GeriKelebek ANNEME İTİRAFLAR Annemi sevmiyorum. Neden bu şekilde başladığımı; son zamanlardaki tuhaf olaylardaki rolumun etkilediğini düşünuyordum. Tuhaf oyunun en
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

ANNEME İTİRAFLAR Annemi sevmiyorum. Neden bu şekilde başladığımı; son zamanlardaki tuhaf olaylardaki rolumun etkilediğini düşünuyordum. Tuhaf oyunun en

ANNEME İTİRAFLAR Annemi sevmiyorum. Neden bu şekilde başladığımı; son zamanlardaki tuhaf olaylardaki rolumun etkilediğini düşünuyordum. Tuhaf oyunun en tuhaf başrol oyuncusu olmayan ben. Annemin bir türlü alışamadığım paradoksları değildi onu artık sevmeyişime neden olan...O en sevdiğim bebeğim bile konuşmuyor artık benimle... Kendimi büyük bir kalabalığın içersinde yalnız hissetmekten çok; farklı bir şey yaşadıklarımın ruhumdaki etkisi. Yeteneğim olmadığını bildiğim halde resim yapmaya başladım. Resim öğretmenimin bu kadar yeteneksiz olmamdaki başarımı neye borçlu olduğumu sorduğu o Perşembe gününden beri fırçayı elime almamıyışım, ona kızgın olmamdan değildi... Bir umarsızlık hiddetiyle; fırçayı elime aldım ve o hiç kullanılmamış boya kutusunu... Biliyorum bir saat sonra, annemin eve dönüşüyle büyük bir fırtına kopacak şu evde... Sessizliği sadece fırça dokunuşlarının hakim olduğu odamda. Çünkü O'nun sevdiği her şeyin üzerine garip resimler yapıyorum; anlamsız, soğuk imgelerle dolu saçmasapan resimler. En sevdiği pembe bluz, babamın O'na evlilik yıldönümünde aldığı şarap kırmızısı taşı olan yüzük -gerçi şu an simsiyah- patronun yılbaşı hediyesi olarak Çin'den özel olarak getirttiği vazo... Üzerine yarı-çıplak bir erkek resmi yaptım. Sırf anneme olan ilgisi yüzünden Çin'den getirttiğini söylüyordu bu vazoyu. Buna ne annem ne de ben hiçbir zaman inanmamıştık. Vazoyu paramparça etmek istediğim anlarda -ki o zamanlar O'nu hala seviyordum- kendimi ne kadar çok zor tuttuğumu hatırlıyorum da... Artık kırabilirdim onu. Ama kırılan bir vazonun ardında kalan üzüntünün geçici olabileceğini düşündüm birden. Daha çok acı verecek bir yöntem ararken; saçma sapan renklerde boyamanın, tarihi güzelliğini altüst etmenin yanında ebedi bir üzüntü vereceği canlandı zihnimde. Bu şekilde daha çok acı çektirebilmenin keyfi daha büyük olacaktı. Annemse ona her bakışında; benim ruh durumumdan habersiz; patronun şaheser hediyesine üzülecekti. Boyumun hiçbir zaman yetişemediği aynaya yetişebilmek için küçük bir tabure koydum. Bu tabureyi sadece banyoda kullanabilirdim; yetişemediğim lavaboda ellerimi yıkamak için. Ve banyo dışına çıkması yasaktı. Bu yasağın nedenini bir türlü anlamadım, tıpkı diğer paradoksları gibi. Şeyin dışarı çıkmasında ne sakınca olabilirdi ki. Esir hayatı yaşayan taburemi annemin odasına götürüken, onu azad edebilmenin gururuyla içimden şarkılar söylüyordum.Tabureye çıktım. Annemin aynalara düşkün olduğunu biliyordum. Odasındaki ayna da; antikacıdan alınmış, onun için çok değerli bir aynaydı. Sanırım ona olan nefretimi, bu aynaya çizdiğim garip bir insan yüzüyle gösterebilirdim. Her bakışında aynaya ne kadar çirkin olduğunu zannederek bakacaktı ve bunun nedenini düşünecekti; yaptığım resimden habersiz. Çizdiğim resim tıpkı ona benzeyen çirkin bir insandı -Artık benim için çirkin bir insandı.Aslında yapmak istediğim o kadar çok şay vardı ki; yapmanın olanaksız olduğu. Baktığı gökyüzüne kurukafalar çizmek, patronunun yüzüne çiller yapmak ve bana aldığı tüm bebekleri babamın mezarına gömmek. Bunları yapamıyor olmanın verdiği hislerin etkisiyle annemin yatağına uzandım. O konuşmayan bebeğimin hiç sağ kolu olmamıştı. Bu yüzden onu diğer bebeklerimden daha çok severdim ve sadece onunla konuşurdum. Besbelli ki o da annemi sevmiyordu artık ve ben de onun kızıydım. Bu yüzden onun gözünde suçluydum. Bana da bu yüzden dargındı.Tüm bu hislerim yüzünden rüyalarımda tuhaf şeyler görmeye başlamıştım. Annemin oyuncaklarımı bir çöp torbasına koyarak uçurumun kenarına bıraktığı, düşün etkisinden hala kurtulamayışım, başrol oynadığım tiyatro oyununda,annem izlemeye geldiği için rolumu unutuşum ve oyunun fiyaskoya dönüşmesi. Hatırladığım son düşte ise annemin üzerindeki gelinliğe benzer bir beyaz elbise vardı üzerimde. Farklı olan ise beyaz kanatlarım... Ve rüyanın o en güzel yerinde, beyaz bir bulut gibi, gökyüzünün prensesi olmamdı.Fırtınanın kopmasına az bir süre kalmıştı, annem gelmek üzereydi. O küçücük yüreğimde; içimden gelen herşeyi yapabilmiş olmanın veya aklımdan geçirebilmiş olmanın verdiği bir ruh dinginliği vardı.Beklediğim o fırtına hiç kopmadı. O saçmasapan resimlerimi hiç görmedi. Ona yaşatabileceğim duyguları hiç yaşamadı. Habersiz çekip gidişinin nedenini hiç anlatmadı. Artık o yaşamıyordu.Ayşen EKİZOĞLU - 8 Mayıs 2000, Pazartesi