GeriKelebek Belki yanlış adamlar seçtim Belki de yanlış olan bendim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Belki yanlış adamlar seçtim Belki de yanlış olan bendim

Ayşe Arman, Anneler Günü'nde Haziran Gecesi dizisinde oynadığı anne karakteriyle dikkat çeken Nebahat Çehre ile konuştu.
  Reklamınız batsın
  ‘Dini inaçlarım etkili oldu’ demişti

Oynadığı rolün aksine, son dönemin yükselen annelerinden. Her ne kadar Haziran Gecesi’nde ihtiraslı, insanların kaderleriyle oynayan katı bir anneyi canlandırsa da, anne dendiğinde ilk sırayı hep o işgal ediyor. Neden? Çünkü o dizilerin en güzel annesi. Ama kendisi için seksi dendi mi, onun tüyleri diken diken oluyor. Güzel ve seksi olmak yerine, akıllı ve bilgili olmayı tercih ediyor. Açık sözlü biri, gizlediği bir şey yok, hayatının iki büyük dönemi hakkında kendisini acımasızca sorgulayabiliyor. Nebahat Çehre, izlerken keyif alınan biri. Sohbet ederken de öyle. Okurken de olmasını temenni ederim...

Küçük bir kızken Yılmaz Güney’le birlikte oldunuz. Sizde kalan tortu ne? Nasıl hatırlıyorsunuz o yılları?

- 19 yaşındaydım. Gerçekten küçüktüm. Şimdi düşünüyorum da, Yılmaz benim hayatımın ondan geri kalanına bakış açımı değiştirdi. Ben ayakları yere basmayan biriydim. Dünya ve kendi ülkemin meseleleriyle zerre kadar alakam yoktu...

Sosyal içerikli bir kadın mı yaptı yani sizi?

- Yoo hayır. Ben bakmama rağmen, göremediğim şeyleri de gördüm. Çok şey öğrendim. Sayesinde. Oyunculuğuma da faydası oldu. 4.5 yıl nişanlı, 1.5 yıl da evli kaldık...

Yılmaz Güney’e borçlu musunuz, yoksa alacaklı mı?

- Tabii borçluyum. Yani öyle zannediyordum. Ama 60 yaşında ilk defa farkına vardım ve itiraf ediyorum ki, ben aslında alacaklıyım...

Nasıl yani? Hırpaladı mı sizi?

- İsteyerek değil. Ama hırpaladı. Tutkulu bir beraberlikti ama korkuyu da aynı anda yaşadım ben. Yılmaz kişiliğimi sildi süpürdü. Yok etti beni. Yıllarca kendime bile söylemedim ama beni çok ezdi...

Peki ondan sonra hayata nasıl devam edebildiniz?

- Tamamen zıt kutuptan bir adamla evlendim: Yavuz Demir. Yılmaz’la kendime güvenimi kaybetmiştim. Kompleksli bir kadın olup çıkmıştım.Yılmaz’ın kuralları vardı: ‘Tuvalete yalnız gidemezsin, bir başkasıyla dans edemezsin, yanında karısı bile olsa, bir başka erkekle uzun uzadıya sohbet edemezsin...’ Adam, öyle istiyor. Yavuz ise tam tersi, seni kendi başına bir şeyler yapmaya, yüreklendirmeye çalışıyor. Tekrar kendime güvenimi kazandırmaya uğraşıyor. Bir de beni şuna inandırmaya: ‘Hayat, iki insan biraraya gelince başlar. Öncesinin bir önemi yok.’ Geçmişim onu hiç ilgilendirmiyordu. Gerçi onunla da başka sorunlarım oldu...

Ne gibi...

- İkinci eşim de çok dışa dönük ve şekilciydi...

‘Dışa dönük’ ne demek?

- Hiç baş başa kalamazdık. Hep insanlarla birlikte. Arkadaşlar, dostlar... Eğleniyoruz, gülüyoruz, hiç bitmeyen bir parti halindeyiz... Yeniköy’de bir yalıda yaşıyorduk, şöyle ikimiz sakin sakin güneşlenelim, kitap okuyalım... Yok. Hiç yapamadık, hep insanlarla bir aradayız. İkili bir hayat yaşayamadık. Bir de o yıllarda Şamdan modası vardı. Ben eşimi Şamdan’da bırakıp eve gittiğimi çok bilirim, ‘Söylersiniz Yavuz Bey’e, eşi eve gitti dersiniz’ diye göze görünmeden eve kaçardım oralardan. Öyle bir adamdı, bazen varlığımı bile unuturdu. Bir gün baktım ki, ‘Ya bu hayat sadece eğlence üzerine mi kurulmalı?’ diye düşünüyorum. Onunla da bu yüzden bitti. Ama iki eşimden de kötü ayrılmadım. Yılmaz bugün hayatta olsa yine bana sahip çıkardı, Yavuz’la da dargın filan değilim. Kimseden düşmanca ayrılamam ben...

Evliliklerinizde aradığınızı buldunuz mu?

- Yok canım. Bulsaydım, devam ederdi. Belki yanlış adam seçtim, belki de yanlış olan bendim.

ÊŞimdi?

- Şimdi mi? Sevgilim filan yok. Kendimi yalnızlığa bıraktım, 10 senedir yalnızım. Ama çok yakın dostlarım var, mutsuz filan değilim. Aradığım insana rastlayamadım o kadar. Bu da bir şans... ‘Aman hayatımda bir erkek olsun!’ diye bir ilişki yürütemem. Zaten belli bir yaştan sonra çok daha seçici oluyorsun: Senin çevrene ayak uyduracak, bekar olacak, olacak da olacak... E zor. Bir de evcimen bir tipim ben. Haftanın 3-4 günü evimde kendi kendime kalmak isterim. Kitap okuyacağım, film seyredeceğim...

TIME’A KAPAK OLMAYI İSTERİM AMA DEKOLTE BİR KIYAFETLE

Rusya’daki Elle dergisi Ukrayna Başbakanı Timoşenko’ya sordu: ‘Time’a mı Playboy’a mı kapak olmak istersiniz?’ O da, ‘Bütün gerçek kadınlar Playboy’a kapak olmak isterler’ dedi. Siz ne düşünüyorsunuz?

- Ben Time’a kapak olmayı isterim, ama dekolte bir kıyafetle! Akıllı ve bilgili bir kadın olmayı çok isterdim.

Öylesiniz zaten...

- Yok, kendimi öyle görmüyorum. Çok eksiğim var. Çok küçük yaşta hayata atıldım. Pek çok şey eksik kaldı. Adam gibi bir eğitim alamadım. Bilgili değilim, herhangi bir şeyin uzmanı değilim. Bu tür şeyler benim için güzel ve seksi olmaktan daha önemli. Zaten dünyada çok güzel var, güzellikle başa çıkmak mümkün değil ama akıllı az insan var...

SEKSİ OLDUĞUMU SÖYLERLER ÇOK RAHATSIZ OLURUM

Siz nasıl bu kadar güzelsiniz?

- Öyle mi düşünüyorsunuz? Ben hiç öyle hissetmiyorum. Gerçi, ben hayatımın hiçbir döneminde kendimi öyle hissetmedim. Kraliçe seçildiğimde bile...

Ne zaman kraliçe seçildiniz?

- Epey oldu. Bundan tam 45 yıl önce! 1960 senesiydi, bir arkadaşım güzellik yarışmasına girecekti. Ben de yanındaydım, bana ‘Sen de katılsana’ dediler. ‘Peki’ filan oldum. Ama tam da emin değilim yaptığımın iyi bir şey olup olmadığından. Eve gelince anneme söyledim, estetiğe meraklı bir kadındır, ‘Bir sakıncası yok, girebilirsin’ dedi...

Yaş?

- 15. Halim komik tabii, topuklu ayakkabı giymeye çalışıyorum ama henüz o topukların üzerinde adam gibi yürüyemiyorum... Bir de Türkiye güzeli seçilmeyeyim mi? Seçildim ama olan bitenin farkında değilim. Derken, ülkemi temsil etmek için Londra’ya gittim. Nasıl saftirikim... İspanyol güzeliyle aynı odayı paylaşıyorum. Allah’tan kız, halden anlar bir kızmış, beni öyle dünyadan bihaber, makyajsız, at kuyruklu filan görünce kol, kanat gerdi, ablalık yaptı, herkesle tanıştırdı...

Dereceye girdiniz mi?

- İnanmayacaksınız ama finale kaldım! Sonra dediler ki, ‘Türkiye güzeli çok küçük, ileri yıllarda tekrar katılabilir, bir hak daha tanıyoruz ona...’ 5 yıl sonra bu hakkımı tekrar kullandım, Türkiye’yi New York’ta düzenlenen Dünya Güzellik Yarışması’nda temsil ettim. Artık Londra’ya gitmiş olan o küçük kız kadar gariban değildim. Bir de Mualla Hanım öyle zarif, öyle dişi kıyafetler dikmişti ki bana, Türkiye güzelinin nereden giyindiği bir olaydı. Mualla Hanım, Canan Yaka’nın annesidir, başka bir şeydi kendisi, müthiş bir yetenek... Gerçi kayda değer bir başarı kazanamadım ama olsun, benim için iyi bir deneyimdi. O arada sinema kariyerim de başlamıştı...

Siz yaşsız gibi duruyorsunuz. Yaşınız yokmuş gibi. Bir yaşta donmuş kalmışsınız gibi. Sırrı nedir...

- Yok canım. Yaşsız değilim. Öyle bakımlı bir kadın falan da değilim. Rejim yapmam, spor yapmam, pahalı kremler filan kullanmam. Yanlış bir ışık aldığım zaman yüzümdeki bütün çizgiler ortaya çıkıyor, bir de sol yanağımda bir boşalma var. İfadem değişmeden, düşen yerlerim kaldırılsın isterim. Hani etek sarkar, eteğin modelini bozmadan sarkıkları düzeltirler ya, o hesap... Bu yaz estetik ameliyat olmayı düşünüyorum. Olduğu gibi yüzüm yarım santim yukarı kaldırılsın. Ama öteki tür müdahalelere karşıyım. Kaşlarım natürel olmayan bir biçimde yukarı kalksın istemem mesela...

Haziran Gecesi’nde sizi izleyenlerin iki bakışı var. Bir dizideki rolünüz: Ailesine düşkün, hırslı anne; diğeri Nebahat Çehre görüntüsü. Hem anne, hem de seksi kadın imajı... İkisi bir arada...

- Oldum olası beni öyle tanımlarlar: ‘Seksi kadın.’ En nefret ettiğim laftır. Çok rahatsız olurum...

Gerçekten mi? Kötü bir şey mi seksi olmak?

- Ne bileyim bana boş gelir. Bizim kuşak için seksi olmak, vamp olmak iyi şeyler değildi. Zaten bana 13 yaşında görücü gelmişti...

Anlamadım.

- Demek ki, o yaşta bile dişi bir tarafım vardı. Bu hiç değişmedi. Bu bir dezavantaj aslında... Masum bir görüntünüz varsa, basma bir elbise giyip, saçınızı iki yana örüp, biraz da gözyaşı döküp başrol oynayıp star olabiliyordunuz. Ama benim gibilere zengin şımarık salon kadınını oynamak düşüyordu. Anlatabiliyor muyum?

Hak ettiğiniz yerde olduğunuza inanıyor musunuz?

- Hayır. Ama bu biraz da benim hatam...

BİR DÖNEM ASALAK GİBİ YAŞADIM

Bir dönem yoktunuz. Neden yok oldunuz? Ve yok olduğunuz dönemde ne yaptınız?

- Kendi kendimle hesaplaşmaya çalışıyordum: Ben niye kendimi bu kadar yok ettim diye. 10 küsur yıl bu meslekten, meslekteki arkadaşlarımdan uzak durdum. Üstelik zaman zaman değil, çok sık aranıyordum. ‘Numaramı nereden buldunuz?’ diyordum, hiçbir teklifi kabul etmiyordum. O kadar kendimi soyutlamıştım. Derken, Selim İleri’den Yedi Kuleli Mihriban için bir teklif geldi, kıramadım. Çok severim kendisini. Şimdi tabii o kadar ara verdiğime pişmanım...

Ne yaptınız o dönemde?

- Valla, ne yapacağım? Asalak gibi yaşadım..

NEBAHAT DEĞİL NEB YA DA NEBUŞ

İsminizin Nebahat olmasından rahatsızlık duyduğunuz oldu mu?

- Oldu, oldu! Hiç sevmedim. Allah’tan şu aralar eski isimler moda. Benim ismim Hilal Nebahat Çehre aslında. Küçükken herkes bana Hilal derdi, okulda da ismim Hilal’di.Güzellik müsabakasına kaydolurken Nebahat’i kullanmışlar, bu yaşıma kadar da öyle kaldı. Ama bana genellikle Neb ya da Nebuş derler...

Yorumları Göster
Yorumları Gizle