GeriKelebek Benim ruh hekimliğim de vardır
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Benim ruh hekimliğim de vardır

Huysuz ihtiyarMini etekli sarışın, saçlarını uçuşturarak bana doğru koşuyordu. Tam yanıma gelip elimi tuttuğu anda, kapı yumruklandı. Tabii, ne sarışın kaldı, ne de mini eteği... Eskici Recai'nin büyük tamirat hamlesinden sonra, kapının zili büsbütün susmuştu. Artık, kapımız tekme ve yumrukla çalınıyordu. Onca patırtıya sarışınlı rüya mı dayanır?.. Beddualar okuyarak kalkıp aşağıya indim. Kapıda başörtülü ve bıyıklı bir kadın duruyordu. Hırıltılı bir sesle;‘‘Çekil de, içeriye gireyim!’’Dedi. Ve beni itip eve daldı. Ardından kapıyı kapatıp emniyet zincirini taktı.‘‘Hop hanım, ne oluyor?’’‘‘Ne hanımı be!.. Beni tanımadın mı, ben Zeki!’’‘‘Tanınacak halin mi var? Bu yaştan sonra travesti mi oldun?’’Zeki, Babıali'de küçük bir matbaası olan, hepimizin çok sevdiği şen şakrak bir arkadaşımızdı. Epeydir görünürlerde yoktu. Şimdi, o güleç yüzlü, tombalak yanaklı adam gitmiş, yerine gözlerinin altında mor torbalar olan, avurtları çökük biri gelmişti. Kan çanağına dönmüş gözlerindeki dehşet ifadesiyle, sağa sola fıldır fıldır baktı.‘‘Evde kim var?’’‘‘Benden başka kimse yok, çocuklar yurt dışında.’’‘‘Eminsin değil mi?’’‘‘Tabii, eminim. Haa, iki de kedi var.’’‘‘Şakanın sırası değil, ben burada canımla uğraşıyorum!’’Zeki evi dolaştı. Her odaya tek tek baktı. Kapaklarını açıp dolapların içini inceledi. Çekmeceleri açıp kapattı. Ben salonun ışığını yaktım, o hemen söndürdü.‘‘Pencereye gidip bir bak, sokakta şüpheli bir şey var mı?’’‘‘Kimsecikler yok, her taraf sakin.’’‘‘Arabaların içine de bak, birileri olabilir.’’‘‘Yahu gecenin bu köründe araba içinde adam ne arasın! Zaten bu park etmiş arabalar, bizim komşuların arabaları...’’‘‘Komşuların kim?’’‘‘Hepsi yıllardır tanıdığım efendiden insanlar. Yahu Zeki ne oluyor, bunları neden soruyorsun? Kadın kılığında niye dolaşıyorsun?’’‘‘Sen bana bir bardak su ver.’’Gidip mutfaktan bir bardak su getirdim. Zeki bardağı aldı. Sonra, şüpheyle yüzüme bakıp geri verdi.‘‘Önce sen iç.’’‘‘Niye be?.. Ben susamadım.’’‘‘O zaman kalsın, günlerdir açlıktan ve susuzluktan kıvranıyorum zaten.’’‘‘Paran mı yok, yoksa karından mı ayrıldın?’’‘‘Yakalanmamak için iki aydır eve uğramıyorum. Ama açlığımın nedeni o değil.’’‘‘Ne öyleyse?’’‘‘Beni zehirleyebilirler!..’’‘‘Kimler?’’‘‘Onlar!..’’‘‘Onlar da kim?’’‘‘Bilmesen daha iyi. Senin de başını yakmayayım.’’Zeki'nin bardağa melûl, mahzun bakmasına dayanamayıp bir yudum içtim. Zeki biraz bekledi, bana bir şey olmadığını görünce suyu bir solukta içti.‘‘Bunca yıllık arkadaşız. Benden şüphelenmene alındım doğrusu!..’’‘‘Onların her yerde eli vardır... Herkes onların adamı olabilir.’’‘‘Senin sinirlerin iyice bozulmuş... Gel sana biraz çorba ısıtayım.’’Zeki, yine yüzüme şüpheyle baktı...‘‘Buraya geleceğini ben biliyor muydum?’’‘‘Hayır, kendim bile bilmiyordum. Otelin arka penceresinden gizlice inerken, sana uğramak aklıma geldi.’’‘‘Geleceğini bilmediğim halde, sana zehirli çorba hazırlamış olabilir miyim avanak!..’’Zeki, biraz düşündü, sonra yüz hatları gevşedi.‘‘Haydi çorbayı ısıt.’’Deyip, elini entarisinden içeriye soktu. İçi öteberi dolu bir sütyen çıkardı. Koltuk altlarını kaşıdı.‘‘Bu meret de amma sıkmış ha!..’’Sonra da kafasını, salon kapısından koridora uzatıp sağa sola bakındı. Eteğinin altından bir tabanca çıkardı ve sırtını duvara dayayıp sürtünerek mutfağa süzüldü.Zeki gözlerini mutfak kapısına diktiği için, çorbasını ikide bir üstüne döküyordu. Rahat içsin diye bir sandalye alıp kapının arkasına dayadım. O sırada, mutfaktaki sesleri duyan eşimin obur kedisi;‘‘Bunlar, benden gizli yine bir şeyler yiyorlar’’Diye öfkelenip kapının arkasından bet sesiyle miyavladı. Zavallı Zeki, yerinden hoplayıp çorbanın tamamını üstüne döktü. Kucağındaki tabanca da çorbaya battı.‘‘Geldiler!..’’‘‘Yahu sapıtma, o bizim kedi!..’’‘‘Kapıyı açalım diye belki de kedi taklidi yapıyorlar.’’‘‘Ben bizim kedinin sesini tanırım. Kimse böyle babadan alacaklı gibi miyavlamaz!..’’Titremesi geçsin diye bardak bardak su içen Zeki'ye bakarken, yüreğim parçalandı. O, dünyaya metelik vermeyen, çın çın kahkahalar atan adam, bu hale nasıl gelmişti?‘‘Bak Zeki'ciğim, belki bana kızacaksın ama, sana gerçeği söylemek zorundayım. Sen hastalanmışsın. Seninki paranoid bir sendrom... Yani, şizofreninin bir türü!.. Hasta, takip edildiğini filan zanneder.’’‘‘Tabii ediliyorum, yoksa tanınmamak için böyle karı kılığında dolanır mıyım?’’‘‘Yahu seni niye takip etsinler?’’‘‘Bir tenhada kıstırıp öldürmek için!..’’‘‘Senin gibi hayatta kimseyle ağız dalaşı bile yapmamış birini niye öldürmek istesinler ki?..’’‘‘Çünkü, onların sırrını öğrendim!..’’‘‘Neymiş o sır?..’’‘‘Söylersem seni de öldürürler!..’’‘‘İnan bana, onlar dediğin kişiler, aslında yok. Sır mır da yok. Bütün bunları sen kafanda uyduruyorsun. Sonra kendin de inanıp korkmaya başlıyorsun. Böyle bir korku bastı mı, insan her şeyden şüphelenir, her yerde bir düşman görür. Hatta yastığımın altında adam var diyene bile rastladım ben.’’‘‘Hayır, adam yoktu ama beni zehirlesin diye koca bir akrep koymuşlardı.’’‘‘Zeki'ciğim, canım kardeşim, benim sevgili arkadaşım... Akrep makrep yok!.. Onlar diye kimseler de yok!.. Bunların hepsi senin hastalıklı hayallerin. Bilirsin, ben bu psikoloji ve psikiatri işlerinden bir hayli anlarım. Hatırlıyor musun, bizim Orhan'ı ölüm korkusu basmıştı da, ben tedavi etmiştim. Aslında çok basit bir psikolojik vak'aydı. Babası yeni ölmüştü ve Orhan hep babasına benzemek istediği için, kendini onunla özdeşleştirmişti. Ben ne yaptımdı oğlanı kurtarmak için?’’‘‘Ne yaptındı?’’‘‘Aslında, hayran olduğu babasının aşşağılık bir üçkağıtçı olduğunu ispat ettimdi. Orhan da baba aşkından kurtulunca, ölüm korkusundan da kurtulmuştu.’’‘‘Yani, sen bunların hepsi hayal mi diyorsun? Peki, ya üstüme üç kez ateş edişleri?’’‘‘Senden başka silah sesini duyan var mıydı çevrende?’’‘‘Etrafta kimsecikler yoktu ki o sırada!..’’‘‘Gördün mü?.. Yalnız senin bildiğin sırlar ve yalnız senin duyduğun silah sesleri!.. Bak, seninle küçük bir deney yapalım... Bu elimdeki ne?..’’‘‘Bıçak...’’‘‘Ne işe yarar?’’‘‘Adam öldürmeye!..’’‘‘Hayır... Bak şimdi ben bununla ekmek kesiyorum. Çünkü, sana cinayet aleti gibi gelen bu bıçak, aslında bir ekmek bıçağı... İşte, bütün sorun bu görüş bozukluğunda!..’’‘‘Yani, beni öldürmezler mi diyorsun?’’‘‘Tabii öldürmezler... Kendine işkence etmekten vazgeç, evine dön. Karıcığın meraktan mahvolmuştur. O aptalca korkuları da kafandan sök at!..’’Zeki umutsuz bakışlarla bana uzun uzun baktı. Tekrar başörtüsünü taktı ve gitti. Zeki'nin durumuna çok üzüldüğüm için tekrar uyuyamadım. Televizyonda film seyredip sabahı buldum. Yarı kapalı gözlerle sabah haberlerini izlerken spiker,‘‘Yine bir travesti cinayete kurban gitti... Dün gece kadın kılığında bıyıklı bir erkek cesedi bulundu... Polisten alınan bilgiye göre, adı Zeki Yıldırım olan travesti, uzun menzilli bir silahtan çıkan kurşunla öldürülmüş.’’*Şu anda, kapısının arkasına eşyalar yığılmış ve pencerelerine tahta çakılmış bir odada elimdeki Kaleşnikof'un emniyetini açıp kapayarak onları bekliyorum. Eşim de kapının arkasından‘‘Seni telefonda arkadaşın Zeki Bey arıyor... Konuşmayacak mısın?..’’Diye seslenmekte.