GeriKelebek Beşinci sınıf mezunu Sevan
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Beşinci sınıf mezunu Sevan

Beşinci sınıf mezunu Sevan
refid:6845897 ilişkili resim dosyası

Samatyalı Sevan Bıçakçı (34) "Samatya Balıkçısı" isimli yüzüğüyle ABD’de prestijli bir tasarım ödülü aldı. Geçen yıl da aynı ödülü alan Sevan Bıçakçı, standart ürünlerin üzerine dönen piyasada Osmanlı konseptli eserleriyle bağımsız bir tasarımcı olarak yükselmeyi başardı. Okuyacağınız hayat hikayesi ilkokul mezunu bir kuyumcu ustasının dünyanın tanıdığı bir mücevher tasarımcısına dönüşünün özetidir.

İstanbul’un Ermeni cemaatinde tiyatroculuk yapan Erdem Bıçakçı, bir piyes için gittiği Sahakyan Nunyan Ermeni Lisesi’nde mavi gözlü Maryam’a aşık oldu. Kayserili Erdem ile Yozgatlı Maryam’ın aşkı 1969 Ekimi’nde evliliğe dönüştü. Oğulları Sevan, 12 Temmuz 1972’de doğdu. Kardeşleri Savaş 1977’de ve Penyamin 1981’de dünyaya geldi.

Hiperaktif denebilecek kadar hareketli Sevan, Samatya sokalarında kendi deyimiyle "Harika bir çocukluk" geçirdi: "Çocukken geniş bir arkadaş grubum vardı. Ermeni olduğumuz için Samatya bizim için bir kamp gibiydi. Aynı zamanda tam bir kültür çeşitliliği içinde Süryani, Rum, Yahudi, Müslüman arkadaşlarımla büyüdüm." Amcaları ve kuzenleriyle de çok yakınlardı. Bugün de Sevan’ın şirketinin müdürü, amcasının oğlu. Kardeşi tezgahın başında duruyor, diğer amca oğulları çok yakınında çalışıyor.

Okulu sevmedi pek; işi gücü arkadaşlarıyla top oynamaktı. Öğretmenlerine göre Sevan’da bir yetenek vardı, ama ne yeteneğiydi bu? İlkokulu bitirince çalışmaya başladı: "Ermeni cemaatinin kaderidir Kapalıçarşı. Sanatkárlarımız hep ilkokul mezunudur. Okumaya devam edeyim deyince sanatta biraz eksik kalıyorsunuz."

5 YIL USTASINI SEYRETTİ

Ustası, Samatya’dan komşuları Hovsep Çatak olmuştu. Yaramaz çocuk, disiplinli ustasının yanında oturup kalkmayı, müşteri ilişkilerini, sunumu, fiyatlandırmayı, para tahsilini öğrendi: "Neredeyse üniversiteyi orada okudum diyebilirim. Benim için çok özel, hayranlık duyduğum, keşke hálá hayatta olsa da bir şeyler sorsam dediğim birisidir."

Karate Kid, filmde nasıl uzun zaman ustasını seyrediyorsa, kuyumcu çırakları da bol bol usta seyreder. Sevan da tam beş yıl ustasını seyrettikten sonra bir gün eline bir parça verilince artık gerekli olgunluğa ulaştığını gördü. Yapabildikçe ustası daha çok iş verdi ve Sevan’ın da eli gelişti. Ustası gibi hep el işleri üzerine çalışıyordu. Dükkandaki işler hep Sevan’ın da elinden geçmeye başladı. Önüne bir resim veriliyordu, o da malzemeye en iyi şekli veriyordu. Sektörde orijinalinden daha da iyi bir iş yapmak ustalığın derecesini gösteriyordu.

Altı yılın sonunda kalfa oldu, hatta çırakları işe başladı. O artık bir "sadekar"dı. Yani takının gövdesini yapıyor, "mıhlayıcılar" üzerine taşları yerleştiriyordu. Kuyumculuğun tasarıma en yakın alanı sadekarlık onun yolunu açacaktı. Kalfalığa geçmek Bıçakçı için dünyanın en prestijli işiydi. Mahalle arkadaşlarıyla aralarında tatlı bir rekabet yaşanırdı. Aynı dönem, akşam işten aynı saatte Kocamustafapaşa otobüsüne binen Samatyalı ilkokul mezunu çıraklar arasında hep o gün neler yapıldığı konuşulurdu. Üç yapan beş anlatır, diğeri "Sen nasıl benden daha iyi yaparsın" diyerek üzülürdü.

Ustası 1992’de öldüğünde birkaç ustanın daha yanında çalıştı ama aradığını bulamayınca 20 yaşında ilk dükkanını açtı. Anne babasının birikimi olmadığı ve kuyumculuk işine en azından bir-iki kilo altınla başlamak gerektiği için profesyonellere, büyük atölyelere el işi kalıp yaptı. İlk altı ay boyunca, eski kalfası Vortik Uzungör’ün tezgahının köşesine bir metrekareye kendi tezgahını kurdu. Vortik, ona kira da ödetmediği için Sevan az da olsa bir para biriktirmeyi başardı. Hemen üç metrekarelik bir dükkan açtı. Bu dönemde piyasada problem çözücü yönüyle de duyuldu. Ürünün tezgah ömrünü en kısa tutabilecek şekilde, en vasıfsız elemanın bile yapabileceği kalıplar üretiyordu. Bu da hem fiyatını, hem de müşterilerinin sayısını arttırdı. Ancak el işçiliği yaptığı için gece gündüz çalışsa da yapabileceği sayı belliydi. Sonunda biriktirdiği 100 gram altınla kendi mücevher üretimine de başladı. Bu kez 10 metrekarelik bir dükkanda...

Bu arada 1998’de arkadaşı Kumru, onu kuzeni Ani ile tanıştırmıştı. İki sevgili uzun sürecek bir flört devresine başladı. Bu yıllarda Sevan meslek hayatında tırmanmak için çok çaba sarfediyor, yaptığı ürünlerin mutlaka bir tarafını değiştiriyordu. Ona göre bire bir kopya yapmak başkasının cebindeki parayı çalmaktan farksızdı.

Sonunda 2001’de kendi koleksiyonunu yaratmaya karar verdi: "Böyle radikal kararlar, her zaman en aşağıya düşmeyi göze almanız gerektirir. Ama bir yandan da o kadar kızmıştım ki. Bakıyorum Türkiye’ye, koskoca sanatkarlar yetiştirmiş, ama hepsi kopyacı. Niye özgün bir marka çıkartmıyoruz, diyordum."

Sevan, özgün işler yapılması gerektiğine yürekten inanıyor, bu iş çok büyük olacak diyordu. Standart modellerin üretildiği bir ortamda altınlı gümüşlü, eskitilmiş, tuhaf şeyler yapmıştı; "Bazıları dalga geçti ama o dalga geçenler şimdi taklitlerimi yapıyor. Beşinci sınıftan mezunum ama dünyayı da görebiliyordum. Yani öyle bir şey yapmalıyım herkes bana gelmeli, diyordum. O yüzden kendime özel bir koleksiyon yarattım. Hálá da alyans, tektaş pırlanta satmam. O yüzden çok niş bir ürün yapmak istedim."

GÜLER SABANCI YÜZÜĞÜNÜ TAKINCA

Sonunda gece gündüz çalışarak Padişah minyatürleri ve heykeller koleksiyonunu ortaya çıkardı. Maddi açıdan zor günler yaşıyordu. Kız arkadaşı Ani ona 2000 dolar vermiş, çiftin evlenme planları ertelenmişti. Altı yıl sonunda Bıçakçı ailesi Ani’yi istemeye gitmeden bir hafta önce Sevan’la ilgili ilk gazete haberi çıktı: "Kapalıçarşı’nın en çılgın tasarımcısı."

Sevan aradığı nişi Osmanlı eserleri konseptinde bulmuştu. Bu kez piyasa Sevan’ın eserlerinin taklitleriyle doldu. Sevan’ın çıktığı bir televizyonda programını izleyen Güler Sabancı, ona övgüler yağdırarak ondan birkaç parça satın aldı. Sabancı, Yıldırım Bayazıt yüzüğünü takmaya başladığında, yüzük medyanın ilgi odağı oldu. "Canım dostum Güler Sabancı, çok zevkli bir kadındır. Sanatımı o kadar benimsedi ki gittiği yerlerde gönüllü olarak hep yüzüğüyle beni tanıttı. Ama bu beşinci sınıf mezunu Sevan da yerinde durmadı. " Sevan 2004’te nihayet büyük aşkı Ani ile evlendi. Kızları Yeraz ise 2006’da dünyaya geldi.

TEKNOLOJİ DÜKKANIMA GİREMEZ

Sevan, Dinlerin Kardeşliği, Büyülü Taşlar, Sadabat Koleksiyonu, Theodarius ve Justinanus, Hayvanlar, Meyvalar, Gözlükler gibi bir çok koleksiyon daha yaptı. Bu arada dünyaya açılmak için ABD’deki fuarlara katılmaya karar verdi. Arkadaşı Emre Dilaver, ABD satışını üstlenip onu yurtdışına taşıdı. Almanya, İtalya, İspanya, Suudi Arabistan, Avusturya, İsviçre hatta Çin’e Sevan’ın tasarımlarını sattı. Sevan’ın eserleri üzerinde aylar boyu çalışması; 24 ayar altın, elmas, özel kesim taşlar, taşların içinde heykeller, mozaikler kullanması gibi onu farklı kılan özellikler stilini oluşturdu. "Başkalarının ’olabilir mi’ dediği şeyleri ben olduruyorum. Taşı ters çevirip heykeli taşın içine oyuyorum. Her şeyi tamamen elle yapıyorum. Teknoloji bizim dükkanımıza giremez."

DÜNYA ONU BİLİYOR, ÖDÜLLERİ VERİYOR

ABD’nin ünlü Town&Country Dergisi, 2006 yazında Sevan Bıçakçı’yı mücevher tasarım yarışmasına davet etti. Bıçakçı yarışmaya "Sultanahmet’te Yağmur" isimli yüzüğünü gönderdi ve birinci oldu.

Ocak 2007’de ABD merkezli Tanzanite Foundation’ın en iyi bağımsız tasarımcı yarışmasına, tanzanitten yaptığı bir eser gönderdi ve en iyi beş bağımsız tasarımcıdan biri seçildi.

Town&Country Dergisi Bıçakçı’yı bu yıl da yarışmasına davet etti. Couture Mücevher Konferansı ve Porsche sponsorluğunda 31 Mayıs 2007’deki ödül töreninde, bu koleksiyondan Nur-u Osmaniye koleksiyonunda "Samatya Balıkçısı" isimli yüzüğüyle büyük ödülü havaya kaldırdı. New York Magazine yılda bir çıkartığı en iyiler sayısında Sevan’ı en iyi eski mücevher tasarımcısı seçti.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle