduğumda çok etkiledi beni. Daha önceki işimizde de Çağan’la çalışmıştım. Onun kalemini, tarzını çok seviyorum. Oynayacağım karakter de tam insan karakteri. Hataları var, sevapları var. Ayrıca kadro çok iyi. Hemen karar verildi ve kendimi bir hafta içinde Ayvalık’ta buldum. Dizi orada çekiliyor. Haftada bir dublaj için geliyoruz İstanbul’a. Aslında televizyona son çalışmam sonrasında, bir yıl kadar ara vermeyi düşündüm. Ama olmadı. Çünkü Çağan’a "hayır" demem mümkün değildi.

n İlgi gören, sevilen ve merak edilen bir dizi bu. Kimileri "Babam ve Oğlum" filminin tadında olduğunu söylüyor, ne dersin?

- Böyle düşünülmesi, benzetilmesi çok normal, çünkü aynı yazarın eserleri bunlar. Ancak "Babam ve Oğlum"un televizyon versiyonu denilirse, karşı çıkarım. Alakası yok. Konu çok başka, çekim tarzı çok başka, kamerası çok başka.

n Dizideki Sertaç karakterini konuşalım biraz da...

- Mimarlık yapmış, iyi eğitim görmüş, eşini ve çocuğunu çok seven bir adam. Kötü bir karakter değil. İsteyerek ailesiyle arasının açılmasına neden olmamış. Bir hata yapmış, kendini kaptırmış, o kadar. Sertaç’ın Ayla’yla (Özge Özberk) çok güzel bir beraberliği var aslında. Kızını çok seviyor. Kısacası her şey güzel giderken, bir anda her şey allak bullak oluveriyor.

n Sertaç, iyi eğitim görmüş, başarılı bir mimar. Karısını çok seviyor, bir de kızı var. Bu adamın eşini aldatması normal mi?

- Elbette normal değil. Ama hayatta her zaman normal şeylerle karşılaşmıyoruz. Aslında bu konu Türkiye’deki sosyal bir probleme işaret ediyor. İlerleyen bölümlerde seyirci bunu daha iyi anlayacak.

n Peki, Sinan Tuzcu, Sertaç’ın yerinde olsaydı, aynı hatayı yapar mıydı?

- Bilmem... Bence yapmazdı, ama belli de olmaz. İnsanoğlu bu, çiğ süt emmiş. Hepimiz zamanında hatalar yaptık. Hata insanlar içindir. Yine de bana sanki yapmazmışım geliyor. Karımı aldatmam, çünkü onu çok seviyorum.

n Sertaç’la örtüşen yanlarınız var mı?

- O da benim gibi mutlu bir aile reisi. İyi eğitimli, sağlıklı, işini seven biri. Ama Sertaç içine kapanık yaşıyor, ben öyle değilim. Onun bu hatayı yapmasında etken olan sebepler bende yok. Çok içe dönük, konuşamayan, problemlerinden kaçan, korkak bir kişi. Sertaç’ı tam anlamıyla tanımıyoruz şu anda. Gelecek bölümlerde daha iyi tanıyacağız onu.

n Dizi Ayvalık’ta çekiliyor ve İstanbul’dan uzak kalıyorsun. Bu durum zorluyor mu?

- Zorluyor elbette. Ayvalık gerçekten de çok güzel ama insan İstanbul’u özlüyor. İnanın şu köprü trafiğini bile özlüyorum.

n Eşin Dolunay Soysert "Benim Annem Bir Melek" dizisinde oynuyor, sen "Yol Arkadaşım"da rol alıyorsun. İki farklı dizi, iki ayrı dünya. Böyle ayrı ayrı yaşarken, birbirinizi özlüyor musunuz, görüşme olanaklarınız yeterli oluyor mu?

- Eşimle çok az görüşüyoruz. Ama buna alışığız ikimiz de. Çünkü işimiz bu. Genciz, sağlıklıyız, çalışacağız, çalışmalıyız. Öte yandan bu şartlar çok zor. İnanılmaz tempo var dizilerde. Bir yerde patlayacak bu durum.

n Patlayacak derken...

- Bu dizilerde çalışan, oynayan insanlar bu yoğunluğu, bu ağırlığı kaldıramayacak. Yeterli sayıda kalifiye eleman yok, var olanlar da insani şartların dışında çalışıyorlar. İnanıyorum ki bir gün Çalışma Bakanlığı dizilerin bu durumuna el koyacak. İnsan hakları dışında bir durum söz konusu. Durum o hale geldi ki, yapımcı bu kadar uzun çekmek istemiyor, senarist bu kadar uzun yazmak istemiyor, oyuncu bu kadar uzun oynamak istemiyor. Sonunda birine bir şey olacak, o zaman herkes kendine çeki düzen verecek ama nafile. İlle de ibret aranıyor. Ya da dizi oyuncuları isyan edecek. Günde 20 saat çalışmaya can mı dayanır! Oyuncu yine rahat, teknik ekip resmen işkence çekiyor. Bilemem artık nerede patlayacak!

n Dolunay Hanım’la birlikte çektiğiniz reklam filmi var, izliyoruz. Bunun dışında ortak bir proje düşünüyor musunuz?

- Biz Dolunay’la sahnede tanıştık zaten. Bu yüzden aynı projede olmak ikimizi de mutlu eder. Çok iyi anlaşan iki partneriz. Ama dizide bir araya gelmek istemeyiz. Çünkü, zaten evlisiniz, bir de günde 20 saat kamera önünde çarpış, dövüş, oyna. Bu çok yıpratıcı olur. Dizi dışında sinema ve tiyatro projelerimiz var. Eylül ayı itibariyle bu iki projeyi hayata geçireceğiz.

n Dolunay Soysert sizi kıskanır mı?

- Bizim aramızda kıskançlık yoktur. Belki de birbirimize olan aşırı güvenden kaynaklanıyor.

n Sanat dünyasında evlilikler nedense pek uzun ömürlü olmuyor. Sizin bu riske karşı aldığınız önlemler var mı?

- Bizim ailelerimizden kaynaklanan bir sağlam aile temelimiz var. Anne ve babamızdan ne öğrendiysek, yuvamıza onu taşıyoruz. Evde iş konuşmuyoruz, eve iş getirmiyoruz, sektörü evde konuşmuyoruz. İkimiz de sevgiyle büyümüş çocuklarız.

n Sevgi denilince, hemen Mevlana’ya geçelim. Dışişleri Bakanlığı "Mevlana Aşkın Dansı" belgeselinden 300 kopya istemişti. Tüm elçiliklere dağıtıldı mı, son durum nedir?

- Belgeselimiz çok iyi bir gişe yaptı. Sinemalara 100 kopya ile girdi zaten. Kadrosu başarılı, genç bir yönetmeni var ve Mevlana anlatılıyor. Bütün bunlar bir araya gelince, belgeselimiz başarılı oldu. UNESCO destekliyor. Zaten UNESCO da Mevlevi kültürünün bundan böyle koruma altına alınması gerektiğini söylüyor.

n Böylesine önemli bir kişiliğe bürünmek, sürekli onu düşünmek... Neler hissettin?

- Önce çok korktum. Bütün ailem de bunu izleyeceği için yanlış bir şey yaparsam diye endişeliydim, kaygılıydım. Çok heyecanlıydım. Haseki Külliyesi’nde, Mimar Sinan’ın yaptığı ilk külliyede çalıştık biz. Ben o külliyenin içinde dışarı adım atmadan tam 48 saat kaldım. Artık öyle bir nokta geliniyor ki, başka bir alemde yaşıyor gibi oluyorsunuz.

n O yıllara mı gittin?

- Aynen öyle. Yıllarca jean’le dolaşan bir adamın, o giysilere bürünmesi... Hele o düşünceyi de benimsiyorsa etkilenmemek mümkün değil. Ben çok şanslıyım. Çünkü çok iyi oyuncularla birlikteydik. Diyalog yok, sadece duruş ve bakışlarla oynadık.

n En zorlandığın sahne hangisi oldu?

- Mevlana ile Şems’in karşılaştığı sahnede çok zorlandım. Çünkü o karşılaşma farklı bir duygu, ruhani bir olay. Başka bir boyut da diyebiliriz.

n Hiç Mevlana’yı hissettiğin, sanki iletişim kurmuşçasına bir duyguya kapıldığın anlar oldu mu?

- Mevlana ile iletişim kurma noktası gibi bir şey olmadı ama galiba onun yüzde birini anladım. Mevlana’nın ne yaşadığını, nasıl bir aşkla karşılaştığını, onun boyutunun başlangıcını sezdim galiba. Ya da bir anlık bile olsa o pencereden baktım sanki.

n Mevlana hiç rüyana girdi mi?

- Anneannem, Mevlevi tekkesinde doğup büyümüş son kişidir ve halen hayattadır. O çok rüyasında görür Mevlana’yı. Sıkıntılı olduğum dönemlerde de ben anneannemi görürüm rüyamda. O bana yol gösterir. Ve ben hep anneannem kanalıyla o öğütlerin ondan geldiğine inanırım.

n Bu arada yeni projelerden söz eder misin?

- Kendi yazdığım bir oyunu sahneye koyacağım. Beste Bereket, Ceyda Düvenci ve Dolunay Soysert oynayacak. Eylül ayından itibaren sahneleyeceğiz. Bunun dışında bir sinema projemiz var. Yine Dolunay’la beraber olacağız. Sanırım Heybeliada’da çekeceğiz.

Mevlana’nın torunu olduğumu yazılı kaynaklardan öğrendim

- 24’üncü kuşaktan Mevlana’nın torunu olduğunu söylüyorsun. Günümüzde kimse dedesinin dedesini bile bilmezken, sen 24’üncü kuşağa kadar nasıl ulaştın?

Bu bir sistem. Mevleviler’in yazılı olarak gelen kayıtları, bir kütüphane sistemleri var. Herkesin yaptığı işler ve hangi mertebelerde bulundukları, hep yazılmış. Mevlevi tekkeleri aynı zamanda çalışılan mekanlardır. Onun için o mekandaki herkesin kaydı mevcut. Yazılı kaynak 13’üncü yüzyıldan bu yana gelmiş. Arşivcilik adına Osmanlı’dan çok geriyiz doğrusu.

- Yüzyıllardır cevabı verilemeyen bir soru var. Mevlana’nın torunu olduğun için sormak istiyorum: Şems’e ne oldu?

O bir muamma. Çeşitli rivayetler var. Tasavvuf bilginlerine göre Şems yok oldu, yandı, kül oldu. Çünkü o öğretinin finalinde yanıp kül olmak vardır. Yine o bilginlere göre Şems olmasaydı, Mevlana sadece bir bilgin olarak kalacaktı. Tarihçilere göre Mevlana’nın oğlu tarafından öldürüldü Şems ya da Konyalılar tarafından. Şems, ruhunu arayan bir meczup... Bir muamma...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle