GeriKelebek Bebelere isim aradık…
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bebelere isim aradık…

Bebelere isim aradık…

Veteriner Yudum hanım “Artık burda sıkılmaya başladı. Hayta’yı istediğiniz an alıp

/images/100/0x0/55eb0864f018fbb8f8a6a139
bahçeye götürebilirsiniz” deyince biz de sevindik açıkçası.

Otel de olsa, motel de olsa, burası Hilton’un suiti değildi, neticede küçük bir alanda yaşamak zorundaydı ve geceleri de kafese konuyordu Hayta.

Hayta’nın site bahçesine götürülmesi, oradaki kedilerle uyum sağlayıp kaynaşmasını beklemek fazla önemli değildi. Neticede o da geniş bir alanda hayatını sürdürecek, belki beğenen olursa, bir hayvan dostu tarafından eve taşınacaktı.

Bizi kara kara düşündüren Benek ve yavrularıydı.

Yavrular hem bizim evde, hem de veterinerdeki kapalı alanda büyüyüp serpildikleri için onların bahçede yaşamaları son derece zordu. Evcilleşen bu yavruları bahçeye bırakmak, her türlü tehlikeyle karşı karşıya kalmaları anlamına gelecekti ki, yaşamaları, hayatta kalmaları zorlaşacaktı.

Onları ailelere vermeye karar verdiğimizde her birine isim aradık evcek.

Entellektüel takımının yabancı isim takıntıları bizleri etkilemiş değildi açıkcası. Fifi, Mimi, Loli, Coli gibi özenti adlar yerine bildiğimiz, yerleşik klasik isimler Sarman, Tekir gibi adları tercih etmeye niyetliydik. Tabii davranış biçimleri ve şekilleri itibariyle de mesela ağır hareketli olan erkek kediye Molla adının verilmesi yanlış olamazdı. Nitekim en tombul ve devamlı yiyen ve de çok düşünen kara kediye Molla adını uygun gördük.

Başı siyah benekli dişisine çok mutlu göründüğü için eşim ona Mırmır dedi. Zaten kedi dilinde, ya da onların alfabesinde “mırrr mıırrrr” sesi çıkarmak çok mutluyum anlamına gelebilirmiş. En yakın yakıştırma buydu galiba. Üçüncüsü, yani tekir olanı da dişiydi. Nedense Safoş dedim. Bana çok saf geliyordu. Safiyane ve aptalca şeyler yapıyordu sık sık. Belki ondan esinlendim. Dördüncüsü erkekti.hiç bir çağrışım yaptırmadı, Muttalip adını verdiğimiz son yavrunun yüzü, aslında Arap şeyhlerini andırır bir çizgi taşıyordu.

Bu isim bulma ve verme seremonisinden sonra bir kedi sepetine yerleştirdiğimiz Hayta ile evimizin yolunu tuttuk. Benek ve yavrularına veda etmek kolaydı artık, onlar bir süre daha otelde kalacaklardı, o yüzden zamanı iyi kullanmalıydık.

Bahçeye geldiğimizde kedilerin bir köşede toplanmış olduklarını gördük. Hayta’nın geleceği haberini almış gibilerdi. Öylesine düşüncelilerdi ki hepsi, gören de bunları yeni bir uçak modelini icat diyorlar sanırdı.

Hayta’yı kafesinden çıkarırken etrafını saranların başında onu daha önceden tanıyan Masume vardı. Masume yere ayak basan Hayta’ya birşeyler mırmırladı.

Kendi dilleri tabii. Belki de “aramıza hoş geldin!” dedi.

Reis son derece dikkate izledi Hayta’yı. Kendisine rakip geldiğini mi sandı nedir bilinmez. Diğerleri Hayta’nın etrafını çevirirken, uzaktan Tomi’nin gruba yaklaştığı görüldü. Tomi yeni gelen kediyi, yani Hayta’yı şöyle bir alıcı gözüyle süzdü. Kuyruğunu dikine oynattı. Sevip sevmemekte kararsız olduğunu anlatmak istiyordu belki de.

Biz eve çıkıp bahçedekilerin yiyeceklerini hazırlamak durumundaydık. Hani yeni gelen Hayta’yı de düşünerek değişik bir yemek iyi gelecekti onlara. Ziyafet niyetine yani…

Dışarda, bilmediğimiz yer ve köşelerde kimbilir kaç tane aç-susuz ölümle yüzyüze yaşayan kedi ve köpek vardı? Bilemezdik. Gördüklerimizi, imkanlarımız elverdiğince bakmak, yedirmek duygusuyle hareket ediyorduk hepsi bu.

Yedirmeyenlere, sevmeyenlere kızmıyorduk, kızamıyorduk.

“Mecbur değiller” diye işin içinden çıkıyorduk kısa yoldan. Uzun yoldu ama olsun. Kimsenin yakasına yapışacak halimiz yoktu açıkçası.

Sevgiler,

Sezai


Yorumları Göster
Yorumları Gizle