GeriKelebek Ayşe'nin gözlüğü...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ayşe'nin gözlüğü...

Ayşe ARMAN

Ben biraz gıcığım...

Türküm, gencim, mutluyum!

Bugün bir mektup aldım.

Ve ne oldu? ‘‘Gezdirdiğim’’ popom tavana vurdu!

Hemen o mektubu ‘‘hayatımın mektubu’’ ilan ettim.

Üstelik yazan erkeği de acayip merak ettim!

Dedim ki, kim bilir, belki de o benim hayatımı kurtarabilir, beni içinde bulunduğum bütün o karışık hallerden çekip alabilir...

Bu kesinlikle bir espriydi.

Onu da kendi dipsiz kuyuma çekmeye niyetim yok, üstelik eşinin de bizimle (ve tabii başkalarıyla) o dipsiz kuyu da hiç işi yok!

Ama kendim için yayınlıyorsam bu mektubu namerdim.

Gerçi onun yazdığı mektubu buraya koymak biraz da işime geliyor, çünkü dizinin ikinci bölümü yazılmayı bekliyor...

Yine anlayacağınız, ‘‘Sizsiz olmaz’’ diyorum ve sevdiğim bir şeyi birlikte okuyalım istiyorum...

(100 kelimeyle içinde bulunduğum durumu bence olabildiğince iyi özetledim. Kolaysa siz deneyin!)

HAMİŞ: Mehmet Bey, oldu mu şimdi, bir de açık açık ad, soyad, adres yazmışsınız. Benden söylemesi başınıza iş alırsınız! Bütün Nazilli düşman olur sonra size. Sizi düşündüğümden soyadınızı yazmıyorum. Nasıl olsa hangi Mehmet olduğunuz anlaşılmaz, ortalıkta bir dolu Mehmet var. Benim babam bile Mehmet!

Diyorum ki, günün birinde, mesela bir Pazar, saat altı buçukta Taksim'de saatin tam altında sizinle buluşalım. Sizin elinizde bir adet sarı gül olsun. Cebinizde de çikolata. Siz, beni nasıl olsa tanırsınız. Gıcığım ya...

Çarpıldım.

Bir daha okudum, bir daha çarpıldım. ‘‘O gece O Bar'da geçmişimleydim’’. Yine okudum, yine sarsıldım.

Amma gıcıksınız Sn. Arman!

Yani resmen gıcık.

Afedersiniz, tabii ki ‘‘gıcıksınız’’ diyeceğim. Sizinle tanışsaydık ‘‘gıcıksın’’ derdim, onun için birinci çoğul şahıs kullanmak zorundayım.

Yoksa gıcık dediğim için düzeltme yapmıyorum.

Zaten öylesiniz.

Oldum olası öyleydiniz...

Çünkü İstanbul neresi, Nazilli neresi?

*Ê*Ê*

Hep de anasını satayım...

Bana olduğu gibi afakanlar basıp, benim kafamdakileri yazıya döküp, benim yerime köşe yazarı olup, benim yerime gazeteden maaş alıp, benim yerime Avrupalara, yenidünyalara gezmelere gidip, oh bir güzel de poponuzu gezdirip gelip, ben Nazillli'de Kel Mehmet iken, siz Hürriyet'te Ayşe'nin Gözlüğü'nde yazdığınız için gıcıksınız...

Siz kedi sevmeyen bir karınız olmadığı için de çok şanslısınız!

O çok bilmiş, çok düzeyli, ve birazcık demokrat-devrimbaz sevgili karım kendi gibi öğretmen arkadaşlarıyla tam bir dayanışma içerisindedir kuralcılıkta...

Ee bunda 21 senelik eğitim ordusunun şerefli bir neferi olmasının da büyük katkısı var tabii. (Sanki bedavaya çalışıyorlarmış gibi bir de kendilerini nefer ederler!).

*Ê*Ê*

Küçük küçük beyinli, koca koca göbekli popolu, etli etli kadınları olan bu kazanın hemen hemen tamamının Kuşadası (bize 125 km.) veya Didim'de (150 km. bize) yazlıkları olup, hayatta tek istedikleri yazın oralarda ızgaralarını yapıp, rakılarını içip, kadınlı erkekli böğüre böğüre kafayı çektikten sonra T.S.M (Türk Sanat Müziği) söylemeleridir.

Ben biraz Edith Piaf veya Shirley Bassy veya azıcık ucundan ‘‘Singing in the Rain’’ olan bir Yunan istasyonu dinlesem bana acıyarak bakarlar.

Eh yaş 43 olunca senin ne haddine, ‘‘Akşam oldu hüzünlendim ben yine’’den başka bir şey dinlemek!

Eşek kafalı entel herif!

Poponun kılları ağırmış hala bunları mı dinliyorsun diyecekler, cesaret etseler, de edemiyorlar, zira bazen fena halde ısırıyorum.

Yanıma sokmuyorum.

Kendi evimde, kendi yazlığımda, kendi paramla aldığım içkileri içerken elin insanlarından rahatsız oluyorum, mutsuz oluyorum, sinirleniyorum.

Kuduruyorum...

***

Ellerinize sağlık, size gerçekten teşekkür ediyorum, sizi seviyorum...

Hani yabancı bir havayolu ile yabancı bir ülkeye gider ve orada tamamen size ait bir zamanınız olur ve o zaman da çarşıları, sokakları gezer, ışıklara bakar, parfüm kokulu, mini etekli bir kadınla gözgöze gelir ona heyecanla ‘‘merhaba’’ der, onunla bir şey içmek istersiniz ya...

Hani güzel bir yere dalıp, paraya kıyıp bir dondurma yersiniz ya, hani kolesterole aldırmayıp bir çikolata satın alır, onu yerken susar bir buzlu Malibu canınız ister ya...

İşte öyle bir duygu, öyle bir heyecan, balık tutar gibi, bir sevgiliyi kaçamak öper gibi sizin yazılarınızı okumak. Ben böyle düşünüyorum. İyi yazamam. Ama dopdoluyum. Bağışlayın ben sizi seviyorum!

Çünkü benim gibi düşünüyorsunuz.

Ve lütfen yazmaya devam edin, benim iyi (ve güzel) köşe yazarım..

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle