GeriKelebek Aşk her şeyi affettirir mi
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Aşk her şeyi affettirir mi

Aşk her şeyi affettirir mi
refid:10126541 ilişkili resim dosyası

Son yıllarda ülkemizde birçok ünlü üzerinden sıkça konuşulan bir mesele, Aşkın Peşinde filminin çatısını oluşturuyor. Yaşını başını almış bir profesör kendisinden 20-30 yaş küçük bir öğrencisine aşık oluyor. Ya da acaba aşık mı oluyor?

İsmail Türkmen / citizenoff@gmail.com

Aslına bakılırsa, bu hafta gösterime giren filmin ismi sanırım bir pazarlama taktiğiyle tamamen farklı anlamları çağrıştıracak şekilde Türkçeleştirilmiş. Filmin orijinal adı, İngilizce sözlüklerde “ağıt” olarak tarif edilen Elegy. Ölümü çağrıştıran böyle olumsuz bir sözcüğü filmin adına koymak herhalde tercih edilmedi ve onun yerine “Aşkın Peşinde” gibi hareketli, enerjik ve belki de en önemlisi “aşk”lı bir başlık uygun görüldü. Fakat bu tercihin, filmi doğru ve anlamlı biçimde yansıtmadığını söylemek durumundayım. Çünkü ben filmi izledim ve burada aşkı kovalayan insan(lar)dan çok, tam da orijinal adına yaraşır şekilde, kaybettiği/ kaybettikleri bir şeyler için ağıt yakılan insan(lar) gördüm. Hatta filmin başlığı için Elegy’den daha uygun ad, filme kaynak oluşturan Philip Roth’un hikayesi olurdu: Tükenen Hayvan (The Dying Animal).

Onun içindir ki yazının başında kahramanın aşık olup olmadığını sorgulamak istedim. Hikayesi anlatılan kişi aşık olan değil, sadece kaçınılmaz sona yaklaştığını açık eden, ölmeye yüz tutmuş bir insan. Hayatının ve belki başta erkeklik olmak üzere sahip olduğu her şeyin günden güne avucunun içinden kayıp gittiğini gören ve sonuçta da kendisini kurtaracağını vehmettiği gencecik bir kıza yamanmaya çalışan biri. Kaybetmek ya da ölümün soluğunu ensesinde hissetmek elbette çok kolay olmasa gerek ama her şeyin de bir adabının olması gerekir sanırım.

Filmde aşk diye bir şeyin olup olmadığını sorgulamak için isterseniz şöyle düşünelim. Örneğin 50 yaşınıza kadar karşınıza çıkan her çiçekten bal almaya çalışan, sorumluluk ve bağlanma nedir bilmeyen bir erkeksiniz. Sonra 50 yaşından sonra bir gün, daha önce bilmediğiniz bütün bu değerleri “hatırlıyorsunuz” ve sizden 20-30 yaş küçük bir kıza aşık olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Üstüne üstlük onun da size bağlanmasını falan “emrediyorsunuz.” Birincisi, aşık olduğunuza ve kızı sevdiğinize inanmamızı gerektiren en ufak bir neden yok bizim elimizde ve sizde de bizi buna inandıracak kredi/itibar hak getire. İkincisi de siz doğruyu söyleseniz bile karşınızdaki insandan bağlılık beklemeye zerre kadar hakkınız var mı acaba?

Bütün bunları hayatta aşk diye bir şeyin olduğunu ve bunun da “iyi” bir şey olduğunu düşünerek yazdım. Tabii bir de böyle bir şeyin olmadığı ihtimali var ki o durumda bizim tükenen – pardon aşk peşinde koşan – kahraman tamamen açıkta kalıyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle