GeriKelebek Ben onun ruhuna büründüm
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ben onun ruhuna büründüm

Güzin Abla 81 yaşında. Çok hasta. Doktorlar üç aylık ömrünün kaldığını söylüyor. Her geçen gün yattığı yatakta biraz daha küçülüyor. Konuşamıyor, duyamıyor, algılayamıyor. Kızı, gazeteci Feyza Algan yazılarının editörlüğünü yapıyordu, ama 4 yıldır fiilen de yazıyor. Artık yeni Güzin Abla Feyza Algan'ı, Türk halkına takdim etmenin zamanı geldi...

Şaşırdınız değil mi? Ben de yeni öğrendim. İnsanlar, asla yaşlanmaz herşey olduğu gibi devam eder zannederdim. Ne kadar yanıldığımı gördüm. Hem üzüldüm, hem sevindim. Bir tarafıyla ömrü bitmek üzere olan olağanüstü bir insan var, diğer tarafta ise hayatı şöhretli bir ismin gölgesinden kalan bir başka insan. İki kadının öyküsü bu. Feyza Algan'ın deyişiyle, anne, okurlarının hayatını yaşadı, kızı ise annesinin hayatını. Çarpıcı değil mi? Acıklı değil mi? En azından bana öyle geldi. Feyza Algan'ın anlattıkları beni sarstı. Çünkü kavradım ki, bir insanı tanımak, sadece adını ve yaptıklarını bilmek değil, yaşamının içine sızabilmek. Bu röportaj, evet bir yandan bir takdim töreni ama bir yandan da Güzin Abla efsanesinin sırlarına giriyor..


Annenizin sağlığı nasıl?

- Ne yazık ki tüm melekelerini kaybetmeye başladı. Damar sertliği, yüksek tansiyonu ve kalbi var. Oturamıyor, yürüyemiyor, algılamada zorluk çekiyor. Şu an 41 kilo. 7 sene önce düşüp, kalça kemiğini kırmıştı, protez takıldı, gazeteye gidip gelemez oldu; eve kapanınca da, hepten elini eteğini hayattan çekti... Şimdi 81 yaşında. Kulakları çok zor işitiyor, dinleme cihazı aldık, kullanmayı reddetti, ‘‘Başıma uğultu veriyor’’ dedi. Söylediklerinizin yarısını anlıyor, sonra da kendine ve size kızıyor. Üzücü tabii. Bazen de asabi. Kolay değil. O kadar hayat doluydu ki. Bize karşı da tavır alıyor alıyor haliyle...

‘‘Siz’’ kimsiniz?

- Ben, damadı, torunu ve köpeğimiz Kuki... Sanki herşeye biz sebep olmuşuz gibi! Annem zor bir hayat yaşadı. İlk kocası, yani babam, ben 3 yaşındayken onu terk etmiş, hatırlamıyorum tabii. Sonra bir daha evlendi, 8 yaşındaydım. İkinci eşi mimardı, çok müşfikti ama onu da Sevinç Tez ayarttı ve annem yine yalnız kaldı. Sevinç Tez, bir caz sanatçısıydı, babamla çok aşıktılar. Dörtbuçuk sene evli kaldılar. Anlayacağınız, annemin iki evliliğini de başka kadınlar yıktı. Ama ben severim babamı...

Öz babanızı mı?

- Yok yok, ben ona baba demiyorum ki! Nasıl diyeyim? 19 yaşına kadar görmedim, 19 yaşında onu bulup, ‘‘Ben sizin kızınızım’’ dedim. Bir işe yaramadı tabii. Baba derken üvey babamı kastediyorum. Şimdi Almanya'da yaşıyor, tekrar evlendi, ara sıra konuşuyoruz. Sonuçta, beni, annem ve büyükannem büyüttü. Annem de evlilik lafını bir daha ağzına almadı. Oysa çok güzel kadındı. Bugün 57 yaşındayım ve annem gibi ben de iki evlilik yaptım...

Kaderiniz annenizle benziyor mu?

- Bakalım Allah sonumuzu da benzetecek mi? Evet, ikimiz de Dame de Sion mezunuyuz. O da ilk evliliğini çok genç yaptı, ben de. Daha lise son talebesiydim bir gazeteciyle evlendim. Annem de ilk evliliğini o yaşta yapmış. Zaten ilk eşimi de ben annem vasıtasıyla tanıdım ama yürümedi. Tabii aramızda şöyle bir fark var: Ben ikinci evliliğimi hala sürdürüyorum. Benim de bir kızım var, Yonca, 26 yaşında. Haliyle zor oluyor, bir kaç kuşak aynı evde yaşıyoruz, annemin kendi sorunları, bizim özel hayat sorunlarımız var. Bir de oldum olası annemle dertleşen insanların ona yüklediği sorunlar var...

HAYAT BOYU SÜRTÜŞTÜK

Kaç senedir onun yazılarını siz yazıyorsunuz?

- Aşağı yukarı 4 yıldır. Kendimi bildim bileli, anneme gelen mektupları birlikte seçerdik, ne yazacağımıza birlikte karar verirdik. İkimiz bir gibiydik. Yıllar yılı onun editörlüğünü yaptım ben. Dört senedir sağlığından ötürü yazamaz oldu, ben devraldım. Gerçi ona kalsa 10 sene önce onun yerine geçmeliydim. Ama ben sürekli ‘‘Senin kadar sabırlı değilim’’ diyordum. Gerçekten de, annemin okurlarla olan trafiği anlatılır gibi değildi, akıllara ziyan yani! İnanılmaz bir hoşgörüsü vardır, bir tek bana karşı yoktur o ayrı...

O ne demek?

- Hayat boyu sürtüştük biz. Bir türlü onu sevgimle, ilgimle tatmin edemedim. Beni sonsuz sevdi, benim de onu sonsuz sevmemi istedi. Sevdim ama yetmedi. İstedi ki, hayatımdaki erkeklerden, kocamdan herşeyden önce gelsin. Kocam ‘‘Zaten hep öyleydi’’ diyor, ama annem buna bir türlü inanmak istemiyor. Genç kızlığımda da ilgimin başka bir tarafa yönelmesine katlanamazdı...

Bu ikiniz açısından da sağlıksız bir durum değil mi?

- Öyle tabii. O hep aldatılmış ya, sürekli eşimden kuşkulanırdı mesela. Beni mütemadiyen uyarırdı, ‘‘Bak eve geç geldi. Bak, senin arkadaşına farklı bakıyor. Neden dikkat etmiyorsun? Aptal mısın?’’ gibi. Birinci evliliğim bittiğinde 27 yaşındaydım ve tekrar evlenene kadar erkek arkadaşlarım oldu haliyle. Ama anmemin gözü hep üzerimdeydi. Her akşam sekizbuçukta evde olmam gerekirdi. 15 dakika geç gelsem deliye dönerdi. Tabii bunun başka sebepleri de var. Bu merak, biraz da genetik bizim ailede...

Anlayamadım...

- Benim büyükbabam, yani anneannemin babası defterdarmış. Bir gün evden tütün almaya çıkmış ve bir daha asla geri dönmemiş. Faytoncu onu bir yerde indiriyor ve büyükbabamdan o günden beri haber alınamıyor. Ne kuytular kalmış ne hastaneler. Adam yok, tenhalara karışıyor. Geride karısı kalıyor, bir de kızı, yani anneannem. Diyeceğim, bizim ailede böyle bir şey vardır: Giden gelmeyecek mi, acaba dönmeyecek mi? Genetik bir merak yani. Ben de kızımı sürekli merak ediyorum ama Allahtan annem gibi değilim, bu duygumu bastırmaya çalışıyorum.


KIZLIK ZARINI 48 SAAT ÖNCE DİKTİRMEK ZORUNDASIN


Sizin annenizden farklı olarak düşündüğünüz alanlar neler?

- Annem, eşcinselliği tedavi olunabilecek bir hastalık olarak kabul eder. Ama normal, onun bütün çağdaşları böyle zanneder. Hatta ‘‘Ben bir eşcinselim. Ne yapmam lazım?’’ diyenleri Zare diye bir psikiyatr vardı, ona gönderirdi. Bir gün adama fenalık gelmiş, ‘‘Bıktım senin bu tekerleklerinden!’’ demiş. Bu, işin esprisi tabii. Ben ise eşcinselliği bir hastalık ya da kişisel bozukluk olarak kabul etmiyorum. Yine de bu konulara girmemeye özen gösteriyorum.

Neden?

- Çünkü bir keresinde yazdığım bir yanıtı tefe koydular! Biri, ‘‘Annem ve teyzemle yaşıyorum. 22 yaşındayım. İşyerimde bana sen yumuşaksın diyorlar. El hareketlerimi, beden dilimi eleştiriyorlar. Oysa benim bugüne kadar ne bir kadınla ne de bir erkekle ilişkim oldu. Çok üzülüyorum. Ben hakikaten eşcinsel miyim?’’ diye yazdı. Ben de ‘‘Yavrucuğum, eşcinsel olmayabilirsin, seni mutlu edecekse erkek gibi davranmaya çalış, aynada jestlerini düzeltmeye çalış’’ dedim. Yani bu mektup, ‘‘Ben bir yurtta kalıyorum, ranza arkadaşıma muazzam bir istek duyuyorum’’ gibi bir mektup değildi ki! Aman efendim niye böyle yazmışım! Artık, ‘‘Bir psikiyatrla konuşmanızda fayda var’’ diyorum ve meselenin üzerine fazla gitmiyorum.

AŞK VARSA ALDATMA YOK

Peki başka hangi konularda annenizden farklı düşünüyorsunuz?

- Bir de bekaret ve diktirme konusu var. Tamam, zarını diktirmek isteyenlerin çoğunluğunda aile baskısı var, hatta ölüm korkusu. Ama ben yine de ‘‘Diktir kızım. Al işte bu da doktorun telefon numarası’’ demiyorum. Gerçeğin söylenmesinden yanayım. ‘‘Eğer karşı taraf seni böyle kabul etmeyecekse evlenmekten vazgeç’’ diyorum. Ancak çok çok özel durumlarda, doktor adresi ve numarası veriyorum. Geçenlerde vardı bir tane mesela: ‘‘15 gün sonra evlendiriyorlar beni. Ya intihar edeceğim ya da bana bir çare bulun’’ diye yazmıştı. Ben de doktorun telefonunu yazdım. Sanırım evlilikten 48 saat önce gidip diktirmiştir...

Neden 48 saat?

- Çünkü incecik bir şekilde dikiliyor. Bir iki gece dayanıyor, sonra dikişler atıyor. Bir iki lokma kan gelecek bütün hadise bu! Bunlar çok geri meseleler gibi durabilir ama inanın hala Türkiye gerçeği. Tabii Tabibler Odası da telefon numarası verince kızıyor, ‘‘Haksız rekabet oluyor’’ diyor.

Peki aldatma konusunda siz de anneniz gibi mi düşünüyorsunuz?

- Aşk varsa benim için aldatma yoktur. Ama annem gibi ben de evli erkeklerle ilişkiye pek hoş bakmıyorum. Hatta hiç hoş bakmıyorum! Adam 46 yaşında mesela. Kız ise 19, 20. Aynı iş yerindeler. Adam onun ya patronu ya da müdürü. Kızcağız da üç kuruş ekmek parası kazanmaya gelmiş. Şimdi ben o adamla ilişki kurmasını nasıl onaylayayım? Adam resmen iktidarını kullanıyor. O saf kızları gerçekten korumak gerektiğini düşünüyorum. Ama tabii unutmamak gerekiyor, bu mektupları yazıp Güzin Abla'ya danışanlar son derece eğitimsiz ve yalnız insanlar. Dertlerini ailelerine açamıyorlar, hiçkimseyle en ufak bir diyalog kuramıyorlar...

Yorumları Göster
Yorumları Gizle