GeriKelebek Bu albüme geçmişi sakladım taş plak soundu diyorum ben buna
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu albüme geçmişi sakladım taş plak soundu diyorum ben buna

Unkapanı’nda geçen çocukluk, Hakkı dayısı, elinde Çamlıca gazozu ile anneanne kucağında yatılan öğle uykuları, yazlık sinemalar; tekmili birden bu albümde. ‘Samimiyet gitgide kayboluyor’ dediği bir ülkede, üstünde mor fistanıyla türküler söylüyor. Albümün adı anlamlı: Gücüm Yetene Kadar.

Albümde Trakya, Diyarbakır, Urfa, Malatya ve Selanik gibi birbirinden farklı yörelere uzanan türküler var. Türk Halk Müziği’nin usta müzik yönetmeni ve prodüktörü Ali Osman Erbaşı ve Şükriye Tutkun kariyerlerinde bu albümü çok önemsiyor.

Kumru’da daha isyankar, özgür ve sınırlarını kıran bir Şükriye Tutkun vardı. Gücüm Yetene Kadar ise insana huzur ve sukunet veriyor. Albümde sizi tanıdığımız Arda Boyları’nın naifliği var.

-İnsanları bu albümle geçmişe, geçmişteki samimiyete çağırıyorum. Önceki albümlerimde samimi değil miydim, tabii ki samimiydim ama bu albümde geçmiş öne çıktı. Taş plak sound’u diyorum ben buna. Onun başka bir sıcaklığı vardır. Samimiyet duygusunu gitgide daha çok kaybettiğimizi düşünüyorum. Her şey çok farklı yerlere gidiyor. Özel hayatlarımız incik cincik ayağa dökülüyor.

Birçok şeyin içi boşaltılıyor gibi hissediyor musunuz?

-Evet, öyle. Ben hep insanlara başka bir önerme sunmaya çalıştım yaptıklarımla. Albümlerin isimleri bile çok önemlidir benim için. İlk albüm Sevin Gayrı’da birbirimizi sevelim diyordum. Kumru döneminde ise o dediğimiz yozlaşma başlamıştı. Albümün adına Kumru diyerek kaosun içinde kaybolmaya yüz tutan naifliğe, güzelliğe ve temiz aşklara gönderme yapmak istemiştim. Bu albümde ise hem bir başkaldırı var, hem de eskiye özlem.

Bu albümü meşk ederek hazırladık diyorsunuz. Ne demektir meşk etmek?

- Genelde bir stüdyo saati belirlenir, müzisyenler o saatler arasında çalar, üzerine de şarkıcı söyler ve çıkar. Daha önce benim albümlerimde de benzer bir uygulama vardı. Bu albümde anladım ki şarkılar meşk edilerek söylenmeli. Yani uzun uzun, şarkıyla vakit geçirilerek, içine sindirerek. Bu albümdeki türküleri bir yılda, iyice içime sindirerek söyledim. Bir de yama denen bir şey yapılır şarkılarda. Olmayan bölümleri diğer taraflar aynı kalmak koşulu ile tekrar okursunuz ve sadece o bölümler şarkılara eklenir. Burada öyle bir şey söz konusu olduğunda şarkıyı baştan okudum.

Bu bir konfor mu, neden daha önceki albümlerde yapılmadı?

- Bu tamamen çalışma sistemi ile ilgili bir şey. Öbür albümlerde de yapabilirdik ama onlardaki mantık başkaydı. Ali Hoca’nın stili buydu. Ben bu albüme enstrümanların dansı diyorum. Çok önemli müzisyenler bana eşlik etti. Mesela Buzuki Orhan kimseye çalmaz ama ben olduğum için katıldı albüme.

Sesiniz ve o enstrümanlarla aranızdaki uyum dikkatten kaçmıyor.

- Herkes çok severek çalıştı. Bir de bu, başından sonuna her aşamasında bulunduğum bir albüm oldu. Başka bir ilk de, benim önce bütün türküleri yalnız bağlama ile söylemiş olmam. Diğer enstrümanlar sonradan benim sesime göre türkülere eşlik etti. Bir süre, sonradan eklenen enstrümanları yadırgadım, hatta kıskandım. Bir ara isyan ettim, ‘İstemiyorum ben bunları’ dedim. Sonra alıştım.

Sesiniz de ayrı bir enstrüman gibi burada değil mi?

- Aynen öyle. Bir yapı ve onu oluşturan yapıtaşlarını düşün. Benim sesim de diğer enstrümanlarla birlikte o yapıyı oluşturuyor. Mimarımız da hocamız Ali Bey. Daha önce Zara, Orhan Hakalmaz, Müslüm Gürses, İlhan Şeşen gibi isimlerle çalıştı.

TÜRKÜ MÜZİKALİMİZ İÇİN SPONSOR BULAMADIK

Albümde daha önce söylenmiş olan türküler de var değil mi? Onun dışında hangi yörelerden eserler var?

- Evet. Zamanında Zeki Müren’in, Nurcan Opel’in, Müslüm Gürses’in söylediği türküleri de aldık repertuvarımıza. Ege türküleri de var, Karadeniz, Urfa, Malatya yörelerinden eserler de. Bir de yine dayanamadım, Balkan türkülerine uzandım. Sanki onları söylerken sesimin sevindiğini hissediyorum. İçimde bir Balkan kanı var galiba. Özellikle Kırım, Selanik türküleri bir başka hissettiriyor bana. Ali Osman Hoca’nın yaptığı üç yeni türkü de var.

Sizin ilk albümünüzle birlikte halk müziği bir ivme kazanmıştı. Şimdi nasıl bir dönemde türküler?

- Bugün Batı formlarında yapılan müzikaller birçok destek alırken, biz türkü müzikalimiz için sponsor bile bulamadık. İsterdim ki onu Rumelihisarı’nda oynayalım ama olmuyor ne yazık ki.

YETİŞTİRME YURDU İNSANI ERKEN OLGUNLAŞTIRIYOR

Bu albüm, nasıl bir kapıyı açıyor bize?

- Ben bu albüme ailemi sakladım. Her türküde başka bir hikaye var. Mesela bir türküde anneannem var. Hakkı Reis türküsü rahmetli dayım için. Fırtına ise anneannemin bana söylediği bir türküydü. Onu söyledikçe aklıma anneannemin kucağında oturduğum, bir yandan Çamlıca gazozumu yudumladığım yazlık sinemalar geliyor.

Kaç yaşındaydınız o zamanlar?

-Yedi sekiz civarında olmalıyım. O sesler ve görüntüler hiç gitmiyor aklımdan. Unkapanı’nda geçti benim çocukluğum. Sonrasında da uzun bir süre yetiştirme yurtları var.

Zor bir çocukluk yaşamış olmalısınız yetiştirme yurtlarında?

-Hepsi zor. Çocukluk, yetişkinlik... Zorluk hep var, hayat hálá çok zor ama yetiştirme yurtlarında mecburen hayatı daha erken yaşta öğreniyorsunuz. Ayakta durabilmeyi, mücadele etmeyi, güçlü olmayı öğrendim... Bir taraftan da iyi bir şey. Erken olgunlaşıyorsunuz.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle