GeriKelebek Baba, oğullarının başkaldırdığına inanmaz kışkırtıldıklarını sanır
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Baba, oğullarının başkaldırdığına inanmaz kışkırtıldıklarını sanır

Baba, oğullarının başkaldırdığına inanmaz kışkırtıldıklarını sanır
refid:23670598 ilişkili resim dosyası

Gezi direnişi, Brezilya, Mısır, Wall Street, Avrupa’da ısınan sokaklar neye işaret ediyor?

Demokrasi yetersiz mi? Kapitalizm kabak tadı mı verdi? Yöneten ve yönetilen ilişkisi değişiyor, insanlık yeni bir evreye mi giriyor? Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler Bölümü’nden Bülent Somay’layız. Olan biteni psikanaliz teorisiyle açıkladı; cevapları
Antik Yunan’dan bugüne insan ruhunun derinliklerinden verdi

Demokrasi yetmiyor mu artık?

/images/100/0x0/55ea9424f018fbb8f889286d

- Churchill’in bir lafı var: “Demokrasi berbat bir rejimdir ama maalesef elimizdekilerin en iyisidir.” Yetiyormuş gibi yapıyorduk. Artık herkes yetmediğinin farkına vardı.

Ne koyacağız yerine? Sürekli sokağa mı atacak herkes kendini?
- Sokrates’in idam gerekçelerinden biri demokrasiye karşı olmasıydı. Demagoglar rejimi diyordu. Oy vermiyor, aday olmuyordu.

Önerisi neydi?
- Bir tür meritokrasi. Yani âkiller ya da layıklar yönetimi. Çok problemli, elitist bir öneri. Yozlaşmaya, kayırmaya açık. Ama Socrates’in eleştirisi önemli olan: “Kardeşim, demokrasi kitleleri en iyi baştan çıkaran adamın rejimidir.”

Antik Yunan’ı aşıyor muyuz yoksa sonunda?
- En nihayetinde! Sokrates ile aynı yere 1960’ta geldik. 27 Mayıs darbesinde “Seçimle geliyorlar ama sonra gitmemek için her şeyi yapıyorlar” dediler. Adnan Menderes “Ben odunu aday göstersem seçtiririm” demişti. “Bu, feci bir şey. O zaman biz seçilmişlerin üstüne onları denetleyecek birilerini koyalım” diye karar verdiler. Sokrates’in dediğine gelmiş olduk. Anayasa Mahkemesi, Senato, Danıştay, Yargıtay… Layıklar kalabalığı… Ama eti tuzlamak çare değil. Tuz koktuğu zaman ne yaparsın?

Nedir çare? Mükemmel demokrasi var mı?
- Olamaz. Hep defolu olacaktır. Defoları minimuma indirmek mümkündür. Marks’ın ‘Metinler’deki önermesi önemlidir: “Seçilenlerin her zaman görevden alınabilir olması.”

Kim tarafından?
- Seçenler tarafından. Sürekli bir seçim atmosferinde.

Yüzde 100 katılımcılığı sağlayan sistem var mı?
- Yasama ve yürütmeyi yapacak olanları kendi bölgesinde o bölgenin dar oylarıyla seçip, her an hesap verir durumda bırakmak.

Neden olmuyor?
- Öneren tek isim oldu: Merhum Adnan Kahveci. D’Hondt sistemini çalışıyordu. Çok özel, dar bölgeli, iki turlu bir seçim sistemi. Özal “Sen çalış bunu” demiş. Taslak önerdi, kabul edilme ihtimali yüksekti. Sonra bildiğin menfur trafik kazası oldu.

Ya şimdi? Facebook, Twitter insanları daha mı talepkâr?
- Twitter’ın insan zihnini iyi çalıştıran bir mekanizma olduğunu düşünmüyorum. O 140 karakter her şeyi olabilecek en basit biçimiyle açıklamaya zorladığı için sonuç olarak işleri siyah-beyaz, evet-hayır, artı-eksiye indirgemeye çok müsait. Melih Gökçek bir Twitter karakteri olabiliyor. Hızlı haberleşme ağı olarak çok önemli ama Twitter üzerinden fikir tartışması yapamazsın.

Espriler, duvar yazıları, sloganlar da hep kısa. Derin değiller miydi?
- Amerikan TV dizilerinin moda ettiği ‘one-liner’, ‘punch-liner’ denen tek satırlık çarpıcı esprilerden geliyor. Bu kuşak Amerikan dizileriyle büyüdü.

Amerikan esprilerinin tozunu attılar sanki…
- Tabii. Popüler kültürde hiçbir şey birbirinden bağımsız değil. Gelenek olarak oradan çıktı, diyorum.

Avrupa’daki, Occupy Wall Street’teki dili inceledim. Terminoloji benziyor ama mizah az. Bizdeki düzeyde mizah Üçüncü Dünya’dan çıkar belki diyordum. Brezilya’da da yoktu. Dünyanın en komik insanları burada galiba.
- Burası bir ucuyla Amerikan dizilerine ama diğer ucuyla hicve bağlı. Beyitlerle çarparız biz. Kısa kısa… Fuzuli’nin “Selam verdim, almadılar, rüşvet değildur deyü…” Bak 140 karaktere sığdı. Koy bunu. Bir Twitter cümlesi olabilirdi. Nefi, Nâbi, Fuzuli… Şair Eşref, Ömer Hayyam...
/images/100/0x0/55ea9424f018fbb8f889286f


Bugün tweet atan bir gençle bağları var mı?
- Bilmiyor olabilirler. Ama koca bir Aziz Nesin köprüsü var. Benim kuşağım Aziz Nesin ile büyüdü. Senin kuşağın…

Ucundan yakaladık. Ama babamız, amcamız sayesinde.
- Y kuşağı, X kuşağı da bizim yaptığımız esprileri duyarak büyüdü. Akbaba diye bir gelenek vardı. 1960’lara geldik. Gırgır oldu. Gırgır’dan Fırt, Hıbır, Leman, Uykusuz, Penguen… Ekşi Sözlük… Zaytung’u okuyup da gülmediğim olmuyor.

E onlarda yok mu böyle mizah? Koskoca Portekizce dili... Pessoa’lar…
- Pessoa entelektüel; Aziz Nesin popüler. İngiltere’de böyle bir mizah var mı? En komikleri Jonathan Swift ile Alexander Pope. Bir İngiliz edebiyatçısı olarak Pope’ta gülecek bir şey bulamıyorum.

Daha mı zekiyiz yani?
- Şarkla Garp arasında çok büyük fark var. Batı, Freud’un tabiriyle babasını öldürmüş bir toplumdur. Kardeşler komplosuyla ölmüştür baba. Parçalamış ve paylaşmışlardır onu. İktidar için denge kurmuşlardır. Demokrasinin, vicdanın, süper egonun kökü buradadır. Arkasından dolaşıp kazık atılacak bir baba yoktur. Doğu’da baba öldürülmedi hiçbir zaman. Çin imparatoru, Hint İmparatoru, Osmanlı Sultanı hep baba figürleri. Bizde bu cesareti gösterip onları devirmemişlerdir. Orada krala Magna Carta’yı imzalattılar ve ‘eşitler arasında birinci’ oldu. Osmanlı’da Magna Carta ne arar! Yapabileceğin tek şey var: Arkasına geçip nanik yapacaksın, eteğini kaldıracaksın. Hiciv geleneği buradan gelir. İngiltere’de Monthy Python var. Burada olsalardı şu anda Gezi’yle dalga geçiyor olurlardı. Çoğu muhafazakârdı. Sürekli İşçi Partisi’yle dalga geçtiler.

Gezi hareketi küresel anlamda çığır açtı mı?
- Kesinlikle. Bundan sonra Occupy’lar da aynı olamaz. Zizek, London Review of Books’a demeç verdi: “Türkiye’deki meseleyi Yunanistan’dan ayrı tutamayız. İkisi ayrı ama tamamlayıcı hareketler. Eski Osmanlı sınırlarıyla düşünün, birbirinizi tamamlamaya gayret edin” dedi.

Kimdi Gezi’ciler?
- Apolitik gençler. Anayasayı değiştirecek oran yakalansaydı şimdi başkanlık sistemine geçilecekti, fiilen padişahlık sistemine... Bu çocuklar bu sisteme zaten katılmıyorlardı.

Ne değişti?
- Dünyaya müdahil olacakları bir alan gördüler. Bilgisayar kuşağı onlar. Bir sürü şey görüyor ama kimseye dokunamıyorsun. Seks bile sadece seyirlik haline geliyor: ‘Seyirlik toplum’ bu. Paraya bile dokunamıyorsun. Plastik parçasıyla geziyorsun. Eskiden çil çil altın vardı. Dokunarak kurulan ilişki azalmıştı. Şunu fark ettiler: “Bu tuhaf internet yani aslında sanal olan şey eskisinden çok daha insancıl bir ilişkinin kapısını açıyor. Twitter’dan haber görüyorum. Bir yere gidiyorum, insanlarla vücut vücudayım.” Bu 70’lerden farklı. Biz orada toplantı yapar sonra özel hayatlarımıza, evimize dağılırdık. 30 Haziran’da gay pride’a gittim. Bitti ama kimse eve gitmek istemiyor. Öyle yerde oturuyorlar. Eski Yunan’da böyle değildi. Belki tarihte ilk defa kamusal hayatla özel hayat birbirinin içine geçmeye başladı. Aradıkları bu.

Buldular mı?
- Gezi, bunun bulunmuş hallerinden bir tanesi. O yüzden Gezi Komünü demeyi tercih ediyorum. Bu bir komündü.

Bu komüncülere psikanaliz yapıyor olsaydınız nasıl bir tanı koyardınız?
- Çok ciddi bir baba isyanı. Herkes AK Parti’den çok Recep Tayyip Erdoğan’a tepkiliydi.

Mısır’da Mübarek, Mursi tepki çekti. Brezilya’da Dilma tam olarak hedefe koyulmadı ama…
- Olmaz. Çünkü Dilma kadın. Psikanaliz sordun psikanaliz cevabı veriyorum. Doğu babanın alaşağı edilmediği bir kültür. 19’uncu yüzyılda padişah baba otoritesini kaybediyor. Jale Parla ‘Babalar ve Oğullar’ kitabında çok güzel anlatır: Babasızlık kültürü... Genç Osmanlılar ve Jöntürkler babasını kaybetmiş bir kuşaktır. Sonra yeni bir baba bulunuyor: Atatürk. Adını da zaten “Türklerin babası” koyuyor. Atatürk’ü kaybediyor; mateme giriyoruz. İnönü, Menderes, Bayar olmuyor. Cemal Gürsel bile ‘Cemal Aga’ oluyor. 1965 geliyor, Süleyman Demirel öyle bir oyun oynuyor ki… Tamam, Mustafa Kemal gibi değil. Biraz komikçene… Ama baba oluyor. İhtiyaç var çünkü. Turgut Özal, şortuyla filan olsa olsa arkadaşlarımızla pek tanıştırmak istemediğimiz bir amca figürü olabilir. Ve Erdoğan ‘abi pozu’yla geliyor: “Ben sizin Kasımpaşalı abinizim. Delikanlı adamım…”

Abinin psikolojideki karşılığı nedir?
- Hem rakibindir hem sözünü dinlediğin adamdır. Baba öyle değildir. Yüzde 50 bunu kabul etti. Üçüncü seçim zaferinden sonra baba olmaya soyundu. Orada patladı her şey. Baba kelimesini de kullanmaya başladı. Özellikle son olaylarda… Kaç çocuk yapacağımıza, kürtaja, içkimize, sezaryene karışmaya başladı. Doğu kültüründe baba böyledir. Eskiden abiydi. “Benim başörtülü bacılarımı serbest bırakın” diyordu. Şimdi “Dolmabahçe’den bakıyorum, orada kucak kucağa oturuyorlar”a geçti. Her yerden bizleri seyrediyor. Ama bu çocuklar onu baba yapmak istemiyor.

Toplum olgunlaştı mı?
- İkiye bölündü. Eskiden itiraz yoktu, şimdi var. Üstelik Erdoğan’ın hareketi buna hizmet etti. Kemalistliğin, orduculuğun kırılmasını sağladı. Eli sopalı baba figürünü kırdı. Sonra “Onun yerine ben baba olacağım” dedi. Buna razı olanlar var. Ama onlarda da psikanalitik terminolojiyle psikotik semptomlar görüyorum. Mesela “Erdoğan’ın kılıyım” diye bağıran teyze… O teyzenin durumunu normal buluyor musun?

Tek bir örnek olamaz mı?
- Havaalanına karşılamaya gelenler... Bu kesimin kafası karıştı.
/images/100/0x0/55ea9424f018fbb8f8892871


Neden?
- Kitledeki herkes değil. Bindirilmiş kıta olarak hizmet verenler. Bir yandan demokrasi kahramanı olarak kabul ediyorlar, bir yandan antidemokratik adımlara alkış tutmak zorundalar. İkisi birden gitmiyor. Babalık rejimine karşı en yüksek sesle konuşmuş adam, şimdi “Ben baba olacağım” diyor. Bu, psikolojide yarılma yaratıyor.

Bir ülke ortadan ikiye yarılmış şekilde yürür mü?
 - “İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz.” Kemalizm’in sloganıydı bu. Şimdi çok açık şekilde var. Burjuvazi de iki parça. Kemalist elit ve 2000’lerde “ben de varım” diyen yeni burjuvazi. Şu anki mesele tam da bu yarılma.

Nasıl?
- Erdoğan ve AK Parti aslında benim içkime, karımın ne giydiğine bakmıyor. Şunu fark ettiler: “Kemalist direnci kırdık. Bizimkiler bizi seviyor. Toplumda ayrıcalıklı yerlere geliyorlar. Ama çocukları diğer çocuklara bakıyor, onlara benzemeye çalışıyor.”

Çalışıyorlar mı gerçekten?
- Başörtülü kızlar da Levi’s jean giyiyor. El ele dolaşıyorlar sevgilileriyle. Kürtajı yasaklamadılar. Anneye babaya söylüyorlar. Bu ne demek? Bizimkilerin kızları, oğulları yapamasın demek. Kendi yarattığı sınıfın çocuklarının hayatına burnunu sokmak demek. Problem orada başlıyor. O çocukları uzaklaştırıyorlar, aslında yarılmış iki burjuva sınıfını birbirine yaklaştırmış oluyorlar.

Bunun işareti var mı?
- Anti-kapitalist Müslümanlar. Onların dışında Gezi’ye gelen bir sürü başörtülü insan... Bazı kanaat önderleri… Cihan Aktaş, Fatma Barbarosoğlu, Hidayet Şefkatli Tuksal… Onlar bu tarafta.

Peki baba figürünün, hükümetin tepkisini nasıl açıklıyorsunuz?
- Kendilerine büyük gelen, abilerinin elbisesiyle dolaşıyorlardı. Ama demokrasiciliğin içini dolduracak demokrasi kültürüne sahip değillerdi.

Kimmiş abileri?
- Dünyadaki muhafazakar demokratlar, liberaller… Onların diliyle konuşuyorlardı. Karşılarında Kemalizm, ordu, söyleyecek bir şeyi olmayan CHP olduğunda çalışıyordu mekanizma. Ama hazır cevaplarının olmadığı bir muhalefet türü ortaya çıkınca öteki abilerinin elbisesine sığındılar. Demirel’in, Menderes’in, Özal’ın anti-kömünist diline.

Guy Fawkes maskeleri, V for Vendetta… Tüm ülkelerde aynı kodlar var. Bu nasıl oldu?
- Fawkes bir anarşist. 20. yüzyıl başları... V for Vendetta, Y kuşağının çok sevdiği, grafik roman. Filmden önce de külttü. Otoriter devlete karşı bir adam, zekasıyla bir şeyler yapacak ve diz çöktürecek. Kalabalık da “Yetti” deyip sokağa çıkacak. V for Vendetta öyle biter. Bu mantık 1970’lerin Markisist-Leninist ideolojisinden farklı değil. Bir öncü grup rejimin zayıf karnına darbeyi vuracak. Zaten kararsız dengede olan rejim çökecek. Halk kitleleri de sokağa dökülüp bunların peşine takılacak.

Bu mu oldu?
- Hayır. Bu o zaman da işe yaramadı. Ama kalabalık sadece ekonomik krizlerde sokağa çıkar kuralı bozuldu. Yaşam alanlarının daraltıldığı hissine kapıldıkları zaman da çıkıyorlar. Kimi örnek görüyorlar? Ortada fol yok yumurta yokken isyan eden Guy Fawkes’u. Kahramanları o.

Eylemcilerin hepsi birlik içinde mi?
- Taksim’de Mustafa Kemal’ler, Deniz Gezmiş’ler, radikal kanatlar... Gezi’de başka bir hayat vardı. Taksim işgali kalkınca onlar da parka geldi. İkiye çatlayacak, tatsızlık çıkacak diye düşündüm. Gittim epey dolaştım. Olmadı. TKP’liler, az miktardaki CHP’liyle, onlar BDP’liyle yan yana durmayı, eşcinsellerin dilini öğrendi. Eşcinsel yürüyüşünde daha solcu bir grup “Faşizme karşı omuz omuza” diye slogan atıyordu. Gay arkadaşlar hemen bozuyorlardı “Faşizme karşı bacak omuza” diye. Ama sonra solcu grup da o slogana dönüyordu. Eskiden olsa kan çıkardı.

Şimdi niye çıkmıyor?
- Herkes şunu fark etti: “Tek başına hiçbir şey yapamıyorsun. Vahşi neo-liberal ekonomiye ve Soğuk Savaş diline bürünmüş aşırı muhafazakar politikaya karşı birbirimizden başka hiç kimsemiz yok. Çok yalnızız.” ‘Yetmez ama evet’çiler de buraya geldi. Şeriat geliyor diye bağıranlar da. Onlar da Müslüman anti-kapitalistler namaz kılarken nöbet tutmayı öğrendi. Evet, bir yarılma var, tamamen kapanmayacak ama birbirleriyle konuşabiliyorlar artık.

Mısır’da fark daha sert. Bir tarafta Twitter kuşağı, bir tarafta Selefiler…
- Çok büyük bir kırılmadan çıktı Doğu. Batı Doğu’yu askeri, ekonomik üstünlüğüyle döve döve kapitalizme ekledi. Köprüler atıldı. Başka bir yol kalmadı. Ama bir nehri zorla bir yola sokarsan sorunlar yüzyıllar sürebilir. İntihar bombacıları da oradan çıkar, faşizm de. Onların kabahati değil bu. Oraya getirildiler. Batı’da neredeyse bin yıl aldı vatandaş, birey olma bilinci. Adım adım gelişmeden, üstüne elbise giydirildiği zaman bunu reddedersin.

Brezilya’da Dilma kadın olduğu için tepki çekmedi dediniz. Peki Dilma’nın eylemleri kucaklayan tavrını nasıl açıklayacaksınız? Tesadüf mü? Şiirsel adalet mi?
- Sadece bir kadın değil. Eski gerilla. Ve hiçbir zaman mağdun değil.

Ne demek ‘mağdun’?
- Her türlü hiyerarşik ikilikte alt rafta kalan. Kadın-erkekte kadın, heteroseksüel-homoseksüelde homoseksüel… Dilma orta sınıftan gelen; kimliği yüzünden itilip kakılmamış biri. Politik tercihi yüzünden başı belaya girmiş. Hiçbir zaman “Biz Brezilya’nın zencisiyiz” dememiş.

Mağdunlar mağrur olmaya hevesli midir?
- Bu konuda koca bir yazım var: ‘Mağdunların küstahlığı” diye. İsrail... Tarih boyunca oradan oraya sürülmüş, İkinci Dünya Savaşı sırasında milyonlarla katledilmiş. Bundan öte mağdun bulamazsın. Ülkeleri olunca kendilerine yapılan her şeyi Filistinliler’e yaptılar. Etnik ya da kültürler kimlik üzerinden kurulu mağdunluklar iktidar pozisyonunu ortadan kaldırmayı değil; iktidara el değiştirtmeyi hedefler. Erdoğan “Dini inanç ya da kültürel kimlik yüzünden ortaya çıkmış olan bütün farklılıkları ortadan kaldıracağız” deseydi böyle olmazdı. Bunu diyormuş gibi yaptı. Ama bu, çok öte bir demokratlığı ve devrimciliği gerektirir.

Sokakta yüzbinleri gören ‘baba’ yani devlet ne hisseder? Oğlunun ona el kaldırdığını mı düşünür?
- Hayır. Freud’un ‘Totem ve Tabu’da sözünü ettiği kabilelerden örnek vereyim… Sözü kanun yerine geçen baba figürü, alfa erkek vardır. Bütün kadınlar, dişiler onundur. Erkekleri kovar. Sadece birkaç tane kalır. Onlar biat eder ve kadınlara dokunmazlar. Baba onlardan korkmaz. Kimden korkar, biliyor musun? Dışardan gelecek olan öteki erkekten. Karşısında milyonları görse de “Dışarda komplo var” der. Tehlike arkasından geliyordur. Faiz lobisi oradaki insanların arasında mı? Hayır. Kökü dışardadır. Baba, oğullarının ona başkaldırdığına inanmaz. Ya da çocuklarını dışardan başka bir baba adayının kışkırttığını sanır. Çünkü rakip her zaman öteki babadır. Oğul rakip değildir. Çünkü bu toplumun tarihinde oğullar babayı öldürmemiştir.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle