GeriKelebek Bilinçaltı mesajlar paranoya kaynağı mı kurtarıcı mı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bilinçaltı mesajlar paranoya kaynağı mı kurtarıcı mı

Bilinçaltı mesajlar paranoya kaynağı mı kurtarıcı mı
refid:13635799 ilişkili resim dosyası

Bu yılın, örgüde zen yılı olduğunu biliyor muydunuz? Evet evet, farkındayım, Çin takvimine göre kaplan yılındayız, zen yılı da nereden çıktı demeyin.

Banu TUNA
 
Farklılık peşindeki bir yün iplik markası, bu yılı örgüde zen yılı ilan etmiş ve 4 CD’lik bir koleksiyon hazırlamış. Bu vesileyle 2010’u da örgüde zen yılı ilan etmişler.

Dinleyenlerin daha iyi birer ebeveyn, daha zayıf, daha zengin, daha mutlu insanlar olacağını iddia ediyorlar.
Çıkış noktaları, örgünün iyileştirici gücü, enstrümanları subliminal, yani bilinçaltı mesajlar.
Bilinçaltımızın yolgeçen hanına dönmesi, bizim dışımızda herkesin oraya girip çıkıyor olması sinirimi bozmaya başladı ama önce örgünün iyileştirici gücüne bakalım.

Örgü örmek, bir süredir yoga yapmakla eş tutuluyor.
Oysa okumuş yazmış, kentli kadınlar bir zamanlar, örgü örmeyi bilseler bile ellerinde yünler ve şişlerle görülmek istemezlerdi. Onun yerine evrak çantaları, hiç susmayan cep telefonları, dizüstü bilgisayarlar daha havalı birer aksesuvardı.
Ama bünyeler daha fazla stresi kaldıramadı işte...
Bu son derece “ev kadını harcı” hobi; Gwyneth Paltrow, Sarah Jessica Parker, Julia Roberts gibi Holywood ünlüleri tarafından uluorta icra edilince kıymete bindi.
Sonra bizim manken kızlar da kulislerde, prova ve defile aralarında örgü örerek stres attıklarını açıkladılar.
Anneanneler babaanneler tarafından evlerde yaşatılmaya çalışılan bu binlerce yıllık kadim beceri, o kadar büyük bir patlama yaptı ki, her mahalleye en az iki yüncü açıldı. Genç kızlar, kitleler halinde örgü öğrenmeye başladı.
Hızı biraz kesildiyse de, örgü merakı hâlâ devam ediyor.
Örgünün stresi azalttığı, yaratıcılığı tetiklediği, zihinsel ve bedensel zindelik sağladığı iddia ediliyor.
İki elle birden yapılan bir iş olduğundan, örgü örerken beynin her iki tarafı da çalışıyor.
Dikkat gerektirdiğinden, tekrarlanan hareketlerden oluştuğundan, meditasyon işlevi görüyor.
El ve göz koordinasyonunu geliştiriyor.
Seçilen yünün rengine göre, renk terapisiyle aynı işi gördüğünü öne sürenler de var.
Böyle şifalı bir uğraş.

Şimdiyse duble şifalı. Çünkü örgü örerken bir de bilinçaltına mesaj veren CD’ler dinleyebiliyorsunuz yanında. Artık ihtiyacınız olan mesaj her neyse... Mutluluk, para, daha ince bir vücut... Beyin örgü örerken telkinleri daha kolay öğreniyormuş. İddia o.
Bundan birkaç ay evvel, kendi üzerimde bir deney yapmıştım. Kitapçıdan aldığım bir CD’deki beyin frekansları sayesinde daha çekici olacaktım. 20 gün boyunca her gün iki kez, yarımşar saat...
Çekicilik ölçer diye bir alet yok, mecburen çevrenizdekilerin tepkilerine bakarak sonucu anlamaya çalışacaksınız.
Şu ana kadar sosyal hayatımda bir patlama yaşanmadı, bir infial söz konusu değil. Olmasını da beklemiyordum üstelik.
İnanmıyorum ben böyle şeylere.
Gerçi bu işleri yapanlar da “İnanmazsan olmaz zaten” diyorlar.
Peki tüm kalbimle inanırsam sonucun placebo etkisi olup olmadığını nereden bileceğiz?
Küçükken sadece inanarak kolumdaki siğillerden kurtulmuştum. Herkesin oradan buradan duyduğu şu kocakarı yöntemleriyle. Bir sürü farklı uygulama vardır bu konuda, ama hepsinin temeli inanmaktır.
Bakın, inanmanın gücüne inanırım. Ama ağızdan çıktığı kadar kolay bir şey değildir inanmak. Dünyanın en zor işlerinden biridir.
Şu ana kadar bahsettiğim tüm bu materyaller, kendi kendimize inanmayı beceremediğimiz için yaratılmış birer katalizör belki de.

Örgü örerken dinlenen şu 4 CD’ye geri dönelim. Daha önce de dediğim gibi, biri mutluluk, biri bereket, diğeri ince bir vücut, sonuncusu ise bilinçli ebeveynlik vaat ediyor.
21 gün boyunca, günde ikişer kez dinliyorsunuz. Sizin fark etmediğiniz, doğrudan bilinçaltınıza inen olumlu mesajlar, olumsuz kalıplarla yer değiştiriyor. Konu hakkında daha pozitif düşünmeye başlayınca her şey kendiliğinden değişiyor... muş, iddia bu.

Subliminal mesajlar, önüne gelenin rahatlıkla kullanabildiği bir yöntem haline geldi. Peki ama neyin yöntemi?
Bir grup komplo teorisyeni, bu mesajlar aracılığıyla beynimizin yıkandığını iddia ediyor.
Onlara göre her akşam televizyon başına oturduğumuzda, sinemaya gittiğimizde bu mesajlara maruz kalıyoruz.
Tamamen haksız da sayılmazlar. Bugüne kadar pek çok reklamda bu yönteme başvurulduğu biliniyor. George W. Bush bile seçim kampanyası sırasında, seçmenin bilinçaltını bürokratlara karşı provoke etmeye çalışmıştı. Korkmayın, bir sonuç alamadı!
Subliminal mesajlar iki türlü oluyor: görsel ve işitsel. Gözün değil ama bilinçaltının algılayabildiği mesajların, filmlerin, reklamların, hatta çizgi filmlerin içine yerleştirildiği iddia ediliyor.
Mesela bir grup, aklını Walt Disney animasyonlarıyla bozmuş. Walt Disney’den çıkan hemen her çizgi filmin, çocukları cinselliğe yönelttiğini iddia ediyorlar.
Bilinçaltına mesaj gönderme olasılığı ilk kez 1897’de ortaya atıldı. 1957’de pazarlama amaçlı kullanımı denendi ama başarısı kanıtlanamadı. Etkinliği hâlâ yüzde 100 ispatlanabilmiş değil. İnsan davranışı üzerinde kalıcı ve güçlü bir etki bırakmıyor. Pek çok deneyde, yarattığı etkinin placebo olup olmadığı tespit edilememiş.
Başkaları içinse, NLP ile el ele veren subliminal mesajlar, birer tedavi yöntemi. Koca bir pazar haline gelmiş bir yöntem...
Sadece CD dinleyerek veya video izleyerek sigarayı bırakabileceğinizi, zayıflayabileceğinizi, topluluk önünde daha rahat davranabileceğinizi, hayatınızın aşkını bulabileceğinizi ve daha pek çok şeyi iddia ediyorlar.
Yüzyılın mucizesi...
 
 
 
 

 
 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle