GeriKelebek Bir yapımcı 'Sana rol vermem' demişti
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    5
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir yapımcı 'Sana rol vermem' demişti

Bir yapımcı 'Sana rol vermem' demişti
refid:21396868 ilişkili resim dosyası

Pelin Batu ve Tolga Güleç, “Zor Yılların Kayıp Çocukları” adlı belgesel yapım için bir araya geldi. İkili, yapımcılığını Bahçeşehir Üniversitesi’nin üstlendiği filmde, aileleri 12 Eylül darbesinde mağdur olan Züleyha ve Onur rollerini üstlendi.

TOLGA GÜLEÇ-PELİN BATU FOTO GALERİ 

Pelin Hanım, bir süredir televizyon ve sinemadan uzaksınız, araya mesafe mi koymak istediniz?      

- Öyle görünüyor ama bilinçli bir seçim değil bu. Sadece yaptığım diğer şeyler hayatımın büyük bir kısmını kaplıyor. Mesela son üç-dört sene boyunca doktora yapmak için haftanın birkaç günü kütüphane ve ev arasında mekik dokudum. “Hem doktora yapayım, hem kitap yazayım hem de resim yapayım” deyince ister istemez diziye vakit ayıramıyorsunuz. Tabii projeler arasında da seçici davranmaya çalışıyorum. Oyunculuk, “Değecekse yapayım” diye baktığım bir iş. Bir de dışarıdan bakılınca sanki hayatımda oyunculuk yokmuş gibi görünüyor ama aslında tiyatro yapıyordum. Sahnede olmak, oyunculukla daha içli dışlı olmak gibi.

Bu kadar işi bir arada yapmak zorlamıyor mu sizi?  

- Planlıyımdır, o yüzden zorlamıyor.          

Doktoradan sonra planlarınız neler?

- Doktora bitince televizyon ya da oyunculukla ilgili bir şeyler yapacağım.

Bende sanki çok popüler işlerde rol almak istemezmişsiniz gibi bir izlenim bıraktınız, yanılıyor muyum yoksa?

- Bunu küçümsemek için söylemiyorum ama dizide oynamak çok büyük bir yük. Bir de dediğiniz gibi bazı şeyleri kendimle birleştiremiyorum. Pek çok şey kötü ve klişe geliyor. Belki de seyretmediğim için önyargılıyımdır. Ama sakız gibi uzayan bir işin içinde olmak da beni delirtirdi herhalde. İşin komik tarafı, son birkaç senedir hem gelen teklifleri reddettiğim hem de röportajlarımda “Dizi kölelik” dediğim için artık teklif gelmemeye başladı!

BAŞÖRTÜSÜ, ZÜLEYHA’NIN ÖZGÜRLÜK SEMBOLÜ

Gelelim belgesel dram türündeki “Zor Yılların Kayıp Çocukları”na... Film, 80 darbesi sonrasında darbe mağdurlarının çocuklarına neler olduğunu anlatıyor. Bu projeyi sizin için cazip hale getiren neydi?

- Bizim evimizde her zaman politika çok konuşulurdu, özellikle de darbe meselesi. Benim dertli olduğum ve kafaya taktığım bir mevzu olduğu için ilgimi çekti. Senaryoyu okuduğumda canlandıracağım karakter de ilgimi çekti. Çünkü bana tanıdık gelen sol kesimden değil Züleyha.

Züleyha nasıl bir kadın?

- Züleyha, sağ muhafazakâr kesimden, başörtüsü takan, üniversiteye kendi seçimiyle gitmemiş, mutsuz bir evliliğin içinde olan ve her adımını babasına duyduğu tepkiden dolayı atan bir kadın. Benim için yeni bir karakter, çünkü benim bilmediğim bir hayatı yaşıyor. Bu da bana heyecan verici geliyor.

Film ne zaman gösterilecek?

- Galası 10 Eylül’de filmin yapımcılığını da üstlenen Bahçeşehir Üniversitesi’nde yapılacak. Bizim oynadığımız drama kısmını gerçek hayatta aileleri darbe mağduru olan kişilerle yapılan röportajlarla harmanladılar. Ben asıl o kısmı çok merak ediyorum.

Züleyha için “Benim için yeni bir karakter” dediniz. Karakterin başörtülü olmasının değişik bir etkisi oldu mu sizde?

- Ben başörtüsü taktığı için bu kadının bambaşka bir psikolojide olduğunu düşünmedim. Sigara içmesi ve başörtüsü takması, Züleyha’nın bireysel seçimi ve özgürlüğünün sembolü. Bu kadın, özgürlüğünün sembolü olarak mini etek de giyiyor olabilirdi. Başörtüsü, onun ailesine ve toplumuna tepkisi. Başörtüsünün ötesinde kişisel travmaları, dertleri önemliydi benim için.

BİR YAPIMCI “SANA ROL VERMEM” DEDİ

Sizce bu film tarafsız mı bakacak olaya?

- Filmin son halini seyretmeden bunu söylemek olmaz. Ama benim içinde olduğum bölümler, şunu anlatıyordu: Sağ-sol fark etmiyor, darbede iki kesim de travmatize oldu, sarsıldı. Ve biz bunları dillendirip objektif bir şekilde konuşmazsak, bu sarsılmalar devam edecek.

Tolga Güleç’in oynadığı Onur’la Züleyha’nın yolu nasıl kesişiyor

- Bir mezarlıkta tanışıyorlar. Züleyha ve Onur arasında dağlar kadar fark var. Onur, bir üniversitede akademisyen olan solcu annesinin nasıl öldüğünü bile bilmeyen, küstahça apolitik bir karakter. Züleyha üniversite bile okumamış ama çoğu yerde Onur’dan çok daha sağlam duruyor. Adam da bunu fark edince neye uğradığını şaşırıyor, çünkü ona karşı önyargılı. Yüzeysel olarak çok farklı olsalar da bir bakıyorlar, aslında hikâyeleri aynı.

Sizin bu politikayla içli dışlı haliniz, yapımcıları sizden uzak tutuyor olabilir mi?

- Olabilir. Bir prodüktör, birkaç ay önce çok net ve samimi bir şekilde bunu söyledi. “Ben size hiçbir projemde yer vermeyi düşünmezdim. Çünkü Türkiye’de oyuncu dediğin hokkabaz olmalı. Siz ise tarih programına çıkıyorsunuz, politik şeyler söylüyorsunuz, topluma soğuk duruyorsunuz. Tipik Türk genç kız rolüyle bağdaşmıyorsunuz” dedi.

Sizin buna tepkiniz ne oldu?

- “Teşekkür ederim” dedim... Bu düşünce bana çok ilkel geliyor. “Beyni var, bizi yakmasın”ı düşünüyorlar, bu can sıkıcı.

Sizin ailenizde 80 darbesinden mağdur olan kişiler ya da size anlatılan anılar var mı?

- Benim bütün çocukluğum annemin kitaplarını yakması ya da gömmesini, Nazım Hikmet hikayelerini, babamın en yakın arkadaşlarının içeri alınmalarını dinleyerek geçti. Şiir kitapları bahçelere gömüldü 20-30 sene önce. Şimdi dinleyince film gibi geliyor ama çok yakın bir tarihte yaşandı bunlar aslında.

Filmde sizi zorlayan bir sahne oldu mu?

- Evet, Züleyha’nın sigara içtiği sahneler zorladı. Ben sigara içmiyorum ve Züleyha’nın sırrı sigara içmek. Benim büyük zevk alarak sigara içmem gerekiyordu, o sahnelerde biraz zorlandım. Hatta görüntü yönetmenimiz bile “Sen sigara içmeyi sevmiyorsun” dedi.

Tolga Güleç: Gerektiği kadar politiğiz

Onur nasıl bir adam?

- Onur, apolitik bir adam. Bu açıdan bana farklı geldi. Filmde 12 Eylül’deki kelebek etkisinin vurgulanması da beni etkiledi.

“Kelebek etkisinin vurgulanması” konusunu biraz açsanız?

- O dönemde kaybolmuş, yitip gitmiş gençliğin şu anda ne yaptığını gerçekten merak ettim. Film bu yüzden cezbetti beni. Bunları sorgulama fırsatı buldum.

Siz kendinizi o apolitik kuşağa dahil ediyor musunuz?

- Ben de 80 kuşağı olarak o dönemi yaşamadım, fakat sonrasını gördüm. Ben bir subay çocuğuyum. Babam, istifa eden bir asker. Filmdeki çocuklara baktığımda kendime de pay çıkarabiliyorum. Belki ben de 80 mağduruyum. Belki babam da birilerinin kafasına vurmak zorunda bırakıldı, bilmiyorum...

Peki, babanızın o dönem asker olması sizi nasıl etkiledi?

- Babam istifa ettiğinde ben 5 yaşındaydım, dolayısıyla hatırlamıyorum.

Evde anlatılmıyor muydu?

- Anlatılmaz mı? Kardeşin kardeşe vurdurulduğu bir dönemdi...

Bir önceki sorumu tekrar edeyim; apolitik misiniz?

- Biz sanatçıyız, gerektiği kadar politik olmaya çalışıyoruz.

Sanatçı apolitik mi olmalıdır?

- Yer yer olmalı. Ayrıca politikayla ilgilenecek zaman da bulamıyoruz.

O halde Onur karakteriyle örtüşüyorsunuz?

- Ben Amerika görmedim, Onur ise Stanford mezunu. Ben Türkiye’de eğitim aldım.

Filme hazırlık aşamasında o dönemin mağduru olan kişilerle konuşma fırsatınız oldu mu?

- Dayımla konuştum, darbe yüzünden Almanya’ya yerleşmiş. Bu konuda konuşmak bile istemiyor, “Biz devrimi kanla yazardık, bana şu anda devrimden bahsedemezsin” dedi.

Pelin Hanım’la ilk kez çalıştınız, nasıldı?

- Müthişti, onu tanıdığıma çok memnun oldum.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle