GeriKelebek Bedenim benim değil
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bedenim benim değil

Bedenim benim değil
refid:13310127 ilişkili resim dosyası

Elle Dergisi’nin ocak sayısında okuyucularına bir sürprizi var.Dünyaca ünlü süper model Missy Rayder İstanbul’a moda çekimi için geldi.

Sibel ARNA

Missy Rayder / Foto Galeri

Dünya süpermodeller liginin, en süper oyuncularından birini İstanbul’a moda çekimi için getirdiler. Missy Rayder tam bir profesyonel. Mankenlik konusunda ders bile verebilir. Çekimde çıplak mı kalmış, göğüs ucu, popo çatalı mı görünmüş hiç umurunda değil. Çünkü bedenini bir nesne olarak görüyor. Kolunu bacağını, giydiği gömlek ve pantolondan ayrı tutmuyor. İstanbul’un 2010’da Kültür Başkenti olmasını konu alan fotoğrafları Koray Birand çekti, styling’i Yaprak Gerçek yaptı. Çekimin hikayesini Elle’den okuyacaksınız. Missy Rayder’la röportaj yapmak ise benim payıma düştü.

ABD’de, Wisconsin’de küçük bir kasabada doğdu. Babası bir rehabilitasyon merkezinde işçi olarak çalışıyordu. Annesi ise bugün “Annemden ve ne yaptığından bahsetmek istemiyorum” demesine yol açan bir işle uğraşıyordu. Çocukluğunda mutluydu ama ergenliği “Ben buradan nasıl kurtulacağım”ın yollarını aramakla geçti. Önce kendisinden 4 yaş büyük ablası Frankie evden ayrıldı. Manken olmak için New York’a gitti: “16 yaşına bastığımda ablam Frankie’yi ziyaret etmek için New York’a gittim. Bir fotoğrafçı fotoğraflarımı çekti ve ben de model oldum. Bir daha Wisconsin’e hiç dönmedim. Amacım o küçük ve umutsuz yerden çıkıp kendimi bulmaktı. Modelliği araç olarak kullandım.”

13 yıldır model. Çıkmadığı defile, kampanya çekmediği marka, kapak olmadığı dergi kalmadı. Kendini bulabilmiş mi peki? Daha arıyor. Ama epey yol katetmiş: “Başladığımda 16 yaşındaydım. Daha kadın bile değildim. Kadın olmak, güçlü durmak, yere sağlam basmak hiç kolay olmadı.” Önce liseyi bitirmiş, sonra şehir üniversitesinde psikoloji okumaya başlamış. Henüz ikinci sınıfta: “Okumayı çok seviyorum. Ders kitaplarım bana roman gibi geliyor. Büyük bir keyifle Carl Gustav Yung okuyorum. Psikoanaliz üstüne çalışıyorum. Yazı yazmayı çok seviyorum.”

İkisi de New York’ta yaşamalarına, aynı mesleği yapmalarına rağmen ablası ile yakın değiller. Çünkü görüntüleri gibi karakterleri de benzemiyor. “Kardeşiz diye birbirimize tutsak değiliz, basbayağı farklıyız ve anlaşamıyoruz” diyor.

HER YERE YÜRÜYOR

Bilinen mankenkenlerden farklı bir vücut tipi var. Bir kere çok sıska değil. Daha yuvarlak. Kaşı, gözü, dudakları. Tam bir ELLE kızı. Her türlü çılgınlığı yapıyor. Mesela sırf fotoğrafçı Stephan Meisel istedi diye, İtalyan Vogue için saçlarını kazıttı. Takıntıları yok. Çıplaklık ve dekolte konusunda sınır tanımıyor. Bir çekim sırasında göğüslerinin, poposunun görünmesi umurunda değil. Çünkü vücudunu bir nesne olarak görüyor. İçinde masumiyetin, cazibenin, seksiliğin, agresifliğin, kısacası her rengin barındığına inanıyor. Yerine göre ihtiyacı olanı torbadan çekip, kartını ona göre oynuyor.

Bir mankenle röportaj yapıp nasıl beslendiğini, spor yapıp yapmadığını sormadan olmaz. Missy dengeli beslendiğini söylüyor. Bir gün makarna, pizza yiyip abarttıysa ertesi gün çorba, salata ile geciştiriyormuş. Kendi doğrularını şöyle anlatıyor: “Asla abur cubur yemiyorum. Cips ve kolanın tadını unuttum. İçki ve sigara kullanmıyorum. Kendimi aç bırakmıyorum. Canım bir şey çekerse yiyorum. Spor yapmaya vakit bulamıyorum ama New York’ta her yere yürüyorum. Asla taksiye binmem. 40 blok da olsa gideceğim yer, yürürüm.”

Selüliti var mı? “Tabii ki var”. Ama hiç umurunda değil. Şu anda görmezden gelebiliyor. Bir gün selülitler podyuma çıkmasına engel olacak kadar çoğalırsa o zaman çözüm yollarını araştıracakmış. Günlük hayatta çok minimum giyiniyor; sade ve spor. H&M, Zara gibi markalardan aldıklarını tasarım markaları ile karıştırmayı çok seviyor. Alışveriş yaparken planlı davranmıyor. Tam bir vitrin alıcısı. Yürüyüş yaparken, vitrinde gördüğünü beğeniyor, mağazadan içeri girip hiç denemeden alıyor. Genellikle pişman olmuyor. Tabii bunda kusursuz vücudunun rolü büyük.
Evlenmek, çocuk doğurmak, onlarca kilo almak, geri vermek konusunda hiçbir şey düşünmüyor. Evliliği önemsemiyor. Çocuk konusunda ise kararsız. Bir istiyor, bir istemiyor. Şu anda sevgilisi yok. “Görüştüğüm biri var ama ilişki içerisinde değilim” diyor. Kolay kolay da ilişkiye gireceğe benzemiyor. Çünkü yalnızlığı çok seviyor. Bu konuda bir de ahkam kesiyor: “Ben insanın kendiyle başbaşa kalabilmesini maharet sayıyorum. Çünkü zor şey kendine katlanabilmek.”
Missy Rayder mesleki hırsları olmayan bir model. Daha kaç yıl bu mesleği yapacağını hesaplamıyor. Kısacası o bugünü yaşıyor. Hayatının kod kelimelerini “önemli değil”, “farketmez”, “sorun olmaz” olarak seçmiş.

- En sevdiği aksesuvar: Siyah pırlantalı, üstünde haç işareti olan eski yüzüğüm. Bir arkadaşımın hediyesi.
- En sevdiği tasarımcı: Alexander Wang.
- En beğendiği model: Natasha Poly.
- En sevdiği üç fotoğrafçı: Peter Lumberg’i çok seviyorum. Stephan Meisel’den kendimi sunmak konusunda çok şey öğrendim. Bir de Mert ve Marcus’a bayılıyorum. Güçlü kadın imajını çok sevdikleri için onlarla çalışmayı çok seviyorum.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle