GeriKelebek Bakire Hıristiyanlar, ırza geçen Türkler efsanesi
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bakire Hıristiyanlar, ırza geçen Türkler efsanesi

Bakire Hıristiyanlar, ırza geçen Türkler efsanesi
refid:12943594 ilişkili resim dosyası

Kara Murat cinsel performansıyla Bizans prensesini hayran bırakır, malum. Ancak hikâye Batı’da başka türlü anlatılıyor. Fatih’in Bizans Prensesi İrini’yi Ayasofya’nın ortasında çırılçıplak soyup, kafasını uçurduğunu anlatan tarihçiler bile var.

Lord Byron ve Victor Hugo gibi yazarlar bile “Doğu cinselliğini” bayat klişelere dönüştürmekten çekinmedi. İrvin Cemil Schick, Amila Buturovic ile derlediği ‘Osmanlı Döneminde Balkan Kadınları’ kitabında yazdığı “Bakire Hıristiyanlar, Irza Geçen Türkler” bölümünde ulusal çatışmaların cinselleştirilmesini anlatıyor. Schick’e göre bu durum sado-mazoşist Ermeni tehciri resimlerine kadar uzanmış. İngilizcesi iki yıl önce çıkan kitaptaki eleştirel yaklaşımına rağmen, adını vermediği ünlü bir Türk tarihçinin önyargılı hışmına da uğramış Schick: “Kitap aslında çok prestijli başka bir yayınevinden çıkacaktı. Türk cinsel şiddetinin propaganda malzemesi olarak kullanılmasını eleştirmeme rağmen bu beyefendi ‘Ne demek efendim? Bizim kadınlarımızın ırzına da geçilmedi mi?’ diye itiraz etti ve kitabı engelledi. Durumu izah etmeye çalıştım ama dinlemedi.”

Fatih’in fedaisi Kara Murat’ın Bizanslı dilberi nasıl kendinden geçirdiğini dinleyerek büyüdük. Oysa İrvin Cemil Schick, “Bakire Hıristiyanlar, Irza Geçen Türkler” makalesinde bunun tam tersini söylüyor: “Batı’da yaygın Türk erkeği imajı cinsel çapulcu, barbar, ahlaksız ve despot. Ve bu mecazlar hiç de masum değil.”  
Yazar “Batı’nın Cinsel Kıyısı” ve “Çerkes Güzeli: Bir Şarkiyatçı İmgenin Serüveni” kitaplarında da haremle ilgili kalıp yargıları ortaya çıkarmıştı: “Batı’nın Doğu’ya bakışı; duvarların ardında özlemle Batılı erkekleri bekleyen yapayalnız kadınlar... Bir diğer bakışa göre de Doğu eşittir erkek. Üstelik tecavüzcü bir erkek. Bunları bir araya getirince cinselliğin belli bir mekânı tanımlarken kullanıldığını gördüm. Bir Fransız’a ‘Konstantinapol’ dediğinde zihninde canlanan şeyde cinsellik önemli bir rol oynuyor. Bu cinselliğin ne olduğu da fark etmez. İnsanlara rahatlıkla benimseyebilecekleri kalıplar veriyorsunuz. Cinsellik hayatımızda çok önemli bir yer tuttuğu için ilişkilerimize bu düzeyi yansıtmak çok doğal. ”
CİNSEL BİRLEŞME İÇİN VURUŞMAK KELİMESİ
Schick’e göre pornografiyle savaş arasında kolay aşılabilen bulanık bir çizgi var: “Türkiye’de bazı köylerde cinsel birleşmeye ‘vuruşmak’ derler. Bu ifade cinsel birleşmenin bir şiddet olayı gibi algılandığını çok iyi gösterir.” Yazarın üzerinde durduğu bir başka kavram da ‘etnopornografi’: “Sansasyon yaratmak için bir ülkeyi evrensel tecavüzcü olarak adlandırmak. Burada cinsel birleşme açık saçık tarif ediliyor ve taraflar etnik ve cinsel kimlikleriyle tanımlanıyor. Mesele bir kadınla bir erkek değil, şuralı bir kadınla oralı bir erkeğe dönüşüyor. Bu noktadan itibaren de siyaset başlıyor.”
Doğu despotizmine direnen bakire Hıristiyan kadını efsaneleri neredeyse Avrupa erotik edebiyatının doğuşuyla aynı döneme rastlaması tesadüf değil. Kilise iktidarı yıkıldığı için ‘ahlaksızlık’ denilen pek çok şey serbest kalıyor çünkü.
Kitapta çok çarpıcı örnekler vermesine rağmen, “Anlatılanların çoğunun gerçek olması mümkün değil. Cinsel fantezilere seslenen bir tarafı var” diyor Schick. Çünkü, “Savaşlardaki abartılı vahşet anlatıları tipiktir ve bunu her ülke kullanır. Mesela Sırpların yaptıkları vahşeti meşrulaştırmak için dünyaya bir masal anlatmaları gerekiyordu. Sırp bir akademisyen çıkıp ‘Müslüman çocuklar Binbir Gece Masalları gibi erotik hikâyelerle büyüdüğü için onlarda sapık bir cinsellik gelişiyor. Her zaman kadınlarımıza saldırmaya hazırlar ve biz sadece kendimizi savunduk’ diyebiliyor. Önemli olan bu söylemin kullanışlılığı ve fayda sağlaması. Şiddet hikâyeleri en nihayetinde siyasi sermaye birikimine hizmet ediyor. Yıllardır Ortadoğu’yla ilgili sado-mazo kitaplar topluyorum. 70’li ve 80’li yıllarda yazılan bu ucuz romanlar vahşet ve kırbaç hikâyeleriyle dolu. Bunların Ortadoğu’yla ilgisi yoksa da zamanla dolaşıma girerek kişiselleşiyor. Irza geçen İranlı, kırbacı sallayan Türk oluyor.”
GECE YARISI EKSPRESİ BU İMAJI UNUTTURDU
Yaşamının büyük bir bölümünü Amerika’da geçiren Schick’e “Barbar tecavüzcü Türk imajı hâlâ canlı mı?” diye sorarsanız: “Doğrusu son 30-40 yılda Geceyarısı Ekspresi gibi filmlerle Türkiye’nin başka olumsuz tarafları öne çıktı. Bu imaj eskisi kadar canlı
değil ama bir neden olursa ortaya çıkması an meselesi, emin olun.”

GÜNEYDOĞU AVRUPA VAMPİR İNANIŞLARINDA KADINLARIN ROLÜ 

/images/100/0x0/55eb1ceaf018fbb8f8abf067

“Osmanlı Döneminde Balkan Kadınları: Toplumsal Cinsiyet, Kültür, Tarih” kitabı Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıktı. Üç yıllık bir emek sonucu derlenen kitap Güliz Erginsoy’un çevirisi ve Ayşen Anadol’un editörlüğüyle hazırlandı. Kitaptaki 12 yazardan sadece ikisi erkek: İrvin Cemil Schick ve Peter Mario Kreuter. Kreuter’in yazdığı ‘Güneydoğu Avrupa Vampir İnanışlarında Kadınların Rolü’ makalesi de kitabın ilginç bölümlerinden. Yazar, konuya Bram Stoker’ın Dracula romanından beri basmakalıp bir erkek vampir tipinin hâkim olduğunu söyleyerek giriyor. Az sayıdaki kadın vampire örnek olarak da şu olayı anlatıyor: 1731’de Belgrad’daki bir Sırp köyünde altı hafta içinde garip koşullarda 13 kişinin ölmesi üzerine mezarlar açılıyor. Otopsilerden elde edilen bulgular da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu için çalışan doktorun raporlarına giriyor. Rapora göre, köylüler ölü iki kadını diğer ölümleri başlatmaktan sorumlu tutuyor. Onların amansız hortlaklar olduğunu söylüyor. Miliza ve Stanna adındaki bu iki kadın komşularına vampirlerle yakın ilişki içinde olduklarını söylemiş. Hatta Miliza bir vampirin öldürdüğü iki koyunun etini yediğini iddia etmiş.

BEN DE BALKANLAR GİBİ FELAKET MELEZİM

İrvin Cemil Schick, İstanbul doğumlu. Liseyi bitirdikten sonra Amerika’da matematik ve mühendislik okudu. Uzun yıllar Harvard Üniversitesi ve MIT’de ders verdi. Şimdi Sabancı Üniversitesi’nde misafir hoca. “Ben de Balkanlar gibi felaket melezim” diyor. Baba tarafı Çek, anneannesi Manastır doğumlu, dedesi Iraklı. Sadece kökenleri yüzünden böyle bir kitap hazırlamadı elbette: “Balkanlar Avrupa’nın da Osmanlı İmparatorluğu’nun da kenarı. Hep kaos, kargaşa ve şiddetle anılmış. Aslında pek çok açıdan gıpta edilecek bir yer. Hem çok önemli ve özel, hem de simgesel bir coğrafya. Osmanlı tarihi çalışanlar, genellikle milliyetçi bir anlayışla Balkanlar’daki Müslüman Türk unsurları incelemiş, diğerlerine pek bakmamış. Arap coğrafyası ve Anadolu kadınları incelenmişti ama Balkanlar eksikti. Öneri, akademisyen arkadaşım Amila Buturovic’ten geldi. Böyle bir kitap derlediğimizi ilan ettikten sonra katkıda bulunanları özgür bıraktık. Yine de umduğumuzdan daha fazla iç tutarlılığı oldu.”
Kitapta hareme hapsolmuş Osmanlı kadını yerine iktisadi, siyasi ve toplumsal hayatta etkin bir kadınla karşılaşıyoruz: “İşçisinden, vakıf kuran mümin kadınına kadar her sınıftan kadın var. Saraybosna, Arnavutluk ve Makedonya dışında, genellikle Hıristiyan olmaları onları diğer kadınlardan ayırıyor. İslam, Balkan ülkelerine Türkler sayesinde girdiği için Balkan İslamiyeti bize çok yakın. Hıristiyan kadınların harem hiyerarşisinde üstte olduğuna dair bir manzaradan da  söz edebilir.”


Yorumları Göster
Yorumları Gizle