GeriKelebek Artık ağlamak istemiyorum
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Artık ağlamak istemiyorum

Artık ağlamak istemiyorum
refid:9036908 ilişkili resim dosyası

Naz Elmas, artık izleyicinin kendisiyle özdeşleştirdiği "ağlamaklı" rollerden sıkıldığını söyledi.

NAZ ELMAS FOTOĞRAFLARI

"Haziran Gecesi"nin Havin'i Naz Elmas, artık izleyicinin kendisiyle özdeşleştirdiği "ağlamaklı" rollerden sıkıldığını söyledi.
All dergisine konuşan Elmas, "Dizi çekimlerinde kilolarca ağladığımı biliyorum! Oysa muziplik, mizah benim için çok önemlidir. Artık rol aldığım projelerde ağlamak istemiyorum. Yani bundan sonra en büyük isteğim komedi oynamak. Komedyen olarak ise en çok Gülse Birsel’i beğeniyorum. Çok takdir ediyor, çok başarılı buluyorum onu" dedi.

Artık ağlamak istemiyorum
Brigitte Bardot havasına büründüğün fotoğraf çekimi nasıl geçti?- Çok güzeldi. Bir de Brigitte Bardot, tipime ve tarzıma yakın olduğu için daha rahattım.

Farklı rollere kolayca girebiliyor musun?

- Marie Antoinette olmuştum bir defasında da... O yıllarda olan şeylerin nedense daha kült birtakım sembolleri olduğunu düşünüyorum. Korseler, kabarık etekler gibi... Öyle rollerin içine daha çabuk girebiliyorum. Ama bana benzemeyen bir tipi de, mesela Frida’yı da canlandırabilirim.

Sen birden ünlü oldun, hemen nasıl alıştın bu ilgiye?

- Küçüklüğümden beri alışığım. Beyaz tenli olduğum için dikkat çekerdim hep. Yine de bu kadar insanın birden dikkatini çekmeye alışık değildim. Bir yere girdiğimde herkes bana bakınca "Bir yerimde bir şey mi var acaba?" diye üstümü başımı kontrol ediyordum. Ama çok güzel bir şey o kadar sevilmek. Herhalde dünyanın en şanslı insanlarından biriyim.

Peki birlikte oynadığın insana aşık olmamak zor mu? Biliyorsun pek çok oyuncu, filmlerdeki rol arkadaşları ile sonradan sevgili oldu. Rolle gerçekliği ayırt etmek zor olabiliyor mu kimi zaman?

- Çok uzun süren işlerde olabiliyor, ama ikisini ayırmak için çok nedenin var. Sette telefonun çaldığı anda bile bir anda kendin olabiliyorsun. Olacağı varsa olur, ama artık öyle şeylere çok rastlanmıyor. İşimiz o kadar mekanik olmuş ki, herkes işini yapıp evine dönüyor. Etkilenebilirsin de yani ama bu illa ki sette olacak diye bir şey yok.

Bu kadar kolay yani! Biz de oyuncuları duygusal bilirdik...

- Bir şey anlatayım bununla ilgili... Üniversitede bir rolüm vardı, ağlamam gerekiyordu. Ağladım ağladım. Sahneden indim, hálá ağlıyorum. Hocam beni gördü ve "100 almıştın, şimdi 0 aldın" dedi! O bana büyük ders oldu. Yine de bazen çekim durduktan sonra bile kendimi tutamadığım oluyor. Bir kere ağlamıyorsun ki, kaç çekim birden yapılıyor. Bir başladın mı artık akşama kadar o öyle gidiyor. Yani, onu öyle kafana kaka kaka öğretiyorlar ki, ikisini ayırt etmek zorundasın artık! Yoksa tabii ki oyuncular duygu potansiyeli çok yüksek kişiler.

/images/100/0x0/55ea1d8cf018fbb8f86c2c63
"Haziran Gecesi"nde çok ağladığın için de eleştirenler oldu. Doğal ağlıyormuşsun bir de... Nasıl beceriyorsun?

- Sette anında ağlayabiliyorum. Çok fazla damla sıkmama gerek kalmıyor. Beni üzecek şeyler düşünüyorum ve tamamen konsantre oluyorum. Ha deyince ağlayamam şimdi tabii ama...

Kişisel şeyler mi düşünüyorsun?

- Kendi hayatımdaki anıları kullanıp kullanıp ağlamak anılara saygısızlık gibi geliyor. Daha çok genel olayları, o sıralar içimi acıtan şeyleri düşünüyorum. Kötü durumları düşünüp "Bu durumda ben olsaydım ne yapardım" diye ağlıyorum. O düşünme süresini de fazla uzatmamak lazım tabii, yoksa kalakalıyorsun.

"Bazen durduramıyorum ağlamayı" demişsin, doğru mu?

- Doğru valla... Kilolarca ağladığımı biliyorum!

Havin rolü senin hayatında bir dönüm noktası oldu mu?

- Tabii ki, ilk işim bir kere... Bir de çok severek oynadım.

Zor da bir karakterdi, yıllara yayılan bir hikayesi vardı...

- Aynen! Üniversite öğrencisi bir kızken başladı, başına gelmeyen kalmadı. İnzivaya çekildi, iş kadını oldu, aşık oldu, fakir oldu, zengin oldu, evlendi, çocuk doğurdu... Çok aşamalı, oyunumu gösterebileceğim bir roldü ve seyirci benim her halimi görebildi. O yüzden çok önemliydi.

Fiziksel değişimlerini de bilerek mi yaptın?

- Evet, tabii ki... Yaşıma göre kilo aldım, saç rengimle oynadım, beden dilimi, oturup kalkmamı Havin’in durumuna göre değiştirdim. Benim için beş-altı rolde oynamak gibi bir şeydi.

Seninle çalışmak çok zormuş. Öyle mi?

Artık ağlamak istemiyorum
- Bir şeylere müdahale etmek mi zorluk acaba? Bazen müdahale ederim. Kendi oyunculuğunun dışındaki şeyleri de sahiplenip müdahale ettiğinde zor geliyor insanlara. Sevmiyorum bu tarz konuşmaları...

Reytingi bu kadar yüksek bir diziden sonra yaptığın diğer işlerde düşüş hissettiğin oldu mu?

- Piyasaya girişim çok yüksekten oldu. Bu biraz korkutucu tabii. En baştan yüksek başlamanın da dezavantajı bu işte.

Rol aldığın banka reklamının sana bir faydası oldu mu?

- Aaa, eveett! O reklamlarda hep gülüyorum, o yüzden kendim gibi görünüyorum ilk defa. Muziplik, mizah benim için çok önemlidir ve komedi oynamayı çok istiyorum.

Komedi senaryolarının kapısını araladın yani...

- Yani şimdi şöyle bir şey var; dizilerde hep drama var, ağlıyoruz falan. Ama reklam sayesinde benim de komedi oynayabileceğim görüldü. Yani bundan sonra en büyük isteğim komedi oynamak.

Peki kimi beğeniyorsun komedyen olarak?

- Gülse Birsel’i çok beğeniyorum. Çok takdir ediyorum onu, çok başarılı buluyorum. Hem kadın olup hem o kadar tatlı ve komik bir dizi yazmak, oynamak...

Hakkında yazılan ya da söylenen olumsuz şeylere tepkin nasıl?

- Her zaman olumlu konuşulacak diye bir şey yok. Ama zaten benimle ilgili en acımasız eleştirileri annem ’Çaat!’ diye yüzüme söyler. En makbulü benim için o.

Çıktığında o kadar popüler oldun ki, istesen beş yıllık proje bağlayabilirdin. Ama sen o günden bugüne sadece üç dizide oynadın. Neden?

- İş konusunda çok seçiciyim. Felaketim! Çok "Hayır" diyorum. İyi mi kötü mü yapıyorum bilmiyorum ama bana göre bu iyi bir yol. Bir şeye inanmam çok önemli. Bir sürü şeyin aynı anda olmasını istiyorum. Kanal, gün, saat, yönetmen, senaryo, casting... Hepsine bakıyorsun. Bir de üstüne o işe inanmam lazım.

Senaryo eline gelir gelmez anlıyor musun?

- Bir kere okuyorum, bir kere daha okuyorum, sonra anneme okutuyorum. Sonra sormaya başlıyorum "Kim oynayacak, kim çekecek, nerede geçiyor, ne olacak?" Orada işte bir tek şeyin bile istediğim gibi olmaması vazgeçmeme sebep...

/images/100/0x0/55ea1d8cf018fbb8f86c2c67
En önemlisi hangisi peki?

- Senaryo bunlar içinde benim için en olmazsa olmazı. Hikaye değil bak! Senaryo... Önemli olan dile dökümü. Kullanılan kelimeler, diyaloglar. Senaryo, arabanın direksiyonu gibi. O sözcükler öyle kullanılmazsa senin oyununda da aksaklıklar oluyor. Casting de öyle... Oyuncuların doğru yerlere, doğu karaktere yerleştirilmesi, inandırıcılık açısından çok önemli.

Yanlış anlaşılmaktan korkuyor musun?

- O bazen olabiliyor. Ama herkes anlamak istediğini anlıyor. Sadece kendimi doğru ifade edememiş, anlatamamışsam üzülürüm.

Hakkında söylenen şeylere cevap vermek yerine neden susmayı tercih ediyorsun?

- İstemiyorum...

Kurallarım var çünkü Türkiye’de yaşıyorum

Türkan Şoray kanunların var mı?

- Yerine göre...

Nasıl yani?

- Her şey bir biçimde anlatılabilir bence. "Kraliçe Elizabeth" filminde beraber olma sahnesi vardı, adam kadının elbisesini çözüyor ve sonra ertesi gün oluyor. Sen ne olduğunu anlıyorsun ama hiçbir şey görmüyorsun. Bir de o an yönetmenine güvenin çok önemli. O sahnenin nasıl işlendiği çok önemli. Bir de yani Brigitte Bardot olsam daha rahat olurdum. Türkiye’de yaşıyoruz yani... İnan bu sorunun cevabını bilemiyorum...

Bu yaşta estetiğe ihtiyaç duymuyorum

Kendini güzel buluyor musun?

- Kendini güzel bulmaktan ziyade kendini sevmek diye bir şey var. E ben kendimden memnunum! Bana devamlı soruyorlar estetik midir, öyle midir, böyle midir diye... Öyle şeylere karşı değilim ama bu yaşta da hiç gerek olmadığını düşünüyorum. Kendimi Brigitte Bardot kadar güzel de bulmuyorum ama memnun olma durumum vardır yani!


Yorumları Göster
Yorumları Gizle