GeriKelebek Aşk ve zeka
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Aşk ve zeka

‘‘Suç ve ceza’’ der gibi bir başlık oldu galiba! Suç gibi bir aşk ve ceza gibi bir zeka... Hani hiç de fena bir benzetme sayılmaz. Pek çok kişi aşık olmakla suç işliyormuş duygusuna kapılmıyor değil. Tabii bu duyguyu körükleyen öyle çok etki var ki! İnsanın aklında yoksa bile sanki suç işliyormuş havasına giriyorsunuz. Ne havası? Bence daha da ötesi. Doğrudan doğruya suç işlemiş oluyorsunuz. Ona aşık olmak düpedüz suç. Ve işlediğiniz suçun hem bedeli hem de sebebi ise, zekanız... Zeka mı? Ne alaka? Zeka, olsa olsa onu baştan çıkartmaya, aşık etmeye yarar. Sonra?.. Sonrası, yok. Aşık olmuş olur, işte! Kim? Tabii ki, ‘‘O’’, peki ya sen... Sana ne oluyor? Hiçbir şey olmuyor. Aşık olmanın kocaman bir aptallık olduğunu ileri sürenler vardır. ‘‘Sen aptalın tekisin. Değmeyecek biri için kendini heba ediyorsun.’’ Diyenler hiç de azımsanmayacak sayıdadır. Veee işte, onlardan biri. Bu sohbet onlardan biriyle benim aramda geçiyor. Ve şöyle devam ediyor;Şimdiye kadar zeka ile aptallığı hiç birarada düşünmemiştim. Şimdi sen kendinin çok zeki olduğunu mu, iddia ediyorsun? Ve zeki olduğun için aşık olmuyorsun, öyle mi? Evet, öyle. Bak, canımcım. Senin dediğine zeka demezler. Kurnazlık derler. Hani şu minik hesaplar ve küçük çıkarlar uğruna yapılan aptalca kurnazlıklar vardır ya, işte onlardan. Herkesi kendime aşık ediyorum ne güzel, ne güzel, lay lay lom diye ortada dolaşıp sonra da ne kadar zekiyim diye övünüyorsun. Be salak, sen zekanın kırıntısını bile taşımıyorsun. Şayet sözünü ettiğin zekadan birazcık sen de olsaydı, aşkla zekanın birlikte var olduğunu anlardın. Anlamaktan öte yaşardın. Keşke bir kez olsun yaşasaydın da böyle zırvalamasaydın. Anlat o zaman.Anlatılmaz, yaşanır. Tabii yaşayabilmek için de zeka gerekir. En iyisi ben sana biraz zekadan bahsedeyim. Zekanın olduğu yerde kişinin kendisi vardır. Kişinin olduğu yerde de hayat vardır. Yani yaşamak. Yaşamak için de zeka gerekir. Yoksa, yaşamazsın. Yaşayamazsın. Yani ölürsün. İlla da ölmek için soluğunun kesilmesi, kalbinin durması, organizmanın işlevini bitirmesi gerekmez. Hoş gerçi zekanın olmadığı yerde bedenin olması da mümkün değil ya, neyse... Bu konu başka bir gün anlatılacak türden olduğu için başka zamana bırakıyorum. Nerede kalmıştık? Hatırladım. Yaşamak için zeka gerekiyor, demiştik. Bak canımcım, zeka, kişinin mutluluğu için çalışır. Her ne yaparsan yap, kimin için ne çeşit fedakarlıkta bulunursan bulun, bunların hepsini kendi mutluluğun için yaparsın. Zeka, daha fazla, en fazla mutluluğu yakalayabilmek için yaratıcılığı devreye sokar. Herşeyi kullanır. Yoksa, senin dediğin gibi ‘‘herkesi kendime aşık ediyorum, ama ben aşık falan olmuyorum’’, şeklinde çalışmaz. Hem aşık ediyorsun da ne oluyor? Ne çeşit bir mutluluk yaşıyorsun bundan? Birilerini aşık ediyor, kendin havada geziyorsun. Aşık ettiğin kişilerden yayılan enerjinin eser miktardaki rüzgarıyla keyifleniyorsun, buna da yaşamak diyorsun. Denize dalmıyorsun. Mini minnacık aşk dalgalarının köpükleriyle sahilde oyalanıyorsun, o kadar. Sen aslında düpedüz korkuyorsun. Aşık olmaktan korkuyorsun. Yaşamaktan korkuyorsun. Denizden, sudan, dalgalardan, yaşayacaklarından korkuyorsun. Sonra da tutmuş, ne kadar zeki olduğunu söylüyorsun. Bak canımcım, zekanın olduğu yerde korku yoktur. Zeka, denize dalmayı, hem de en derinlere dalıp ne var, diye merak etmeyi sever. Dalgalarla boğuşmayı, köpüklerle oynaşmayı sever. Öleceğini, dalgaların ve denizin kendisini öldüreceğini aklına bile getirmez. Çünkü, her kayıt ve şartta var olacağını, yaşayacağını bilir. Zekanın olduğu yerde yaşam, hayatın olduğu yerde aşk vardır. Ve bunların hepsi bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Zekanı, basit kurnazlıklar için değil, yaşamak için kullanmalısın. Tabii bu arada yaşadıkların için kendini cezalandırmamalısın. En önemlisi de aşk enerjisinin seni yakmasına izin verme. Fakat, zekanı serbest bırakacak olursan zaten ne yanarsın ne de cezalandırılırsın. Sadece ve sadece gerçekten yaşarsın diyorum, Yasemin'ce...