GeriKelebek Boğaza takılan kılçık azizi Sivaslı Vlas
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Boğaza takılan kılçık azizi Sivaslı Vlas

Avrupa’daki 1200 kilise ve manastır, sadece Fransa’da 3 bin aile onun adını taşıyor. Efsanesi son 1700 yılda Sivas’tan Avrupa’ya, oradan dünyanın dört bir yanına yayılmış durumda. Sivaslı hekim Vlas, Fransız araştırmacı Arman Çuhacıyan’ın önce Fransa, sonra Türkiye’de yayımlanan Aziz Vlas adlı kitabıyla bugünlerde yeniden gündeme geldi. Yaşadığı topraklarda göz ve boğaz azizi adıyla bilinen Vlas’ın Sivas’ta bıraktığı izlere baktık. Üstünden önce asfalt, ardından bürokrasi geçmişti.Zengin bir ailenin çocuğuydu. Roma İmparatorluğu tarafından yönetilen Sivas’ta, 280 yılında doğdu. Tıp öğrenimi gördü ve uzun yıllar doktor olarak çalıştı. O çağda hekimlik hayırseverlerin işiydi. Çok okuyan, diyar diyar gezen Vlas yoksuların yardımına koşan bir hekimdi. Boğaz hastalıkları konusundaki maharetiyle çevreye ün salmıştı.Sivas çevresindekiler paganizmi reddedip Hıristiyanlığı seçmeye başladığında önde gelenlerden biri de Vlas oldu. Roma’nın Sivas Ermenileri’ne yönelik hışmı sonucunda binlerce kişiyle birlikte piskopos öldürülünce halkın talebi üzerine, yerine aday gösterildi. ‘Gencim, tecrübesizim, layık değilim’ dedi önce. Halkın ve din adamlarının baskısı üzerine görevi kabul etti.ROMALILAR BAŞINI KESTİİmparator Diocletianus’un elinden kurtulması gerekiyordu. Erciyes Dağı’ndaki bir mağaraya yerleşti. Keşiş gibi yaşamaya başladı. Rivayete göre onu dağdaki geyikler, kuşlar besliyordu. Hastalandıklarında önünde diz çöküp tedavi oluyorlardı. Bir gün ava çıkan Romalı askerler bir geyiğin ardından girdikleri mağarada Vlas’ın önünde dizilen hayvanları gördüklerinde şok geçirdiler. Telaşla koşup Roma Bölge Valisi’ne anlattılar durumu. Büyük bir birlik oluşturuldu. Mağaraya gittiklerinde Vlas onları bekliyordu. ‘Hoş geldiniz çocuklarım, görüyorum ki Tanrı beni unutmamış’ dedi onlara. Vlas’ı şehre indiren kafilenin önüne bir kadın çıktı. Boğazına kılçık takılan oğlunu önüne koyup, hayatını kurtarması için yalvardı. Vlas çocuğun hayatını kurtardı.Hapse atılan Vlas bir süre sonra hükümdarın huzuruna çıkarılacaktı. Pagan tanrılarına biat etmezse öldürüleceği söylendi. Reddedilince göle atıldı. Fakat Vlas suyun üstüne haç işareti yaptı, göl kurudu. Onu almaya gelen 65 asker, suların yeniden geri dönmesi üzerine boğuldu. Vlas ise başı kesilerek öldürüldü. Vlas’ın mezarı Selçuklular’ın şehre girmesinden sonra türbeye dönüştü. Aziz Vlas ise ‘Boğaz Evliyası’ adlı bir eren oluvermişti. Boğazında sorun olan türbeye koşuyordu. Aynı dönemde Aziz Vlas efsanesi Güney Avrupa ve Rusya’ya ardından tüm Avrupa, Amerika ve dünyanın dört bir yanına yayıldı. Aziz Vlas’ın mezarı yüzyıllar boyunca şifa arayanların uğrak yeri oldu, şehir onun sayesinde şöhret kazandı. Sivas’tan geçen Marco Polo bile günlüğüne ‘Tanrı’nın sevgili kulu Aziz Blasius’un şehit olduğu yer burası’ diye not düşecekti.14 KİŞİ 3 YIL ÇALIŞTI1527’de azizlik sıfatını Vatikan resmen onayladı. Cerrahların, bağcıların, balıkçıların, mimarların hamisi olarak Hıristiyan mitolojinde yerini aldı Aziz Vlas. Bugün Fransız kültüründe Snt Blaise, İtalyanlar arasında San Biagio, Polonya’da Blasej, Rusya’da Vlasi, Yunanistan’da Ayios Blasios adıyla biliniyor. Ermeniler ise ona Surp Vlas diyor. Fransa’daki her 5000 çocuktan biri onun adını taşıyor. 3000 ailenin üyeleri Blaise soyadına sahip. Sadece Avrupa’da 1200 kilise, manastır ona ithaf edilmiş. İki ayrı tür şarap, ekmek ve çöreğin adı Vlas’tan geliyor. Ayrıca Dubrovnik kentinin koruyucu azizi.Ünlü tarihçi ve coğrafyacı Ğugas İnciciyan, 19. yüzyılın başında Sivas’ta Vlat kültünün yaşadığını yazıyor. Coğrafya adlı kitabın Asya cildine bakılırsa, o zamanlar Medrese Mahallesi’nde, Surp Vlas adındaki küçük bir kagir şapel vardı. Yapı Berberoğlu Ailesi’ne ait evin bahçesinde kalmıştı. İçindekinin Boğaz Evliyası olduğuna, mezar taşındaki çukurda bu evliyanın ilaç karıştırdığına inanılıyordu. Boğazından rahatsız Hıristiyan şapeli, Müslüman türbeyi ziyaret ediliyor, şifa dileniliyordu. Bir başka gözlem, 1847’de Sultan Abdülmacid’in fermanını Bağdat valisine teslim etmeye giden heyetteki Parunak Feruhan’dan. Güncesine yazdıklarından kentte Surp Vlas adlı bir kilise bulunduğunu, başka kaynaklardan ise lahtin bekçiliğini bir Türk kadının yaptığını öğreniyoruz. Aziz Vlas hakkındaki ilk derli toplu araştırma dört yıl önce Fransa’da yayımlandı. Arman Çuhacıyan’ın Aziz Vlas adlı kitabını okuyan Türkiye Ermenilerinden Arsen Yarman, Kirkor Döşemeciyan, Anahit Coşkun, Arsin Arşık ve 10 araştırmacı biraz daha ayrıntı bulabilmek amacıyla çalışmaya başladı. Vatikan arşivlerinden Fransa ve İtalya’daki azize adanmış kilise, manastır ve hastanelere kadar uzandılar. İstanbul’da Ermeni ve Rum Patrikhaneleri’ndeki kayıtları incelediler. Ardından Arman Çuhacıyan’ın kitabı Arusyak Özfuruncu tarafından Türkçe’ye çevrildi, elde edilen bilgilerle genişletilip Aras Yayınları tarafından geçen ay yayımlandı. Kitabın yayımlanmasına yardımcı olan ekipten işadamı Arsen Yarman, Aziz Vlas kültünün ülkemize yüzbinlerce turist kazandıracağına inanıyor : ‘Bu aziz, inanç turizmi ve dinlerarası diyalog açısından çok önemli bir aktördür’. Bir de dileği var: ‘Kitabın, hem bu topraklardan çıkmış bir azizin bu ülkede yaşayanların bilgisine sunulmasını, hem de dünyanın her yanına yayılmış Aziz Vlas severlerin dikkatinin ülkemize çevrilmesine hizmet edeceğini umuyorum...’Sivasta’ki lahti atıldı, kırıldı, eksildi, şimdi parçalanmış halde Kongre Müzesi bahçesinde İnciciyan’ın güncesinde sözünü ettiği Aziz Vlas şapelinin yerinde bugün yeller esiyor. Sivaslılar mezar kapağındaki oyuk nedeniyle şapele Göz Baba Türbesi adını takmıştı. Göz hastaları etrafında dönüp dua ediyordu. 1947’deki kent düzenlemeleri sırasında türbenin üstünden otoyol geçti. Başucu taşı, mezar kapağı ve ayakucu taşından oluşan lahit o günlerde müze olarak kullanılan Gök Medrese’ye taşındı. Aziz Vlas’ın Türkçe çevirisinin hazırlandığı 2003 Mayısı’nda Sivas’a giden bir grup araştırmacı lahti, Buruciye Medresesi’nin girişinde buldu. Fotoğraflarını çekti. Onlardan 15 ay sonra aynı yere gittiğimizde lahit yerine tuhaf bir öyküyle karşılaştı. Ermeni araştırmacılarca fotoğrafı çekildikten sonra lahit Sivas Müzesi’nin deposuna kaldırılmıştı. Müze yetkilileri lahtin bir yıl önce çok sayıda mezar taşıyla birlikte Jandarma Alay Komutanlığı’nca teslim alındığını, şehrin 20 kilometre dışına kurulan Kültür Parkı’na yerleştirildiğini anlatıyordu. Altı ay önce park İl Özel İdaresi’ne devredilmişti. Bunun üzerine Sivas Valiliği, müze müdürlüğünden taşların müzeye taşınmasını istemiş, lahit Kongre Müzesi’nin bahçesinde boş bulunan bir yere konulmuştu. Taşıma sırasında başucu taşı düşüp iki parçaya bölünmüştü... Soner KAVAK (Sivas DHA)