GeriKelebek Bir çöküşün perde arkası
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir çöküşün perde arkası

Son günlerde maddi ve manevi açıdan zor günler geçiren Cem Özer, içini Hürriyet'e döktü

Cem Özer, son 8 yıldır ekranlarda, beyazperdede fırtına gibi esti, ortalığı kastı kavurdu, kavgalar etti. Cem Özer şimdilerde hayli sıkıntılı günler yaşıyor. Onunla Swissotel'in yeni ‘‘Executive Lounge’’nda çocukluğundan amansız Esin aşkına kadar her şeyi ayrıntılarıyla, saatlerce konuştuk. Cem sakinliğini ve gülümsemesini hiç bozmadı ama, bir ara gözyaşlarına engel olamadı.

Sahnede, ekranlarda gördüğünüz o hırçın, sivri dilli koca aktör, aslında bir yalnız çocuk. Ve de ruhsal bir bunalım içinde. Söze ‘‘Cem bizleri, Türkiye'yi çok yordun’’ diyerek başladım.

YALANNI KEŞFEDERİM

Yener ağabey, benim en önemli eksiğim, önceden gürüp önceden konuşuyor olmam. Dünyada bu doğru bir şey ama bizde sevilmiyor. Ben kimselere yaranmak için yaşamıyorum. Ben bugüne kadar alışılagelmiş komedyen çizgisini değiştiren bir adamım. Televizyon programlarında içeriğinden sunuşuna kadar devrim yaratan yine benim. Ben hep tekere çomak soktum. Bundan rahatsız olarlar da tekere diğer çomak sokanlar. Çok acayip bir gözüm ve işlek bir zekám var. Hukuk Fakültesi 4. sınıftan ayrıldım, kriminoloji okudum. Ayrıca aktör olarak da vücut dilini iyi okurum, yalanı keşfederim. Çünkü ben profesyonel yalan söylemek üzerine eğitim aldım. Aktörlük profesyonel yalan söylemektir.

BEN ÇEÇENİM

Ben hayatımda hiç kimseye yalakalık yapmadım, daha Türkçesi hiç kimsenin güneyini yalamadım bir çıkar uğruna. Bu bana çok şey kaybettirdi. Bu yüzden çok acı çektim, çekiyorum. Yener ağabey, ben ‘‘Kral çıplak’’ diyen adamım. İçimde acayip bir adalet duygusu var, düşmanıma bile haksızlık yapıldığında fırlarım ortaya, konuşurum. Belki de genlerimdeki ‘‘Çeçenlik’’ten geliyor. Çeçenler sadece kendi ülkeleri için savaşmazlar. Dünyanın neresinde bir mazlum, ezilen biri varsa onun yanında yer alırlar. Ben hiçbir zaman güçlülerle beraber olmadım. Ben bir Don Kişot'um. Yalnızca Türk olmak bana yetmiyor, dünya insanı olmak istiyorum.

MANYAĞIN BİRİYİM

Aslında sakin olmaktan çok hoşlanan bir insanım. Karşımdakiyle anlaşmak istediği dilden konuşmayı beceririm. Bence gerçek entelektüelizm de budur. Ama sana yumruk atan bir insanı Çiçero'yla altedemezsin. Açık sözlülük, Türkiye'de sivri dillilik olarak algılanıyor. Başkaları susunca sen çok konuşuyor gibi görünüyorsun. Ben bazıları gibi tesadüfen olmadım, ben aktörlüğü bilerek, isteyerek, taammüden seçtim. Ben manyağın biriyim Yener ağabey, göründüğüm kadar aklı başında birisi değilim. Daha doğrusu çocuğum, bir türlü büyümüyorum, büyümek de istemiyorum.

Esin bana çok fazla

Cem Özer ile Esin Maraşlıoğlu, 7 yıl önce birlikte bir aşk masalı yazdılar, birlikte oynadılar ve de bugünlere geldiler. Bugün gelinen nokta ise şöyle:

EZİK HİSSEDİYORUM

Şu anda Esin'in karşısında kendimi çok yetersiz, ezik hissediyorum. Ona manevi olarak verebileceğim şeylerim tükenmiş gibi geliyor. Esin başka türlü yaşamaya layık bir insan. Benim ticari başarısızlığımdan dolayı bu kadar büyük sıkıntıları çekmemeli. Esin incinmeden, cam fanus içinde yaşamalı. Ben ise maceraperest, delidolu bir insanım. Şimdi düşündüğümde kendimi Esin'e yeterli bulmuyorum, Esin benim için fazla.

DENK DEĞİLİZ

Esin'le dengi dengine değiliz, aslında yaşam tarzları çok ayrı iki insanız. Onun doğup büyüdüğü kitle çok farklı. Esin daha rafine zevkleri olan, daha derli toplu, daha ince ayarlı bir yaşama sahip. Esin'in hoşlandığı şekilde davranma zorunda kalmaktan yoruldum. Haklı olarak hep beni kontrol etti, hata yapmamdan korktu. Esin'le sonsuzluğu yakalayabilmem için kendimden vazgeçmem gerekiyordu. Ona olan aşkımdan dolayı giderek kısılmaya ve azalmaya başladım, Esin'in gölgesinde kaldım.

AYRILIRSAM EVLENMEM

Aşkın sadist olduğuna inanmıyorum. ‘‘Ölürüm de ayrılmam’’ ya da ‘‘Ayrılırsak öldürürüm’’ gibi arabesk düşünceler içinde değilim. Esin'le karşılıklı konuşmadık ama, sana ilk defa açıklıyorum, beş ay önce ondan ayrılmayı düşündüm. Ona yetemeceğimi düşündüğüm noktadayım ve bunu yapabilecek onlarca insan var. Ben ayrılayım ki, Esin o insanlarla mutlu ve huzurlu yaşasın. İşte bunu düşündüğüm gün gidip koluma onun dövmesini yaptırdım. Bu benim için şu demek: Bir gün Esin'den ayrılıp hayatıma başka biri girerse Esin'in benim için çok başka olduğunu görsün. Esin'den ayrılırsam bir daha kesinlikle evlenmem, bütün gücümü üretime veririm.

Yaşadığım bu 3. iflas

Gelelim son zamanlardaki büyük maddi sıkıntılarına. Daha doğrusu iflasına. Alacaklılardan kaçıyormuş, evinin kirasını bile ödeyemiyormuş sözde. Boğaz'da lüks içinde yaşayacağına borcu öde derler adama.

- Reklam şirketimdeki ortağımın beni 500 bin dolarlık yatırımın altına soktuktan sonra çekip gitmesiyle yıkıldım. Bu benim ticari hayatımda yaşadığım üçüncü iflas. İlk olarak 1985'te ‘‘West Side Story’’ ile battım, 50 milyonum gitti. İkincisi 1990'da Bodrum'da açtığım ‘‘Kuka Kabare’’den oldu, Körfez krizi patlayınca 1 milyarım gitti. Şimdiki olayda bugüne kadar 600 bin dolar borç ödedim, halen 300 bin dolar kadar borcum var. Battım ama öyle kıçımdaki dona kadar da değil, sıfırı tüketmedim. Kimseden de kaçmıyorum, alacaklılarımla her dakika konuşuyorum. Kaçarsan felaketin içine düşersin. O zaman borçlu değil, dolandırıcı olursun. Yener ağabey, insan bir kere düşmeye görsün, dostunu düşmanını iyi tanıyorsun. Kiramı ödemeyediğim değil, geciktirdiğim doğru. Ev kiram 2500 dolar, onu da altı aylık peşinatlar halinde ödüyorum...

Bankalara, tefecilere her ay yüzde 12 faizle borç ödüyorum. Şimdi teknemi de satacağım. 12 metrelik teknem bana 340 bin dolara malolmuştu, onu 100 bin dolara satışa çıkardım.




Yorumları Göster
Yorumları Gizle