GeriKelebek Ben sokak kızıyııım!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ben sokak kızıyııım!

Ben sokak kızıyııım!
refid:23302797 ilişkili resim dosyası

Onu daha çok televizyondan tanıyorduk. Tabii bu sezon İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun ‘Sessizlik’ oyunuyla ağzımızı bir karış açık bırakıncaya dek! 17. Afife Tiyatro Ödülleri’nde Sumru Yavrucuk’la en iyi kadın oyuncu kulvarında yarıştı. 18. Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri’nde aynı ödülü kaptı. Sessizlik’in Silence’ı Funda Eryiğit’le, Reyhanlı’daki ölüm haberlerinin verdiği umutsuzluk ve mutsuzlukla aynı masaya oturduk ve şöyle bir söyleşi çıktı ortaya...

Nerede doğdun, nasıl bir ailede büyüdün?
- Hollanda’da doğdum. Annemin babası işçi göçüyle gitmiş. 17-18 yaşlarındaymış. Sonra babamla evleniyor Hollanda’da. Ağabeyim ve ben doğuyoruz. Ama annem ve babam işçi olarak çalıştığından bize bakacak kimse yok. Bafra’da, babaannem bakıyor bize. Sonra kesin dönüş yapıyorlar. Ben 4 yaşındayken İstanbul’da Maltepe’ye yerleştik. Çocukluğumun uzun süresi orada geçti. Sokakta büyüdük biz. Oyun oynar, sokakta tepkimizi gösterirdik. Lise zamanında dershaneyle beraber yavaştan Kadıköy tayfasına salça olmaya başladık, işte Akmar Pasajları falan. Sonra annemler Samsun’a, memlekete yerleşti. Ben de önce Ziverbey, en son Moda’ya geldim. Okulum da buradaydı zaten. Son beş yıldır da Modalıyım.

Oyunculuk ne ara girdi kanına?
- İlk tanışmam 14 yaşında, liseye başladığımda. Okulda bir tiyatro grubu vardı. Çok marjinal tiplerdi. (Şimdi marjinallik olumsuz bir şeymiş gibi kullanılıyor ya hani, halbuki marjinal olmak güzel bir şeydir!) 14 yaşımda ergenliğin etkisiyle çok çekici buldum. Çok muhaliftim zaten. Anında çirkinleşmeye, şişmanlamaya ve kendime kötü davranmaya başladım. İlk girdiğimde liseye, çıtı pıtı, güzel bir kızdım. Üst sınıflar çıkma teklifi ederdi, sınıf kapılarına gelmeler falan. Ben bu tiyatro grubuyla bir tanıştım, kendimi sanat sepet işlerine vereceğim diye ne hallere geldim.

Nasıl yani?
- Daha o yaşlarda çok başka ve aykırı düşündüğümü, yani ‘MARJİNAL’ olduğumu sezmiştim. Okul yönetimi bize karşıydı. O da tabii marjinalliği destekliyor. Okulda kalırdık prova yapacağız diye, ilk biralar bilmem neler içilirdi. Solcu olduğumu düşünürdüm ama niye solcu olduğumu bilmezdim. Her ergen gibi bu dünyaya ait hissetmezdim kendimi ama bu süreç bende fazla yoğundu.

ERKEKLEŞEN KADINLARI KAYPAKÇA BULUYORUM

Cinsel kimliğini reddetmek bu aslında, bir kız çocuğu için normal. Bugün sistem içinde ayakta durabilmek adına ‘erkekleşme’ye başlayan yetişkin kadınların sayısı hayli arttı. Bu dönüşümü kadınların aitliklerini arayışında yolunu kaybetmişlikleri olarak yorumlar mısın?
- Hatalı olan şey şu: Kendini toplumda erkekleşerek güçlü hissediyorlar. Oyunda Ymma (Oya Okar) benim karakterim Silence’a diyor ya hani “Benim annem de seninki gibi beni erkek olarak büyütseydi şimdi Normandiya dükü olurdum.” Güçlü olan, erkeksi olan olarak kabul ediliyor çünkü. Biz kadınlar da erkek algısıyla düşünmeye zorlanıyoruz. Bakış açısı hep erkek tarafından oluşturulduğu için kadın orada kendini var edemeyince, kadınlar da erkek bakış açısıyla bakmak zorunda hissediyor. Bu noktada kadının hatası var. Kimliğini reddetmesi büyük hata. Öte yandan iş yaşamı özellikle, hele ki bu modern kapitalist sistemde, tamamen erkek üzerine kurulu; erkek oluşturmuş zaten. Kadın bu sistemin oluşmasında bir etken değil. Dolayısıyla eklemlenmek zorunda. Mobingle, ince ince tacizlerle karşılaşıyor. Haliyle güçlüden taraf olmayı tercih ediyor. Yine de bu bana kaypakça gelmiyor değil. Çünkü iktidar kim olursa onun tarafını seçmekle aynı şey benim için. Neden varlığını kadın olarak ortaya koyamıyorsun ki?

Şaka maka, o çirkinliğini nasıl toparladın sonra?
- İlk aşkımı o zaman yaşamıştım. Çok âşık olmuştum. Beni o halimle beğeneceğini, aslında fiziksel ve cinsel herhangi bir şeye önem vermediğimi düşünüyor, düşünsel olarak birbirimize benzememizi önemsiyordum. O zaman her teneffüs poğaçalar, çikolatalar falan yiyorum böyle. Çünkü güzel olmak değil asla mesele; derdimiz, meselemiz çok daha başka şeyler olmalı diye düşünüyordum. Ama cinselliğin ve cinsel kimliğin de bir dert ve mesele olduğundan haberdar değildim tabii ki. Tiyatro kulübünde hep beraber sahnede bir şeyler konuşurken, üzerinde sallandığım sandalyeden yere atardım kendimi birden. Dikkat çekmek için! Çünkü dikkat çekeceğim başka bir şeyim kalmamıştı. Sonra 15-16 yaşında kendi cinselliğime dair başka şeyleri keşfetmeye başladım. Sonra da toparladım. Allah’tan toparladım yani!

/images/100/0x0/55eb0532f018fbb8f8a5c69f

Şimdi bedeninle ilişkin nasıl?
- Bedenime daha çok dikkat etmeye başladım bir iki yıldır. Özellikle Sessizlik oyunuyla beraber, çok enteresan. Elbette güzel olmak, iyi görünmek istiyorum ama daha sağlıklı yaşama, bedenime daha iyi bakma isteği duydum. Bedenimle ilişkim artık çok daha kuvvetli. Bunu sadece güzel ve çekici olmak için yapmıyorum. Düşünerek bir şey yapamazsın, eylemsel olan bedenseldir. Oyunda da bu fikir çok yoğun. Senin bedenindeki değişim bakış açını o kadar çok değiştiriyor ki... Mehmet Hoca’nın bir sözü var: “Tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar.” Yani eylemsel olan düşünsel olandan önce geliyor. Elbette ki düşünüyor, fikirler üretiyorum ama bedenimle yaşamadığım sürece insan olduğumu hissedemiyorum.

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde okumuşsun sonra. Tiyatroya nasıl geri döndün?
- Bir sene sonra bizim tiyatro ekibi dağıldı. Hiç marjinal olmayan bir grup geldi, beni de hiç sarmadı tabii. ÖSS girince araya koptum, oyunculuk defteri de kapandı. Önceden “Oyuncu olacağım” diyordum. Sonra isteyerek uluslararası ilişkiler öğrenimini tercih ettim. Siyasala girince de hemen tiyatro yapma isteği yeniden doğdu. Lisedeki o ilk tiyatro grubunu çalıştıranlarla irtibata geçtim ve çocuk tiyatrosu yaptım. Üniversitelerin amatör tiyatrolarıyla iletişim kurdum. Bir yandan palyaçoluk, animasyon da yapıyordum para kazanmak için. Çocuk tiyatrosunda tavuğu oynarken yine oyuncu olacağım diye tutturdum. Oradan İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na uzandı hikâye. Çok da eğlenerek oynuyordum o tavuğu var ya! Büyüklere oynuyormuş gibi... Bir yumurtlama sahnesi vardı. Arkadaşım dedi ki; “Yahu gerçekten yumurtlamasan da ‘bık bık’ yapsan yeter, çocuklar izliyor sonuçta!” Ama oyun fikri, hoşuma gidiyor. Hadi şurada saklambaç oynayalım desen oynarım. İlk profesyonel sahne deneyimim de iki üç yıl önce Serbest Bölge’nin ‘Çatı’ oyunuydu.

PROVALARDA ÇOK MUTSUZDUM

Yüzün daha çok ‘Canım Ailem’le başlayan dizi trafiğinden tanınıyor.
Sessizlik’teki başarılı sahne performansın şaşırttı o yüzden tiyatro izleyicisini. Silence karakteri erkek kimliğiyle yetiştirilmiş bir kız çocuğu, dahası kendisi de işin aslını bilmiyor ve bir lord. Nasıl buldun dengeyi?

- Yapmacık duracak, taklide kaçacağım da çocukçuluk oynayacağım diye ödüm kopuyordu. Çünkü hikâyenin bütün naifliğini, samimiyetini öldüren bir şey olurdu bu. Saçma, komik olmayan bir komikliğe dönüşürdü. O yüzden ödüm koptu. Çok mutsuzdum provanın başlarında. Bir de uzun saçlıydım ve provalarda taytlar maytlar giyiyordum. Aynalı bir yerde prova yaptığımız için kendimi de görüyor ve hiç inanmıyordum oyunuma. Yönetmenimiz Mehmet Hoca (Birkiye) bu konuda beni çok iyi dengeledi. Bir şey yapıyorum mesela “9 yaşında da değilsin”, başka bir şey yapıyordum “16 yaşında oldu” diyordu. Sadelik açısından çok faydasını gördüm. Yoksa o kadar esnek bir rol ki, “babacım” falan deyip, façalı Tarlabaşılı çocuğu olasın geliyor. Hoca ilk sahnede çok tuttu beni. “Çok hareket etme, biz inanacağız senin erkek çocuğu olduğuna” dedi. Bana çok güven verdi. Sonra ben de güzel bir yol buldum.

ERKEĞE BENZEMEK İÇİN AĞIR SPOR YAPTIM

Silence rolüne çalışırken çok spor yaptım. Bedenim biraz daha küçülsün ve kuvvetleneyim diye. Bayağı ağırlık falan çalışıyordum. Kol, karın kası falan yaptım. Prova süreci çok yoğun spor yapıyordum, oyun çıktıktan sonra dozunu düşürdüm.

DÜNYA SANATLA DEĞİŞMEZ

Sanatla dünyanın değişeceğine inanmıyorum. Bir şeye başka bir pencereden bakmanı sağlayabilir ya da hiç inanmadığı bir şeye sempati duyarken görebilirsin kendini ve sonra buna şaşırabilirsin de. Bir insanda iz bırakacak şeyler bunlar. Bu anlamda ‘Sessizlik’le güzel bir şey yaptığımı düşünüyorum. Ama ben oyunculuğu birilerini değiştireyim diye yapmıyorum. Zaten kaç insanın kafasında soru işareti bırakıp da memleketin gidişatını değiştirebilirsin? Yapılması gereken şey eylemsel. Bunu da sokakta yaparsın. Ben Moda’da yaşıyorum. Burada da akşam 22.00’den sonra içki satışı yasaklandı. Bu bizim hayatımızda çok büyük bir şey değiştirdi mi? Hayır. Biz yine içkimizi içiyoruz. Ama bu bir mantığın değişim işareti ya, o seni çok rahatsız ediyor. Bir yasak getirmek bir şeyi çözmez ki. Hâlâ bunu küçük beyinlerimize sokabilmiş değiliz. Şu memleket tarihimiz yasaklarla dolu. Neyi çözebilmişiz? Basına sansür uygulayarak bugün Reyhanlı’da olan olayları çözebiliyor musun?


Yorumları Göster
Yorumları Gizle