GeriKelebek Arka Bahçe
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Arka Bahçe

Burası huzurun ta kendisi... Buraya gelince insanın İstanbul'da olduğunu sürekli kendisine hatırlatması gerekiyor. Sanki tatile çıkılmış, güneyde bir yerlerde; bütün gün yüzülmüş, malak gibi güneşin altında yatılmış ve nihayet akşam olmuş da buz gibi bira içiliyor. Öyle olmadığını, yemin ederim çok zorlanarak hatırlıyorum.

Bir zamanlar anneannelerimizin bahçeleri vardı. Şimdilerde çok moda olan ingiliz çimi ve şezlong yoktu bu bahçelerde. Yıllanmış, iri meyve ağaçları vardı. Bütün gün o ağaçların tepesinde tüner, sabahtan akşama kadar erik yer sonra bağırsaklarımızı bozardık. Öğlen uykusuna bahçedeki divanın üzerinde yatar, kediye pıst, tavuğa kışt der, bütün bir yaz tatilini böyle geçirirdik.

Tavuk ve bağırsak bozma bölümü hariç ‘‘Arka Bahçe’’ tam da böyle bir yer. Yer Rumeli Hisar'ını tam üstü. Bir zamanlar çok güzel olduğunu tahmin ettiğim bir evin yandıktan sonra sağlam kalmış bahçesinde yayılmış bir kafe-bar.

Burası huzurun ta kendisi... Buraya gelince insanın İstanbul'da olduğunu sürekli kendisine hatırlatması gerekiyor. Sanki tatile çıkılmış, güneyde bir yerlerde; bütün gün yüzülmüş, malak gibi güneşin altında yatılmış ve nihayet akşam olmuş da buz gibi bira içiliyor. Öyle olmadığını, yemin ederim çok zorlanarak hatırlıyorum.

Ferah için aynı şey söz konusu değil tabii. Ferah kafe-barın Nilgün'le ortak sahibi. Her sabah kalkıp ‘‘Ben aslında tatildeyim, ben aslında tatildeyim’’ diyor kendine... Nilgün ve Ferah. İkisi de acayip komik insanlar. Nilgün sürekli tatile çıkmak istiyor. Ferah, daha rasyonel olduğu için olmaz, diyor. Nilgün, paramız asla olmayacak diyor, Ferah, hayır iki ay sonra olacak, diyor. Nilgün para çantasını sürekli bir yerlerde unutuyor, Ferah sıkı sıkı boynunda taşıyor. Uzun süre müşterilere misafir demekten kendilerini alamamışlar. Sonunda barmen, ‘‘Onlar müşteri Nilgün hanım, para alıyoruz’’ deyince kabullenmişler durumu...

Kibar servis

Bu arada elemanlar alışık olduğumuz garsonlara benzemiyor. Anladığım kadarıyla hepsi öğrenci ve tek dertleri tatil paralarını toparlayıp, güneye gitmek. Hepsi gayet kibar çocuklar.

Pazar günleri açık büfe kahvaltı var. 4 milyon ödüyorsunuz ve sabah ondan öğlen bire kadar kahvaltı edebiliyorsunuz. İki üç çeşit peynir, ev reçelleri, jambon, kekikli zeytin, yumurta, hatta yağda kızartılmış hamur... Sair zamanda ise deneysel bir mutfağımız var. Sebze tabağı diye bir yemek var, kabak içinde patlıcan mantısı gibi bir şey. Yoğurtlu. Sonra patlıcan soslu spagetti var. O da güzel. Daha sıradan şeyler yemek isteyenler için patates tava, sosis tava, omlet, tost gibi seçenekler de mevcut.

En favori eğlence sıkrabıl oynamak. Masaların yarısında tahta açılıyor, harfler diziliyor. Çiklet mi jiklet mi? Van olur mu olmaz mı?.. Bazen yan masalardan dayanamayıp karışanlar oluyor, diğer oyuncular kızıyor.

Demir konstrüksiyonlarla bahçeye bir ikinci kat kazandırmışlar. O ikinci kata, teras da diyebiliriz; yere kocaman minderler atmışlar. Orası işte adamı mahvediyor. O minderlerin üzerine yatıyor, Rumeli Hisar'ının kulelerini, aralarından görünen Boğazı, gelip geçen gemileri izliyor ve bu akşam üstü hiç bitmesin, ben burdan hiç kalkmayayım diyorsunuz. Minderler herkesin favorisi. O yüzden bir tane kapmak için atik, çevik ve de kurnaz olmalısınız. Minder istemeyenler için bahçede hamaklar da var. Daha başka ne istenir ki rehavet tanrısından!

Burada medyatik kimse yok. Ya da henüz yok. Kimse kasılmıyor. Herkes gerçekten rahat. Yani eşofman giyerken aynaya bakmıyorlar. Hafta içi iş çıkışı gelenler falan oluyorsa da haftasonu tam bir ‘‘yataktan çıktım, sana geldim Arka Bahçem’’ durumu...

Buranın sıkı müdavimleri var. Bir kere Haydar. Bu sarışın çocuk hiç kimseyle takılmıyor, konuşmuyor ama sürekli orada. Arada sırada kim var kim yok diye bakınıyor, o kadar. Kahvaltı ederken jambon verirseniz bayağı seviniyor. Sevmeye kalkarsanız, sizi anında terkediyor. Ağacın tepesinden üstünüze atlamadığı sürece zararsız bir sarman.

Sonra mavi gözlü kız da var. Keşfettiği günden beri orada. Sabah, öğle, akşam... Bir rivayete göre, zaman zaman geceleri de orda uyuyormuş. Sürekli okuyor ve sürekli konuşuyor. İkisini aynı anda yapmayı beceren ender insanlardan.

Bir de facia bir uzun saçlımız var. Ya da vardı. Bu adamcağızla sahilde tanışmış Ferah ve Arka Bahçe'ye getirmiş, o günden sonra hiç çıkmamış bahçeden. Çoğunluk tek başına gelmiş. Gelmesinde bir mahsur yok tabii ama adam bir konsomasyona başlamış ki dayanılır gibi değil. Hergün bir başkasını esir alıyor, binlerce tuhaf hika*ye anlatıyor, bir gün mimar, bir gün ressam, bir gün acılı bir baba, bir gün Almanya'nın önde gelen bir işadamı. Sonunda müşteriler rahatsız olmaya başlamış, o da ayağını kesmiş.

Gidin bakın bakalım. Siz de bir müdavim olabilecek misiniz?

Kale Bahşe Sok. No 19. Rumeli Hisarı, Tel: 0212 265 38 48


Yorumları Göster
Yorumları Gizle