GeriKelebek Ağustos Karıncası İbrahim Er
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ağustos Karıncası İbrahim Er

İbrahim Er, 45 yaşında bir İznikli. Mesleğini merak edecek olursanız, işte bütün mesele bu... İznik Belediyesi’nde çaycı, anonsçu ve nikah memuru. Akşamları hamamda tellaklık yapıyor, hafta sonları da ailesine ait tarlalarda çiftçilik. Günde sadece üç saat uyuyor.En büyük tutkusu müzik. 1983’ten beri aralıklarla da olsa Timur Selçuk’tan müzik dersleri alıyor. Fırsat buldukça, İznik Meslek Yüksekokulu’nun laboratuvarında duran piyanosunu tıngırdatıyor. Aynı günde dört işi birden yapan bu hiperaktif adam hakkında, bir belgesel bile çekildi. Adı: Ağustos Karıncası.İbrahim Er ile mart ayının başında İstanbul’da yapılan 1001 Belgesel Film Festivali’nde tanıştık. Yönetmen Bingöl Elmas, çekimleri bir yıl süren ‘Ağustos Karıncası’ filminde, İbrahim Er’in sıradan görünen ama özel olan yaşantısını görüntülemişti. Biz onunla bir sene değil ama, bir gün geçirdik. Açıkçası geçirdiğimiz baş döndürücü 8 saatlik süre onun yarım günü bile sayılmazdı. Temposunun sabah 6’da başlayıp en iyi ihtimalle ertesi sabah 1’de bittiği düşünüldüğünde...Bu incecik, ufak tefek adam nasıl oluyor da dayanıyor bu tempoya diye düşünmemek imkansız. Mesai saat 8’de başlıyor ama o saat 6’da İznik Belediyesi’nde oluyor. Günboyu devam eden çaycılık işi için hazırlık yapıyor. ‘İznik’in suları kireçlidir, bardakları kireçten arındırmazsam kötü bir görüntüsü olur. Ben hizmeti seven bir insanım, önemli olan yaptığım işi güzel yapmak, şu ana kadar çayıma dair bir şikayet olmadı’ diyor gülerek.Çay ocağında telefon sürekli çalıyor, siparişler geliyor, ‘İki çay, bir çiçek (ıhlamur), bir de ilaç (yeşil çay)...’ O hızlı hızlı dolduruyor ince belli bardakları, koştura koştura servis yapıyor. Sonra biri çay ocağına gelip haber veriyor ‘Abi nikah için birazdan geliyorlar.’ Çünkü o aynı zamanda 22 bin nüfuslu İznik’in tek nikah memuru. Hemen kendine bir fırsat yaratıp nikah evrakını hazırlamaya gidiyor. Bir de bakıyorsunuz bu kez, üzerinde cüppe, elinde nikah defteri koşar adım nikah salonunun yolunu tutuyor.ÇAY SERVİSİ ARASI NİKAH TÖRENİTarzı o kadar eğlenceli ki, nikah masasında oturan heyecanlı çifti ve sessizce bekleyen izleyici kadınlar topluluğunu güldürmek için elinden geleni yapıyor. ‘Efendim bugün burada bu gençlerin hayatının önemli bir dönüm noktasına hep berebar tanıklık etmek için toplanmış bulunuyoruz, bir alkış lütfen...’Sahne alışkanlığı olduğu çok belli, uzun bir nutuk atıyor, sonra nikahını kıydığı Melike Toprak ve İbrahim Çakır kendi kalemlerini çıkarıp atıyorlar imzayı. O gün sadece bir nikah var ama yazın evlilik sezonu açıldığında nikah salonuyla çay ocağı arasında mekik dokuyor.İşini bitirip çay ocağına dönüyor, sonra bir anons işi geliyor. Bu kez anons odasındayız... Önce bir ses provası yapıyor ‘Aaa... Ooo...’ Sonra sinyali veriyor: ‘Duyuru, Merhum ...’nın sene-i devriyesi nedeniyle Eşrefzade Camii’nde bu akşam namazıyla yatsı namazı arasında Mevlid-i Şerif okutulacaktır, tüm halkımız davetlidir.’ Sesi tüm İznik sokaklarında yankılanıyor...Sonra tekrar çay ocağı, tekrar ‘İki çay, bir çiçek, bir ilaç...’ Baş döndürücü...Peki nasıl oldu da koskoca belediyenin bunca işini tek başına yüklendi? Şans, diyor Er. Belediyede işe emlak memurluğuyla başlamış. Belediyenin kantar bekçiliğini de ona vermişler. Sonra su sayaçları okuma işine geçmiş. Ama müziğe olan ilgisini bildiklerinden, bir de ses tonu düzgün olduğundan belediyenin hoparlör anonslarını yapmasını istemişler. Hitabet yeteneği anonsçuluğunun yanına bir iş daha eklemiş: nikah memurluğu. Bitti sanmayın. ‘Yaptığım her işi özenle yaparım ben. Öyle olunca, İbrahim, dediler, çay ocağına da sen bak. İyi dedim onu da aldım.’İbrahim Er’in belediyedeki mesaisi saat 17.00 olduğunda bitiyor. Ama Er için aslında daha günün yarısı sayılır. Saat 18.00’de hamama gidecek çünkü, Tarihi İznik İkinci Murat Hamamı’na... Yıkanıp keyif yapmaya değil, çalışmaya... Yıllarca para vererek gittiği hamamda tellakları izleye izleye öğrenmiş bu işi de. Sonra tellaklardan biri işten ayrılınca, hamam sahibi, ‘Sen bu işi yapar mısın’ diye sormuş ve böylece İbrahim Er’in aynı gün içine sığdırdığı dördüncü işi de başlamış. Hamamda kese ve masaj yapıyor, gece 12’ye kadar.Bunlar hafta içi yaptığı işleriydi... İbrahim Er, bizi alıp çocukluğunun geçtiği Çiftlik Köyü’ne de götürdü. Orada da babasının tarlalarında yaptığı işler var, onlarca dönüm toprak üzerinde meyve ağaçları için yıllarca uğraşmış. Hafta sonları dağlarda kilometrelerce yürüyor, bisiklete biniyor, koşuyor. Sporu da hiçbir zaman bırakmamış.Peki derdi ne? Neden aynı gün içerisinde birbirine bu kadar zıt dört iş birden, yetmezmiş gibi haftasonları da çifçilik yapıyor? Hanları hamamları var sanmayın sakın. Çünkü herkes gibi o da yaşamak için çalışıyor. Farkı, o çalışmadan ve yaptığı işi beğendirmeden duramayacak bir hiperaktif: ‘Yaptığım her işin bir amacı vardır. Belediye içinde yaptığım işleri isteyerek yapıyorum, insanların ihtiyacını gidermek için. Diğer işlerimi de çocuklarımın eğitimi ve kendi ideallerimi devam ettirebilmek için, ekonomik kaynak için yapıyorum.’Er, hayatındaki en büyük hatanın ise evliliği olduğunu düşünüyor. Askerden gelince başlayıp 13 yıl süren evliliği, eşiyle kafa yapılarının çok farklı olması nedeniyle bitmiş. Belli ki eşi de onun ağustos karıncası olduğunu düşünüyor. Ama o yine de iki çocuğuna sahip olmaktan çok mutlu. Oğlu üniversitede, kızı da lise son sınıfta ve şan bölümü için konservatuvara hazırlanıyor. Onu her haftasonu İstanbul’a Timur Selçuk’tan ders almaya gönderiyor. En büyük hayali kızının müzikle hep iç içe olması.AĞUSTOS KARINCASI LAKABI ARKADAŞLARINDAN GELİYORİbrahim Er’i çevresindekilere de sorduk. Herkesin söylediği, çok yardımsever, idealleri için yaşayan ve sevgi dolu biri olduğu. Bir kez olsun kızdığını gören olmamış mesela. Ayrıca çocuklarıyla çok yakın ilişkisi varmış. Belediye Başkan Yardımcısı Zekeriya Sargın da onu takdir edenlerden: ‘İbrahim Bey çalışkan, maharetli bir arkadaşımızdır, her işin üstesinden gelir. Ona çalışıyor demek yetmez, çok çalışıyor. Çocuklarını yetiştirebilmek için bunu yapıyor. Kimine göre ise boşuna çalışıyor. Çevresinde, reklamlarda gördüğümüz bir karakter gibi ‘Çalış çalış nereye kadar’ diyenler de yok değil.’ Arkadaşları bu haline bakıp, ona ‘Ağustos Karıncası’ adını takmışlar...EN BÜYÜK TUTKUSU MÜZİKİbrahim Er, Bursa İznik İlçesi’nin Çiftlik Köyü’nde büyüdü. İznik Lisesi’nde okurken müziğe ilgi duydu ve düğünlerde müzisyenlik yapmaya başladı. Hatta başarılı olamasa da, liseden sonra konservatuvar sınavlarına girdi. 1987’de İznik Belediyesi’nde emlak memuru olarak çalışmaya başladığında amatör olarak müzisyenliğe de devam etti. Fakat bir gün belediye başkanı onu yanına çağırıp ‘Bundan sonra caz-cuz yok. Hem müzisyenlik hem de memurluk yapamazsın’ dedi. Bunun üzerine tüm enstrümanlarını sattı. Yine de Er, bu tutkusundan hiçbir zaman vazgeçmedi. Hatta müzik bilgisini ilerletmek için İstanbullara kadar yol tepip, Timur Selçuk’tan, şan solfej, armoni ve piyano dersleri bile aldı. 22 yıldır aralıklarla da olsa derslere devam ediyor. Üstelik kendine bir piyano da almış. Eski karısıyla bu yüzden kavga etmek uğruna... Şimdi o piyano Uludağ Üniversitesi İznik Meslek Yüksek Okulu’nun seramik laboratuvarında duruyor. Er vakit buldukça piyanosunun yanına gidip saatlerce notaların üzerinde dolanıyor.