GeriKelebek Ayşe'nin gözlüğü....
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ayşe'nin gözlüğü....

Ayşe ARMAN

Aşk gizli yaşanmaz, gizli yaşanan hovardalıktır!

Uzun zamandır, beni bu kadar etkileyen bir şey okumamıştım.

Hem sorular, hem o cevaplar...

Hem o soruları soran, hem de cevaplayan!

Müzik vardı o konuşmalarda.

Yani o röportajda...

Dinledim.

Dinledikten sonra da hayret ettim.

Böylesine bir ahengin, böyle yalansız dolansız bir iletişimin nasıl kurulabildiğini merak ettim.

Ben çok az denk gelebiliyorum da!

***

Çünkü, kasetli, mikrofonlu konuşmaları bırakın, kasetsiz ve mikrofonsuz konuşurken bile yalan söylüyoruz.

Sürekli kendimizi başka türlü gösteriyoruz.

Özellikle de kendi dip frizlerimizde sakladığımız özel hayatlarımızsa söz konusu olan...

***

Özel hayatın konuşulması ‘‘magazin’’ mi?

Öyleyse, böyle magazine benim canım kurban!

Demek istiyorum ki, derinliği, bir temeli, hatta aşk yazarlarına taş çıkaran bir felsefesi vardı anlatılanların...

Yani bence.

Evet biliyorum, iyinin tanımı hepimize göre değişiyor.

Ama benim için iyi röportaj, galiba Ömer Özgüner'in, Biba'nın Aralık sayısı için Ahmet Utlu'yla konuştuklarıydı...

***

İşin tuhafı ne sorular iyi, farklı ve yaratıcı olmak adına sorulmuş ne de cevaplar iyi, farklı ve yaratıcı olmak adına verilmişti.

Nasıl olmuşsa olmuş, o iki adam bir şekilde bir araya gelmiş ve konuşma kendiliğinden ilerlemişti.

Hayatın kendisi gibi.

Bir müdahale, zorlama, ittir kaktır olmadan.

Olunca zaten, her kelimenin, kurulan cümlenin, ifade biçiminin nasıl suni durduğunu, UHU koktuğunu, içinin boş olduğunu biliyoruz.

Her gün yeterince gazetelerde okuyor, televizyonlarda izliyoruz.

***

Ömer, röportajın girişinde, ‘‘Eğer bu yazıyı, eski alışkanlıklarınızla okursanız iki şeye yazık olacak. Bir: Yıllarca duygularımıza tercüman olan bir kadını hiç anlamadığımız ortaya çıkacak. İki: Bu anlamama hali bir gün gelecek, bizi de vuracak...’’ diyor.

Ve sorular başlıyor.

Ve o, bana aslında uzun zamandır tanıdığım, ama aslında hiç anlamadığım Ahmet Utlu'yu öyle iyi anlatıyor ki...

Duruyorum.

Ahmet gibi düşünen, kendisini az ifade eden, ama etti mi yüreğinizi delip geçen adamların neden bu kadar az olduğunu düşünüyorum.

***

Bu röportajda benim burada göğsümü gere gere alıntılayabileceğim onlarca laf, paragraf var. Fakat, bütün bu laflara denk düşebilecek birkaç cümle var ki, gerçekten de can alıcı:

‘‘Ondan çok şey öğrendim. Sezen, bundan sonraki hayatımı belirleyen isim. Dolayısıyla o anlamda Sezen'e olan aşkım bitmedi. O benim birikimim, benim altyapım.’’

Ben bir erkeğin şimdiye kadar bu kadar komplekssiz bir biçimde böyle bir şey söylediğine tanık olmadım.

Böyle bir lafı aşk yazarları da dahil, kolay kolay kimsenin edebileceğine de inanmıyorum...

‘‘Onu gibi bir kadınla beraberken nasıl sallanırsan, onsuz kalınca da sallanırsın tabii. Aşk sürekli bir şey. Bir zamanlar aşıktım, şimdi değilim demek doğru değil. Hatta kötü. Tabii ki hala aşığım.’’.

Ahmet Utlu haklıdır ve bunun hiç bir süresi yoktur.

Ama bu cümleden çıkan sonuç şu değildir: O hala ona aşık.

Bu cümleden çıkan sonuç, o ona bir kere aşık oldu, ondan sonra da aşık kalacaktır. Zamandan, şartlardan, boyuttan bedenlerden soyutlanmış olarak, o aşk hep var olacaktır. Ve Ahmet Utlu, benim tarafımdan bunu söyleyebilen, itiraf edebilen yegane erkek olarak tebrik edilecektir.

Çünkü genel eğilim aksinedir, çünkü onlara göre aşklar yaşanır biter.

Nah biter!

***

‘‘Sezen aşık olursa bağıra bağıra söyler. Zaten aşk, gizli yaşanmaz, gizli yaşanan hovardalıktır’’.

Daha iyi nasıl söylenebilir, nasıl ifade edilebilir bilmiyorum.

Ahmet'in anlattığı kadına, erkeğe, aşka, ilişkiye saygı duymaktan başka yapılabilecek hiçbir şey yok. Hovardalıkla aşkı bu kadar güzel ayırabilen başka bir tanım varsa, bana yazın ben de öğrenmek isterim...

‘‘Herkes için farklıdır ihanet kavramı. Toplumun önümüze koyduğu sınırlardan koparsak belki de ihanet kavramı ortadan kalkar. Üçüncü bir insanı ihanet olarak düşünmüyorum ben.’’

Bu ise başlı başına bir yazı konusu.

Hatta tez.

Üzerine söylenebilecek o kadar şey var ki, iki üç cümleyle geçiştirmek çok büyük haksızlık olur, ama en iyisi sizin Ahmet Utlu'nun Biba'ya anlattıklarını okumanız ve niyetiniz varsa benimle tartışmanız...

***

Ve bu kadar güzel bir röportaj üzerine söylenebilecek son şey...

Yaşasın aşk!

Teşekkürler Ömer...

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle