GeriKelebek Bir kara sevda vurdu başıma
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir kara sevda vurdu başıma

Bir kara sevda vurdu başıma

Kimi insanlar için motosiklet serseri işi, kimi insanlar için ölüm makinesi, kimine göre hayat arkadaşı, kimine göreyse sadece hayal edip de hayalden bir adım öteye gidemeyen, sevdası yüreğinde yumruk gibi yer eden ulaşılması imkansız bir sevgili gibidir.

Motosiklet sevdası çok farklıdır. Neden mi? Çünkü tıpkı insanı sever gibi seversin motosikleti. Onu tanıman lazımdır. Kanının kaynaması gerekir. Sadece sana ait olmalıdır ve seni hiç üzmemelidir. Seni aldatıp yarı yolda bırakmamalıdır. İşte bu yüzden bir insanı sever gibi bağlısındır motosikletine. Hep aklımı meşgul eden merak ettiğim bir şey var; acaba motosiklete hiç binemeyip de hayalini kurmak mı daha zor, yoksa çok güzel bir birliktelik yaşadıktan sonra ayrılmak zorunda kaldığın motosikleti özlemek mi?

NEDİR MOTOSİKLETİN CAZİBESİ

Nedir bu motosikletin dayanılmaz cazibesi? Görünüşü mü? Çıkarttığı ses mi? Yoksa kendini emanet ettiğin iki tekerleğin hızından aldığın o inanılmaz adrenalin duygusu mu?

Sevgili Ergin Turhan böyle yazmış yolladığı e-postalarda, ve devam etmiş. ’Oh bu durumda, bana da bu hafta yan gelip yatmak kaldı’ desem de inanmayın, Ergin yazıyı yazarken nokta ve büyük harf gibi gereksiz! ayrıntıları kullanmadığı için yazdıklarını düzeltene kadar canım çıktı. Siz de motosikletle ilgili her konuda düşüncelerinizi, öneri ve beklentilerinizi paylaşmak isterseniz, cümleleri nokta ile bitirip büyük harfle başlamak şartı ile bir güzel yazıp, ruzgarinkizi@hurriyet.com.tr adresine yollayabilirsiniz.

RÜZGARI HİSSETMEK

İşte bu açıklama aslında motosiklet sevdasının özünü oluşturuyor. Büyük-küçük bütün motosikletlerde bu duyguyu hissedebilirsiniz. Ne zaman daralsanız, bunalsanız, bir derdiniz olsa, motosikletinize atlayıp iki tur atar vücudunuzu okşayan rüzgarla dertleşir ve içinizdeki sıkıntıyı atarsınız. Rüzgar size resmen bir doktor edasıyla terapi uygular. Yeter ki bir an için o rüzgarı hissedin ve tadını çıkartın. O zaman motosiklet sevdasının nasıl bir şey olduğunu anlayacağınıza eminim.

HIZI HİSSETMEK

Bu, adrenalini kendilerine rahatlama biçimi olarak seçmiş, hayat lugatlarında ’yavaş ’kelimesi bulunmayan ve aslında rüzgarı en yoğun hisseden motor severlerin seçtiği bir terapi yöntemidir. Kimi motor severler tarafından pek tasvip edilmese de, hız severler azımsanmayacak kadar çoktur. Zaten ilk motosiklet sevdasına gönlünü kaptırması böyle bir canavarı görmesi sonucu olmuştur. Aslında her motorseverin gönlünde de böyle bir motosiklet yatar. Hız severlerin ikinci vazgeçilmez unsuru da gösteriştir. Motosikletleri ne kadar caf caflı olursa, öz güvenleri de o kadar yerinde olur. Tabi bu, taa çocukken odamızın duvarlarında asılı duran motosiklet posterlerinden de bellidir. (RK: Bu bölüm biraz tepki alacak gibi geliyor Ergin’cim. Bir de, bu ülke şartlarında, şu hız meselesine gönlünü kaptırmak, fettan bir kadına gönlünü kaptırmaya benzer. İkisi de insanın ömrünü yer.:))

YOLU HİSSETMEK

Bu duygu ise genelde hepimizi kapsayan motosikletin neden vazgeçilemez olduğunun diğer bir göstergesidir. Yol ve rüzgar faktörü bu sevdanın iki vazgeçilmez unsuru. Eğer ki ikisini birden yüreğimizin taa derinliklerinde hissedebiliyorsak bizden şanslısı yok demektir. Hele ki bir grup sürüşündeysen tadından yenmez valla. Bu terapiyi ilk yaptığın andan itibaren kanın kaynar, yerinde duramazsın, yaşadığın her türlü zorluğu, her sorunu, içindeki bu sevda ile çabucak atlatırsın. İlk uzun yolculuğundan kısa bir süre sonra birden içinde fırtınalar esmeye başlar ve ağzından muhtemelen şu kelimeler dökülür; ’yol beni çağırıyor’. İşte o an motosikletin dayanılmaz cazibesini içindeki kıpırtıdan anlayabilirsin.

DAĞI TAŞI VE TOPRAĞI HİSSETMEK

Bu duygu öncelikle terapiyi doğadan alan motorseverlere aittir. Onlar düz yolu pek sevmezler. Akıllarının bir köşesinde hep alternatif bir yol arayışı vardır. Doğanın bizlere sunduğu sonsuz nimetlerin tadını alarak kendilerini doyururlar.Ne zaman sıkılsalar, derde düşseler, hemen motosikletlerine atlayıp dertlerini dağa taşa toprağa anlatarak atarlar. Bu duygu doğa ile yollarının kesiştiği andan itibaren kalplerinde yer eder.İşte bu yüzden motosiklet onlar için bu kadar dayanılmazdır.

YAŞASIN MOTOSİKLET KARDEŞLİĞİ

Bana göre motosikletinde Adabı Muaşeret Kanunu vardır. Tıpkı yemek yeme kuralları gibi ya da bir hanım efendi ile nasıl konuşulacağını bilmek gibi. Bu kuralları bilmeden motosiklet sahibi olmak rezil olmak demektir. Hatta tehlikelidir. Motosiklet adabını öğrenmek çaba ister, zaman ister, emek ister. İşte bu motosiklet adabını benimsemiş, kendine ilke edinmiş her motosiklet sahibi kardeştir ve her kardeş adayı motosikletini alırken ilk önce bir bilene danışır. İlla bir kardeş grubuna girmek ister. Bu her motosiklet sevdalısı adayın artık genlerine yerleştirmiştir. Çünkü o duyguyu ve hürriyeti başka kardeşleriyle paylaşmak da müthiş bir hazdır. Motosiklet kardeşliği dayanışma gerektirir ve büyüklerinden aldığın öğütleri başka kardeşlerine de anlatman öğretmen gerekir. Mesela bana hep söylenen ’gördüğün büyük küçük her motosikletli kardeşine mutlaka selam ver ve yardıma ihtiyacı olan motosikletli kardeşini gördüğünde hemen yardımına koş, hatta uzun yola çıkarken bu olasılığı göz önünde bulundurup ona göre hazırlığını yap’. İşte bizi yani motosiklet sevdalısı kardeşlerimizi diğerlerinden ayıran yegane özellik budur.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle