Benim eşsiz varlığım Nazmiye Hanım

Güncelleme Tarihi:

Benim eşsiz varlığım Nazmiye Hanım
OluÅŸturulma Tarihi: Eylül 30, 2001 00:00

Özel soruları ilk kez yanıtladı."ÇocuÄŸumuz olsun isterdik. Allah vermedi. O zamanlar bugünkü gibi usuller de yoktu. Aslında her kadın güzeldir. Zaten mühim olan fiziki güzellik deÄŸildir. Meziyet önemlidir."Ben ne diyecektim? Nasıl hitap edecektim? Sayın CumhurbaÅŸkanım mı? Beyefendileri mi? ‘‘Zatıáliniz’’ ve ‘‘huzurlarınız’’ kelimelerini mi kullanacaktım? Hiç bilmem öyle ÅŸeyleri. Ankara'da röportaj yapmak zaten hep germiÅŸtir beni. Ortak dil bulma sorunu çekerim. Nasıl giyineceÄŸim? Laubali olmamayı nasıl becereceÄŸim? Ne tür sorular sorulmaz? Ne ayıp olur ne olmaz? Sonunda ‘‘Süleyman Bey’’ hitabını uygun buldum. Ve size bir ÅŸey söyleyeyim mi, umurunda bile deÄŸil! O kadar hızlı ki. Belirli bir zaman aralığında belirli bir iÅŸi halletmekten baÅŸka hiçbir ÅŸeyi düşünmüyor. Gerçek bir mühendis. Bana 45 dakika ayırdı. Bu sürenin uzamaması için benim bütün sorunlarımı hallediverdi. ‘‘Protokol mrotokol takılmadan sen bildiÄŸin gibi sor’’ dedi. ‘‘Yalaka kelimesinin kullanabilirsin, ayıp olmaz!’’ dedi. Tık- tık-tık iÅŸi bitirdi. En belirgin özelliÄŸi tabii ki zekası. Ä°stediÄŸi soruya istediÄŸi gibi cevap verip, sizi kilitliyor. Sonunda ‘‘Ben ne sormuÅŸtum?’’ oluyorsunuz. Hatırlayamadığınız için de o bildiÄŸi gibi devam edip gidiyor! Bir yöntemi daha var. Hayranlık verici. Soruyu sordunuz, ilk cümlesinde mutlaka o size ya da kendisine bir soru soruyor, dahiyane bir yöntem, en az on saniye daha düşünme fırsatı yakalıyor! Yaşına göre müthiÅŸ dinç. Beyni bir elektrik sayacı gibi çalışıyor maÅŸallah. Dış görünüşünde de biraz kilonun dışında faul yok. Ben farkında deÄŸildim ama röportaj bitip dışarı çıktığında Nazmiye Hanım hakkında ilk defa bu kadar uzun görüş bildirdiÄŸini söylediler. Ah benim bir iki saatim daha olacaktı ki...Siz bana hiç yaÅŸlanmıyor gibi geliyorsunuz. Avokado da bu durumu açıklamaya yetmiyor. Ama Bülent Bey öyle durmuyor. Nedir bu?- Genlerimiz farklı!Dışarıdan bakınca, tamam, insan büzüşüyor, yaÅŸlanıyor ama sizin içerdeki makine sanki tıkır tıkır devam ediyor...- YaÅŸlanmayan insan yoktur. Ve yaÅŸ, her bünye üzerinde tahribatını yapar.Sizde pek görünmüyor.- Yok yok, bende de var. 40 yaşında deÄŸilim ki. 76 yaşındayım. Kafam tık tık tık çalışıyor ama ÅŸimdilik öyle...‘‘80'den sonra benim durumumda da bir sakatlık olabilir’’ diyor musunuz?- Öbür dünyaya gitmeyen insan var mı? Onu bir defa kabul edeceksiniz ve rahat edeceksiniz. O zaman yaÅŸlanmaktan korkmazsınız biiir, öbür dünyaya gitmekten korkmazsınız ikiii.Daha önce sizin için mutlaka gitmesi gerek diyenler ÅŸimdi ‘‘KeÅŸke başımızda olsaydı’’ diyorlar. Bu iÅŸte bir tuhaflık yok mu?- Herkes dış etkilerin tesiri altında kalır. Ama bu etkilere kendinizi kaptırır ve yönünüzü sizi eleÅŸtirenlere ya da övenlere göre tayin ederseniz kiÅŸiliÄŸinizin icabını yerine getirmemiÅŸ olursunuz. O zaman da yol alamazsınız. Siyaset zalim bir iÅŸtir. BaÅŸarısızlığı kaldırmaz. Ticaret gibi. Nasıl ki ticarette zarar eden müessesenin kapısına kilit vurulur, aynı hesap, siyasette de öyledir...Siz bu ülke için mi doÄŸdunuz? AllahaÅŸkına 50 sene ‘‘bu zalim ÅŸey’’in içinde neden yer aldınız?- Bu ülke için doÄŸdum demek uygun düşmez. Bir takım ÅŸeyleri celbeder. Hücumları yani. Ben anamdan doÄŸdum. Anam bir güzel kadındı. Köylüydü. Beni besledi büyüttü. Bir hevestir okudum. Her ÅŸeyi öğrenmeye çalıştım. Öğrenmeyi su içer gibi keyifle yaptım.Hálá devam ediyor mu öğrenme süreciniz...- Evet efendim. Etmez mi? Bak masama. Öğrenmenin sonu olur mu?ÊSiz annenizden ne için doÄŸmuÅŸtunuz...- Çalışmak için. Bana verilen ömrü deÄŸerlendirmek için...Åžu anda başımızda siz olsaydınız bir fark yaratır mıydınız?- ‘‘Olsaydım, bunlar olmazdı’’ dersem lüzumsuz yere polemik açarım. Çünkü bu hayali. Ama iÅŸin gerçeÄŸine bakalım: Bu kadar sene oldum, Türkiye bu durumlara düşmedi! Aslında 2001 yılında Türkiye bu noktalara gelmemeliydi. Yazık olmuÅŸtur, günah olmuÅŸtur. Dahası bu iÅŸin içinden nasıl çıkacaklarını da bilmiyorlar. Ãœstelik 11 Eylül'den itibaren Türkiye kendi meselesini tartışmaz hale de gelmiÅŸtir.Kendinizi ‘‘yedek CumhurbaÅŸkanı’’ gibi hissettiÄŸiniz oluyor mu?- Hayır. Hiç. Ben o görevi bıraktım. Ben ilk defa bir görev bırakıyor deÄŸilim ki. Devlet Su Ä°ÅŸleri Genel Müdürü'ydüm, bıraktım. Sonra 7 defa BaÅŸbakan oldum, 7 defa bıraktım. 21 sene Parti Genel BaÅŸkanı'ydım, her kongrede bıraktım...Bir Nazmiye Hanım'ı bırakmamışsınız yani!- Hayıııır. Nazmiye Hanım, canım! O benim parçam. 52 sene benim gibi bir adama tahammül etmek kolay mı?Arada ‘‘Yeter artık!’’ demiyor mu? ‘‘Bana da zaman ayır’’...- Ayırmıyor deÄŸiliz. Nasıl herkesin bir eÅŸsiz varlığı vardır, benim eÅŸsiz varlığım Nazmiye Hanım'dır. O benim arkam. Yalnız hanım olarak deÄŸil, her ÅŸeyiyle, benim arkam. YüreÄŸiyle, cesaretiyle...Hayatınızın bu döneminde daha mı sıkı fıkısınız?- Yok, hep öyle olmuÅŸtur. Bizim hayatımızda kargaÅŸa çok oldu...Ama ÅŸimdi de sakin bir hayat yaÅŸamıyorsunuz, sürekli ortalıktasınız...- Çünkü ÅŸimdi de entelektüel bir insanın uÄŸraÅŸması gereken sorunlarla meÅŸgulüm...Entelektüel faaliyetleriniz var yani.- Tabii. Ãœniversitelere gider konuÅŸurum, sadece bugünkü planıma göz at. 60 küsür kiÅŸiyle konuÅŸtum. Åžu yarınki program. Önce sergi açacağım, sonra gideceÄŸim Rotary toplantısında konuÅŸacağım, derken Ä°stanbul'da temelini attığım bir okulda konuÅŸma yapacağım...Niye yapıyorsunuz tüm bunları? Bir dakika boÅŸ vakit yok bu programlarda!- Aklımdan zorum var... Diyemezsiniz!ÊVe kendinizi asla emekli gibi hissetmiyorsunuz...- Hayır efendim. Siyasetçi emekli olmaz ki.Bu siyasetçiler ‘‘yaratık’’ gibi bir ÅŸey mi? Ä°nsan at yetiÅŸtirmek ister, tavuk beslemek ister, daha bir dolu ÅŸey var yapacak. Ama sizin tercihiniz deÄŸil bunlar anladığım kadarıyla.- Ä°lla ki at ve tavuk yetiÅŸtireceÄŸim diye siyasetten uzaklaÅŸmak olmaz. Zaten herkesin de at yetiÅŸtirmesi lazım deÄŸil...Ama insan ömrü de belli. BaÅŸlıyor bitiyor. Neden ömrünüzün 50 senesini bu iÅŸe vakfedesiniz ki...- DoÄŸru.Yani sudan çıkmış balık gibi mi olursunuz? O yüzden mi vazgeçemiyorsunuz...- Ben mühendisim, mühendislik bilgilerim de iyidir. Hálá herÅŸeyi yapabilirim. Siyasetten bir türlü kopamayışımın nedeni, siyasetin insana hizmet sanatı olması. Siz insanları bırakamazsınız onlar da sizi...Aktif siyasette rol almam demediÄŸime göre, demek ki ‘‘Bir gün icap ederse alırım’’ anlamı çıkıyor. Bu, ülke ÅŸartlarının bana yükleyeceÄŸi sorumluluÄŸa baÄŸlıdır. Onu görürsem ‘‘Beyler, bu böyle olmaz, ben de bu iÅŸin içinde varım’’ derim, ortaya çıkarım. Ama Türkiye, bugün o noktada deÄŸildir, daha doÄŸrusu beni harekete geçirecek noktada deÄŸildir.Åžimdiki usüller olsaydı çocuk yapardıkÇocuÄŸumuz olsun isterdik. Ama olmadı. Allah vermedi. Meseleyi çok da büyütmedik. O zamanlar bugünkü gibi usüller de yoktu. Olsaydı çocuk yapmaya çalışırdık ama bir yaÅŸtan sonra hem eÅŸim hem de ben ‘‘Milletin çocukları bizim çocuklarımız’’ dedik.Neden sizin ÅŸoförünüz, korumanız sizin hakkınızda iddialarda bulunmadı, kitaplar yazmadı?- Ee sadakat ayrı bir ÅŸeydir! Yanımda çalışanlar ÅŸu saate kadar sadık çıktılar.Jacques Chirac'ın başına gelenler sizin başınıza gelse, ne yapardınız?- Başına ne gelmiÅŸ, bilmiyorum ki.Bütün özel hayatı detaylı detaylı anlatılmış. Nereye gidermiÅŸ, hangi kadınlarla buluÅŸurmuÅŸ...- Cıvık. O iÅŸ cıvık. Muayyen bir çıtanın altına inilmemesi gerekiyor. Merak edilmesi icap eden, bu adam kimlere iyilik yapmış olmalıdır. Bak ben burada haftada iki gün açık kabul yapıyorum. Bana intikal eden her kiÅŸinin derdiyle meÅŸgulüm. Biz hep beraber ‘‘social worker’’ gibi çalışmaktayız, bir miktar da ombudsmanlık yapıyoruz..Tamam da yabancı siyasetçilerin özel hayatları oluyor. Ä°nsani öyküleri var. Bizde öyle deÄŸil. Biz onları hep siyasetçi olarak görüyoruz. Karılarıyla iliÅŸkileri, özel hayatları... Bizimkiler biyonik adam gibiler.- Vardır herkesin özel hayatı, olmaz olur mu?Biz sizinkini pek bilmiyoruz mesela.- Bu benim kusurum deÄŸil. Bilenler vardır...Bunca yıl Nazmiye Hanım hiç sesini çıkarmadan sizin politika sevdanızı gerçekleÅŸtirebilmeniz için arkanızda durdu. Rauf DenktaÅŸ'ın karısı bu durumdan son derece ÅŸikayetçi olduÄŸunu söylemiÅŸti. ‘‘Yeter artık çekilsin’’ diyordu. Nazmiye Hanım hiç dedi mi?- Hayır.Melek o zaman...- O da insan. Ama benim yaptığım iÅŸin lüzumuna baÅŸtan inanmıştır. Bu iÅŸlere girerken, anama da babama da eÅŸime de sordum. Çünkü onların hepsine zarar verebilirdim, nitekim, verdim de... Bana yöneltilen eleÅŸtirilerde onların benim kadar dayanıklı olabilmesi mümkün deÄŸildi. Onları üzdüm. Bütün ailemi üzdüm ben.Haksızlık ettiÄŸinizi düşünür müsünüz Nazmiye Hanım'a?- Etmemeye gayret ettim.ÊNasıl gönlünü alırsınız onun?- O çok iyi bir kadındır...Sizi çok mu ciddiye alır? ‘‘Hadi be ordan!’’ yapmaz mı?- Kendisi bir köylü kızıdır. Benim zaten kuzenimdir. Akrabamdır. Beraber büyüdük. Ben onu aldım her yere götürdüm, gösterdim, ‘‘Bak ne için uÄŸraşıyoruz anla’’ dedim ‘‘Şu insanlar bir bardak içecek suya muhtaç. AkÅŸam olunca, buralar karanlık. Toprak çatlamış’’... Ä°yi de ben Nazmiye Hanım'ı sormuÅŸtum..- Geliyoruz ona. Bana niye mi tahammül etti? Ä°ÅŸte tüm bunların peÅŸinde koÅŸtuÄŸum için!Siz neden kuzeninizle evlenmiÅŸtiniz?- Aile iÅŸleri. Aile gelenekleri...Hayattaki ‘‘havuç’’larınızdan biri aÅŸk olmamış galiba...- Girmiyorum o meselelere. Benim yaşımdaki bir adam için cevaplanacak sorular deÄŸil...Bu yaÅŸta şöyle düşünüyor musunuz, ‘‘KeÅŸke Nazmiye'yle çocuklarımız olsaydı. Zamanında yapsak iyi olurdu. Åžimdi onların da çocukları olurdu...’’- ÇocuÄŸumuz olsun isterdik. Ama olmadı. Allah vermedi. Meseleyi çok da büyütmedik. O zamanlar bugünkü gibi usüller de yoktu. Olsaydı çocuk yapmaya çalışırdık ama bir yaÅŸtan sonra hem eÅŸim hem de ben ‘‘Milletin çocukları bizim çocuklarımız’’ dedik.KÄ°TABIM ÇATUR ÇUTUR Gelecekten neler bekliyorsunuz? Mesela şöyle diyor musunuz: ‘‘Az zamanım kaldı. Hálá ÅŸunları, ÅŸunları yapamadım, mutlaka yapmalıyım...’’- DoÄŸduÄŸum köyde kardeÅŸim Demokrasi ve Kalkınma Müzesi yaptı. O müzenin yüzde 90'ını tamamladık, halen o müzeyi donatmakla meÅŸgulüm. Bir de hatırattan ziyade, bir ‘‘memoir’’ yazıyorum. 50 senelik tecrübem. Bu tecrübeleri hatalar yaparak kazandım. Ve bu hataların çoÄŸunluÄŸunun bedelini millet ödedi. Genç nesillere borcum var, yazarak ödeyeceÄŸim.Katur kutur mu olacak? Yani didaktik bir dille mi yazılacak?- Hayır, çatur çutur olacak!Ferhan Åžensoy da anılarını, tecrübelerini yazmış ama nasıl eÄŸlenceli...- EÄŸlenceli olamaz. Onun janrı baÅŸka. Bizimki ağırbaÅŸlı ve düşündürücü olacak.Açık açık yazamazsınız deÄŸil mi? Ä°nsanlar kırılır, alınır...- Yazarsınız da basmazsınız. Ancak öldükten sonra yayımlanır.Konumunuz itibariyle etrafınızda çok miktarda ‘‘dalkavuk’’ olması muhtemel. Siz bir insanın küt diye ‘‘yalaka’’ olup olmadığını anlar mısınız?- Hayır. Nereden anlayacağım? Mümkün deÄŸil ki bu. Ä°nsan, beÅŸerdir ÅŸaÅŸar!Ama insan büyüdükçe herÅŸeyin ona tanıdık geldiÄŸi söylenir...- Yok onlar öyle zanneder!Siz yeteri kadar kendinizi tanıyor musunuz? ‘‘76 yaşındayım ama hálá kendimi tam tanımıyorum’’ diyor mu insan? Aslında merak ettiÄŸim ÅŸu: Meseleler kaçından sonra çözülüyor?- Çözülmüyor ki! Bir ömür, meseleleri çözmeye yetmez. Bir ömür, bu dünyayı öğrenmeye yetmez. Ä°nsanları anlayamazsın. Gelir geçersin. Kazak ÅŸairin dediÄŸi gibi, ‘‘Yalancı dünya/ Hevesini topraÄŸa götürmemiÅŸ kimin var/ Önünde ümit, arkasında piÅŸmanlık...’Kemal DerviÅŸ bana sempatik gelmiyorSiz bir rakam adamısınız, daha önce de bir sürü kriz gördünüz. Bu kriz gibisini Türkiye yaÅŸamış mıydı?- Hayır! Zaten bu kriz, garip bir krizdir. Nesi mi garip? Türkiye'nin benzini var, mazotu var, yiyecek buÄŸdayı var. Ekmek karnesine ihtiyaç yok, benzin kuyrukları yok. Åžekeri var, ampulü var, elektriÄŸi var. Karanlıkta oturmuyor Türkiye. Yolları insan dolu. 18 tane milli kanalı var, dünyanın en lüks maÄŸazalarında ne varsa, onlar var. Halkının cebinde 37 buçuk milyar dolar para var... Ve Türkiye'de kriz var. Ä°yi mi!Peki siz bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?- Bunun adına kriz demek yanlış! Tamam, Türkiye'de yoksulluk da var ama Türkiye'de bir gecede 100 milyon verip yemek yenen restoranlar da var. Türkiye bütün bunlardan müspet bir ÅŸey çıkarmalıdır.Türkiye bu krizi atlatır mı? Net ve kesin olarak ne zaman üstesinden gelir?- Kendi kendimizi krize soktuk. Türkiye hiçbir zaman 2001 yılındaki kadar zengin olmadı! 260 milyon dönüm arazisi ekiliydi, 30 milyon ton buÄŸday çıktı. Bütün aÄŸaçları meyveliydi, 3 milyona kiraz sattı köylü. Türkiye, hasta adam deÄŸil, yok öyle ÅŸey...Nasıl atlatacak peki?- Becerecek o iÅŸi...Kesin bir tarih var mı? Üç vakte kadar, beÅŸ ay, beÅŸ yıl...- Yok, onları söylemem. Ama milletlerin ‘‘deniz bitti’’ diye bir kaderleri yoktur. Bundan evvelkilerde nasıl çıkmışız bu iÅŸin içinden diye bakmak lazım. Her zamankinden daha kolay olacak...Kemal DerviÅŸ size de sempatik geliyor mu?- Hayır! Kurum olarak yanlış. 8 ay mı oldu? Bunalıma girildiÄŸi zaman, 100 gün zarfında bunalımın ortadan kalkacağının belirtileri gelmezse siz baÅŸarılı deÄŸilsinizdir. Ama benim ÅŸahıslarla iÅŸim yok. Ayrıca dışarılardan bir adam bulmak, onu Türk kamuoyuna mucize adam diye takdim etmek, söylediklerinin de mucize formüller olduÄŸuna inanmak Türkiye'nin dışarıdaki imajını çok kötü hale getirmiÅŸtir. ‘‘Amma da hasta Türkiye’’ diyorlar, ‘‘Kendi içinden adam bulamadılar, gittiler dışarılardan buldular...’’Var mıydı kendi içimizden adam?- Bir deÄŸil bin tane vardı! Türkiye, imajını, kendi kendine tahrip etmiÅŸtir.Â
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!