GeriKelebek Akademik dünya turu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Akademik dünya turu

Yeşim ve Tokol çiftinin deniz tutkunu olduğunu gören eski bir denizci onlara Tahiti’deki teknesini ‘Alın dünya turu yapın’ diyerek hediye etti. Onlar da iki çocuklarını İstanbul’daki yakınlarına bıraktı, motosikletlerini ve eşyalarını satıp yola çıktılar. Sekiz ay dünya denizlerinde dolaştılar, bir yandan da okyanus aşırı ülkelerin mobilya tasarımlarını incelediler.Tonguç Tokol (38) Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık Bölümü Öğretim Görevlisi. Eşi Neslihan Yeşim (29) ise aynı üniversitenin Grafik Sanatlar Bölümü’nden mezun, baskı resim sanatçısı. Dört yıllık evliler. İkisinin de ilk evliliklerinden birer çocukları var.Ortak noktaları çok. Ama bir tutkuları var ki hepsinden ağır basıyor: Deniz. İşi-gücü, evi-barkı çocukları bile bıraktırıp elde avuçta ne varsa satıp denize koşturacak kadar yoğun bir aşk bu. Bu yüzden tam sekiz ay boyunca dünya denizlerinde yelken basıp fırtınalarla boğuştular. Şimdi kısa bir mola için İstanbul’dalar. Mayıs sonunda kaldıkları yerden yola devam edecekler.Düşlerini gerçekleştirmenin sevinci içindeki Neslihan Yeşim öykülerini şöyle anlattı: ‘4 yıllık evliyiz. Altı metrelik Deniz adında bir teknemiz vardı. Yıllarca Marmara, Ege ve Akdeniz’de turlar yaparak deniz tutkumuzu gidermeye çalıştık. Gitmeli, uzaklara açılmalıydık. Ama ne eski teknemiz, ne de yaşam tarzımız buna olanak veriyordu. Yosun adlı teknesiyle dünyayı dolaşan Prof. Eralp Akkoyunlu heyecanımızı görünce ‘Benim Yosun’u size veriyorum. Beş kuruş istemiyorum. Tekne Tahiti yakınlarında. Raiatea adasında gidin alın, rüyanızı gerçekleştirin’ dedi. Şaka yapıyor zannettik. Dünya değil evren bizim olmuştu. Günlerce uyuyamadık. Sürekli ‘Sahi mi?’ diye telefon açıp sorduk. Evet, gerçekti.Tokol’un ilk evliliğinden Deniz, Neslihan Yeşim’in de Elif adında birer çocukları var. İkisi de dokuz yaşında. Tokol - Neslihan çifti tekneyle dünya turu fikrini önce onlara anlatmış, ‘Bizimle gelin’ demişler. Ama çocuklar ‘Biz aylarca ufacık tekne içinde kalamayız, üstelik okullarımız var. Siz gidin’ cevabını vermişler. Hatta Elif annesine ‘Ben çok şanslıyım, kaç kişinin annesi böyle bir şey yapabilir ki?’ diye cesaret bile vermiş.Bunun üzerine önce kirada oturulan ev boşaltılmış, bazı eşyalar, motosiklet, acilen satılmış. Okulun danışma kurulu üyelerinden Osman Benzeş de onlara Tahiti için iki kişilik uçak bileti verince bir ayda toparlanıp yola çıkmışlar.KAVGA EDECEK ZAMAN YOKTUYosun 12 metrelik, 11 ton ağırlığında, 38 beygirlik dizel motoru olan fiberglas yelkenli bir tekne. Çift Raiata adasında teknelerine kavuştuktan on gün sonra, 6 Temmuz 2003 sabahı Bora Bora adasına doğru ilk kez yelken açmış. ‘Küçücük bir tekne ile dünya seyahatine başladık. Kıyıdan el sallayan tek bir dostumuz, yakınımız bile yoktu. İlk günler hava iyi gidiyordu ama sonradan rüzgar sertleşti, dalgalar büyüdü. Haberleşmek için boynumuza düdük taktık. Geceleri dümendeyken denize düşmemek için kendimizi halatla tekneye bağlıyorduk. Denizde çekilen zahmetleri limanlarda unutuyorduk. Sürekli değişik limanlara uğramak, yeni insanlarla tanışmak bambaşka bir haz verdi. Değişik kültürlerle karşılaştık.’PPeki 12 metrelik bir teknenin içinde iki kişinin sekiz ay geçirmesi nasıl bir duygu? Yeşim şöyle anlatıyor: ‘Kavga etmek gibi bir lüksünüz yok. Kavga etseniz, küsüp konuşmazsanız aylarca açık denizlerde kiminle konuşacaksınız? Bu nedenle bazı duygularınızı kıyıda bırakıyorsunuz. Birbirinize fiziksel ve ruhsal olarak muhtaç oluyorsunuz. Zaten sürekli çalışmaktan, dümen tutmaktan, temizlik yapmaktan, rota belirlemekten, denizle uğraşmaktan yorgun düşüyorsunuz, kavgaya vakit kalmıyor. Sekiz ay göz açıp kapatıncaya kadar geçip gitti.’Sekiz ayda denizlerde 2 bin mil (3 bin 600 kilometre) yol yapan çift paraları bitip, üstelik de tayfun sezonu başlayınca tekneleri Yosun’u Fiji’de bırakıp İstanbul’a geldi. Şimdi bir yandan sponsor arıyor bir taraftan da denize dönmek için mayıs sonunu bekliyorlar.HİNDİSTAN CEVİZİ YAPRAKLARINDAN ÇATITahiti, Batı Samoa ve Fiji Adaları’ndaki evlerin mobilyalarını Tonguç Tokol şöyle anlatıyor: ‘Genel olarak tüm yapılarda doğal malzemeler kullanılmış. Ancak form olarak farklılıklar var. Fiji evleri hindistan cevizi lifleri ile bağlanmış, cok sert ve esnek mangrov ağaçlarından bir konstrüksiyon üzerinde. Duvarlar hasır bambu ile, çatı hindistan cevizi yaprakları ile kaplanıyor. Orijinallerinde pencere yok. Zemin çakıl veya kum. Yerde hasır üzerinde yaşıyorlar. Samoa evleri ise hindistan cevizi kütüklerden oluşan kolonlar ve çatıdan oluşuyor. Duvarları yok, yağmurda hasırlar ile örtüyorlar. Bütün evler sel ihtimaline karşı zeminden yüksek tutuluyor. Köylerde en büyük ev şefin evi. Şef ziyaretçileri burada karşılıyor ve geleneksel içkileri olan kava merasimi yapılıyor.