GeriKelebek Bu film bana tüm hazları yaşattı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu film bana tüm hazları yaşattı

Bu film bana tüm hazları yaşattı
refid:21533557 ilişkili resim dosyası

Yeşim Ustaoğlu filmlerini izlerken karakterlerin dünyasıyla hemhal olur, anlattığı insan hikâyelerinin içinde kendimizi buluruz. ‘Araf’ta da böyle. Bir otobüs dinlenme tesisinde 24 saatlik vardiya usulüyle biteviye çalışan Zehra ve Olgun’un arafta kalmaktan çıkma arayışlarını anlatıyor film. Başrollerinde Özcan Deniz ve Neslihan Atagül var. Venedik Film Festivali ve Altın Koza’dan sonra bu hafta vizyona giren film üzerine Yeşim Ustaoğlu’yla konuştuk.

- Otobüs yolculuğunu sever misiniz?
- Karada yolculuğu severim. Bir mesafeyi kat etmek çok iyi hissettirir. Uçağı sevmem. Akışı görmeden, yeni hayatlara tanık olmadan seyahat etmenin keyfi yok. Yol kat etmek, uzaklaşırken kendi düşüncelerinde kalmak bana ilham veriyor. Giderken aynı zamanda kendi içine bakarsın. Yollarda insan hayatları bir sürü şeyle kesişir. Sabaha karşı durduğun otobüs dinlenme tesislerinde aslında başka hayatların aktığını fark edersin. Yolculuklarda içinden geçtiğim köylerde hâlâ ayakta olanların penceresine bakmayı, yanan sobaların yaydığı dumanı izlemeyi severim.
- ‘Araf’ın geçtiği Karabük, ‘Pandora’nın Kutusu’nun çekimlerinde kullandığınız yol hattında. Senaryonun doğuşunda bu etken oldu mu?
- Evet, uzun süre o hattı kullandık. TEM yoluyla birlikte gelen değişim dikkatimi çekti. Yolla birlikte modernite ve yepyeni bir hayat biçiminin gelişi... E5’ten gidince uğranan eski benzin istasyonları kapanmıştı. Şehirlerde nasıl AVM’ler, outlet mağazaları, lüks mekânlar oluşuyorsa, yol kenarlarında da aynı değişim olmuş. Bu enteresan yapı içinde birçok hizmet sektörü çalışanı da kendisine iş arar. Onların hayatlarının nasıl döndüğünü tahayyül etmeye başladığımda hikâye kendi kendine oluşmaya başladı.

KAMYONCULARLA YOLLARA ÇIKTIK
 - Araştırma süreci nasıl geçti?
- 12-13 saat sürecek bir yolculuğun orta yerinde bir çay içmek için otobüs dinlenme tesisine uğrarsınız. Uykusuzluktan gözünüzü zor açıyorsunuzdur. Orada çalışan genç kızın dışarıdaki bir adamın peşinden gitme isteğine, çaycı çocukların tüm derdinin futbol ilgisi olduğunu görürsünüz. Benim de öyle oldu. Sadece hissetmek kıymetli. Hikâyelerim böyle çıkar. Filmle ilgili detaylar gelişince, çok durduğumuz bir istasyonda izin alarak araştırma yaptık. Çalışanlar da yardım etti. Birçok meseleyi anlattılar.
- Pandora’nın Kutusu’nda da kamyon barınağında bir sahne vardı. Araf’ın baş kahramanlarından Mahur’un (Özcan Deniz) bir kamyon şoförü olması dolayısıyla, filmde kamyon şoförlerinin ciddi rolü var. Bu bir tesadüf mü?
- Pandora’nın Kutusu’nun çekimlerinde kamyon şoförleriyle haşır neşir olduğumuzdan beri onları daha iyi anlamayı istedim. Birçok kamyon şoförü ve çocuklarıyla yolculuk yaptık. Ekip fotoğrafçımız Altan Bal, bir kamyon şoförü çocuğu. Onunla konuşarak başladık. Sonra gözlemlerimi ekledim. Ardından beraberce yola düştük. Karakışlar, yollar, tehlikeler gördük. Kolay bir iş değil. Kelle koltukta yola çıkmış insanlar bunlar. Vergiler, kamyon alma taksitleri, sosyal güvencesizlikleri, üçkağıtçılarla uğraşmaları, aylarca eve dönememeleri, arkada sürekli bir bekleyiş... Ama bir yandan da bunu çok tutkuyla yapıyorlar.
- Araf’la bir filmin yönetmenine yaşatabileceği en büyük hazzı tattım diyorsunuz. Neden?
- Biraz öyle oldu, evet. Her filmimden çok büyük hazla çıktım. Hepsinin çekim öyküsü ve dinamikleri var. Ama Araf’ta çok büyük doygunluk yaşadım. Arafta kalmanın iç dinamiğini bir insanın nasıl yaşadığını, depresyonun nasıl anlatılabileceğini bulmak, bir olaydan çok, yaşananlar karşısındaki haleti ruhiyeyi vermek benim için önemliydi. Yazarken de bunu yapmaya çalıştım ve izleyiciye aktarabildiğimi düşünüyorum. Bu filmde istediğim, tasarladığım her şeyi yapabildim. Birkaç izleyenden duyduğum hoş şeylerden bir tanesi; izlerken tüm duyularının harekete geçtiğiydi. Kızla birlikte adamı kokluyor, adamla birlikte kızın saçlarına dokunuyoruz, dediler.
- Filmde Mahur, yalnızca iki kez konuşuyor. Filmlerinizde sessizliğin sesini çok güçlü kullandınız. Şimdi sizinle konuşurken, aslında filmlerinizin de size benzediğini düşünüyorum... Siz bunu neye bağlıyorsunuz?
- Konuşarak derdimi anlatmayı çok sevmem. Hakikaten bir akış varsa, her şey varması gereken yere doğru kendiliğinden gider. Söz gümüşse sükut altındır, lafını benimsemişim bir kere. Ama sessizliğin de bir sesi vardır. Ben onu algılatmaya, yaşanan anların daha bilinçli hissedilmesine çalışıyorum.
- Araf’ta kamera bazen bir gözyaşının yavaşça süzülüşüne odaklanıyor, bazen de buğulu camdan usul usul kayan bir damlaya. Bu sembolik anlatımı siz nasıl okuyorsunuz?
- Hikâyeden ziyade anın kendisini anlatmaya çalışıyorum. Düşünüyorum da, an dediğimiz şey çok önemli. Şu an bunu konuşuyoruz mesela ve an bitiyor. Her anı biraz daha yaşayarak hissetmek bende sonsuzluk hissini çağrıştırıyor. Bu an ve zaman meselesinin ne demek olduğu üzerine düşünüyorum. Bir kadının ilk cinsel temasını yaşarken duyduğu hissin, an be an ne demek olduğunu verirken, sahneyi gerçek zamana uygun çekmeyi tercih ediyorum mesela. 10 saniyeyle de anlatabilirsiniz aslında ama öylesi bir merak, arzu ve korkunun nasıl yaşandığını anlatmak istiyorsam, bunu yapıyorum.

ÖZCAN’A OLAN ÖNYARGI FİLMİ İZLEYİNCE KIRILACAK
- Biz birçok meseleyi İstanbul’dan bakarak çözmeye çalışıyoruz, halbuki Türkiye buradan ibaret değil. Filmde, Zehra yaşadığı küçük yerden çıkıp uzaklara gitme düşlüyor. Olgun’un en büyük hayaliyse Acun Abisi’nin ‘Var Mısın Yok Musun’ programına çıkmak. Türkiyeli gençlerin profili bu mu?
- Sorunun ilk cümlesini ben 10-12 sene önce ‘Güneşe Yolculuk’u yaparken kurmuştum. Köşe başında durup da öbür tarafta olup biteni görmezden gelme hali, o filmin çekilme fikrini oluşturur. Araf’ı yaparken birçok çocukla konuştum ve hepsinde benzer şeylerle karşılaştım. Ama biz görmüyor, bilmiyor ve yargılarken de kendi değer yargılarımızla karar veriyoruz. Bu anlamda birbirini tanımayan ve çok önyargılı bir toplumuz aslında. O cümle tamamen yapılma nedenidir, Güneşe Yolculuk’un. Seneler sonra baktığımda çok bir şey değişmemiş aslında.
- Önyargı demişken... Yeşim Ustaoğlu yeni film çekiyor, başrollerinden biri Özcan Deniz, denince önyargı oluşuyor. Halbuki Özcan Deniz o rolün üstesinden mükemmel gelmiş. Siz bu tip tepkilerle karşılaştınız mı?
- İnternette bu konuya dair yorumlar gördüm bir iki tane. Ama ben öyle şeylere pek takılmam, işime bakarım. Mahur’un hem çok kavruk ve biraz ezik hem de albenili olması gerekiyordu. Dahası; güçlü kuvvetli, içe dönük, yakışıklı ve Anadolu insanı olmalıydı. Yani, kızın o hevesini tetikleyecek bir adam lazımdı. Bu kadar şeyi taşıyabilecek oyuncu bulmak için epey düşünüp, Özcan’a karar verdik. Sonra karakteri birlikte çalıştık. Sonuçta ortaya bildiğimiz Özcan’dan başka bir şey çıktı, çok iyi oldu. Ama dediğiniz önyargı filmi izledikten sonra kırılacaktır.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle