GeriKelebek Bizi üç kuşak Gogoş büyüttü
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bizi üç kuşak Gogoş büyüttü

Bizi üç kuşak Gogoş büyüttü
refid:10073472 ilişkili resim dosyası

Deniz ve tekne tutkunu Mehmet Ali Birand, Motor Boat dergisi ile kendi teknesinde buluştu.

Röportajda teknesinin adının neden Gogoş olduğunu da anlatan ünlü anchorman, ailesinde tam üç kuşağın Gogoş adlı bir dadıyla büyüdüğünü söyledi.
Ailemizin dadısıydı
Tekne benim uzun yıllar hep rüyamdı. Önce şişme botla başladım. Arkasından birer metre büyüterek, kıçtan takma motordan bugüne kadar geldim. Keşke daha önceden yapabilseydim diyorum, ancak imkanlarım bugün elverdi. Teknenin adına gelince... Gogoş, bizim ailenin dadısının adıydı asıl...
O her yerde bizimle
Gogoş eşimin annesini büyütmüş, eşimi büyütmüş, Ali ve Ömer Karacan kardeşleri büyütmüş ve sonunda oğlum Umur'u da büyüttü. Onu 94 yaşında kaybettik. Adını özellikle en sevdiğim ve en keyif aldığım tekneme koymamın nedeni bu. Gogoş, ailenin bir parçası ve biz nereye gidersek onu da götürüyoruz.
Birand ailesinin 94 yaşındaykan hayatını kaybeden dadısı Gogoş, ünlü habercinin teknesine de adını verdi.

Bizi üç kuşak Gogoş büyüttü
Meslektaşlarının rüyalarını süsleyen bir başarıya imza atan Mehmet Ali Birand’ın mutluluk tanımı içinde mesleği bir yana, deniz ve teknesi en önde geliyor. "Hayattaki en büyük idealim, evimden çıkıp yürüyerek bahçenin ucundaki kıyıdan denize girmek ve tekneme binip etrafta dolaşmaktı. İşte sonunda bunu gerçekleştirdim" diyen Birand, teknesinde Motor Boat dergisine röportaj verdi.

Teknenizi kendiniz mi kullanmayı tercih ediyorsunuz?

- Biz bu tekneyi ailece kullanıyoruz. Ben, eşim Cemre ve oğlum Umur. Hepimizin kaptanlık ehliyeti var. Üçümüz de kullanmaya bayılıyoruz ve kaptana da pek bırakmıyoruz genellikle. Denize çıkar çıkmaz en büyük keyfim dümene oturmak ve gerekirse saatlerce gidebilmek. Üçümüzün arasındaki derecelemeye bakarsanız ben manevralarda Umur ve Cemre’den daha iyiyim. Tabii bu arada sen kullancaksın, ben kullanacağım çekişmesi de olmuyor değil... Ailece veya en yakın arkadaşlarınızla kimsenin gelip geçmediği koylarda demirleyip kalmanın keyfi bambaşka. Aslına bakacak olursanız bu tamamen keyif işi. Mantıkla hiç ilgisi yok. Hele mazotun fiyatını, gidilecek mil mesafeyi hesap etmeye başladınız mı, bundan vazgeçin. Doğrusu bu benim uzun yıllar hep rüyamdı. Önce şişme botla başladım. Arkasından birer metre büyüterek, kıçtan takma motordan bugüne kadar geldim. Keşke daha önceden yapabilseydim diyorum ancak imkanlarım bugün elverdi.

Peki, Gogoş ismi nereden geliyor?

- Gogoş, bizim ailenin dadısı. Benim eşimin annesini büyütmüş, eşimi büyütmüş, Ali ve Ömer Karacan kardeşleri büyütmüş ve sonunda oğlum Umur’u da büyüttü. Onu 94 yaşında kaybettik. Ancak aradan yıllar geçmesine rağmen hálá aramızda yaşıyor. Hiçbir zaman da aramızdan ayrılmayacak... Adını özellikle en sevdiğim ve en keyif aldığım tekneme koymamın nedeni bu. Gogoş, ailenin bir parçası, biz de nereye gidersek onu da götürüyoruz.

Ne sıklıkla denize çıkıyorsunuz ve daha çok nerelere gitmeyi tercih ediyorsunuz?

- Ben teknemi genelde Bodrum’da kullanıyorum. İstanbul’a getirmiyorum... Bunun iki nedeni var. Birincisi, Marmara Denizi ne yazık ki çok pis ve gidilecek yer yok. İkincisi,  marinalar  korkunç pahalı. Bodrum’un marinaları ise göreceli olarak daha ucuz, denizi temiz ve yazlık evim de orada. Yaz aylarında hazirandan ekime kadar bazen hep birlikte, bazen de ailenin fertleri tek tek Bodrum’dan Ege Adaları’na çıkıyoruz, Türk kıyılarını dolaşıyoruz. Kış gelince de teknemi Yalıkavak Marina’da bırakıyorum, hem oradaki insanların duyarlığından hem de marinanın verdiği avantajlardan çok memnunum.

Tekne sahibi olduktan sonra günlük hayatınızda neler değişti?

- Çok şey değişti diyebilirim. Yaz ayları benim için eskiden adeta bir rutindi. Sabah kalk, kahvaltı et, denize gir, öğleden sonra yat uyu ve akşam yemeğe çık. Bir süre sonra da insan bıkıyor açıkçası. Oysa teknenin hayatımıza girmesiyle birlikte, ne zaman nereye gideceğimiz, nasıl gideceğimiz, kimlerle gideceğimiz; bütün bunların planlaması, hayatımıza her açıdan bir hareket, bir heyecan getirir oldu. Teknenin kaptanı Fatih Kısır ile birkaç gün öncesinden hava tahmin raporlarının alınması, ’poseidon’a giriş veya ’wind guru’dan rüzgarı hesaplamak dünyanın en keyif veren

/images/100/0x0/55eab640f018fbb8f891df62
işleri.

Kendinize nasıl bir gelecek planlıyorsunuz Mehmet Ali Bey? Ve bunun içinde denize ne kadar yer var?

- Şimdi yeni bir idealim var. Bu tekneyi de büyütmek ve bütün yaz aylarını teknede geçirmek. Eve ihtiyaç olmadan, ayağımı toprağa basmadan tatil yapmak... İnsan bir şeyi istediği zaman eninde sonunda elde ediyor. Ben buna çok inanırım. Eğer sağlıklı kalabilirsem bu hayalimi de gerçekleştireceğim. Ne yazık ki, hiç yelkenli kültürüm olmadı. Bundan dolayı hep motoryat düzeyinde kaldım. Eminim yelkenlinin keyfi de bambaşkadır.

Bir gün her şeyi bırakıp teknede yaşamak, hatta dünyayı bir de bu şekilde gezmek... Ne dersiniz?

- Tekne ile dünyayı dolaşabilir miyim, bilmiyorum. Bu düşünce bana biraz fazla geliyor açıkçası. Dünyayı dolaşmak için gereken teknenin parasını pek de kaldırabileceğimi sanmıyorum üstelik... Ama yine de fırsat buldukça yurtdışına gittiğim zaman mutlaka denizi işin içine sokmak isterim. Bir örnek vereyim. Önümüzdeki yılbaşında Tayland’da arkadaşlarımla birlikte mavi yolculuğa çıkacağız. Starclipper’ın dev yelkenlileri var. Yaklaşık 100 kişi alan tekneler bunlar. Hele dalmaya meraklıysanız, ki biz eşimle birlikte her fırsatta dalıyoruz, harika bir tur. Daha önce yaptığım için biliyorum. Gökova veya Kekova’ya benzemiyor ama Tayland kıyıları da müthiş güzel. Anlayacağınız benim hayatım bundan sonra  ekran, tekne ve deniz üçgeninde geçecek. Darısı denizi sevenlerin başına.

Bodrum’daki evimden yürüyerek denize indiğini söyleyen M. Ali Birand, "Tekneme binip istediğim yere gidebiliyorum. Özetle kendimi mutlu bir insan olarak görüyorum" diyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle