GeriKelebek Ağrı, Karlıca Köyü İstanbul’un kültür-sanatıyla geçiniyor
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ağrı, Karlıca Köyü İstanbul’un kültür-sanatıyla geçiniyor

Ağrı, Karlıca Köyü İstanbul’un kültür-sanatıyla geçiniyor
refid:6847446 ilişkili resim dosyası

İstanbul’un kültür sanat hayatıyla geçinen, ülkenin öbür ucunda bir Kürt köyü düşünün. Ağrı’nın Hamur ilçesine bağlı 150 hanelik köyü Karlıca’nın erkekleri 1990’ların başından bu yana aklınıza gelebilecek bütün dünya starlarının konserlerinde, festivallerde, turnelerde sahne ve müzik sistemlerini kurdu.

Tesadüfen başladılar ama titizlikleri ve hızları organizatörler arasında ağızdan ağıza dolaştı, şimdi bu işte en çok onlara güveniliyor, ilk onlar aranıyor. Sayıları bazen 150’yi bulan Karlıcalı sahne işçilerinin başındaki Hasan Uçar hikayesini anlattı.

Hasan Uçar’ın kayıtlı yaşı 36, doğrusu 42. "Maalesef hayat orada öyle başlıyor. Varlığını bile geç kaydettiriyorsun" diyor. Dört kardeş, 15 amca çocuğu, ekin tutmayan, çayır gibi bir tarladan geçinmeye çalışıyorlardı. 15 yaşına geldiğinde baktı olmayacak, köyden İstanbul’a çalışmaya giden birkaç kişiye takılıp geldi. Sıfır para ve sıfır Türkçe’yle...

Önce kendisine bir boya sandığı buldu. Mecidiyeköy’de kaldığı 20 kişilik bekar odalarına yakın bir yerde tezgah açıyordu. Bir gün bir araba çarptı. Etrafına toplanan insanlara hastaneye gitmek istemediğini, sadece boya sandığını toparlayıp kenarda biraz soluklanmak istediğini bile anlatamayınca Türkçe öğrenmeye karar verdi. Gazetelerden, duyduklarından, tabelalardan heceleyerek, yavaş yavaş çözdü. Birkaç yıl bulaşıkçılık, garsonluk, komilik, çaycılık yaptı. İnşaatlara demir, apartmanlara kömür taşıdı.

AĞRILIYIM VE BUNALIMDAYIM

1987’de bir konfeksiyon firmasına girdi. Önce getir götür işleri yaptı, sonra makastar oldu. Kendisi gibi işçi Asiye’ye burada aşık oldu, nişanlandı. Fakat aldığı para evlenmesine yetmiyordu. Patrondan zam isteyince, "Maalesef Hasan, durum bu, ister bu paraya kalırsın, istersen gidersin" cevabını aldı. Gitti.

Nişanlısı Asiye’ye karşı mahçuptu, cebinde hiç parası yoktu. Bekar evinin sıkış tepiş dünyasında kafasını yastığa koydu ve tam 10 gün boyunca hiç kaldırmadı. Nişanlısından bile kaçıyordu. Feci bir bunalıma girmişti. On birinci gün Karlıca Köyü’nden, birkaç amelelik işi yapıp köye dönmeyi planlayan dayısının oğulları kapısını çaldı. "Hep yatıyorsun, kalk bir iş tut ki toparlanasın" diyerek onu Yedikule Zindanları’na götürdüler.

İşin mahiyeti şuydu: Fatih Kısaparmak konser vermiş, sahne malzemesinin toplanması gerekiyordu. Hayattaki bütün terslikleri unutmak isteyen bir kişinin enerjisi ve azmiyle işe sarıldı o gün. İndirdi, kaldırdı, taşıdı. Bu halini izleyen bir Staras yöneticisi onu yanına çağırdı: "Sende diğerlerinden farklı bir şey var. Çok dikkatlisin. Bu işleri biliyor musun, nereden geliyorsun?" diye sordu. "Valla" dedi Hasan, "Ağrılıyım ve bunalımdayım. İşsizim." Güçlü kuvvetli köylülerini toplamak ve bundan sonraki birkaç konserde onlarla çalışmak konusunda anlaştılar. Ağrı, Karlıca Köyü’nün dünya starlarının sahnesini ve ses düzenini kurma serüveni böyle başladı.

Karlıcalılar önceleri sadece eşya taşıyordu. Sonra ses cihazlarını tanımaya başladılar. Aralarında en eğitimlisi ilkokul mezunuydu ama zeka bazen bir işi iyi yapmak için yetiyor. Michael Jackson, Rod Stewart, Metallica, Rolling Stones konserleri derken yabancı ekiplerle tercüman bile olmadan anlaşmaya başladılar. Çünkü artık sadece cihazın ismini duymaları yetiyordu. Hangi kabloya gerek olduğunu, nereye nasıl kurulacağını biliyorlardı. Hatta bazıları çeşitli şirketlerde tonmaister’lik yapmaya başlamıştı.

BEKAR ODASINDAN APARTMANA

Rock’n Coke, Radar, Kuruçeşme Arena konserleri, İKSV’nin neredeyse bütün festivalleri, David Copperfield, De La Guarda, Holiday on Ice, Zingaro gibi şovlar, Tarkan, Mustafa Sandal, Fanta, Coca Cola, Pepsi turneleri... Hepsinin kurulması ve toplanması onlardan soruluyor. Karlıcalılar da artık 10 sene önce kaldıkları 20 kişilik, tek tuvaletli, tek lavabolu yerlerden kurtulmuş, beşer kişilik apartman dairelerine terfi etmişlerdi. Yine de Hasan Uçar dışında hepsinin ana karargahı Ağrı’daki köyleri. Yazın, kültür sanatın yoğunlaştığı İstanbul’a geliniyor, bir daire tutuluyor, ekin vakti geldiğinde tarlaya, koyunun, ineğin başına dönülüyor.

KÖYÜME DÜNYAYI GÖSTERDİM

Bizim köy arada kalmış bir köydür. Askerle PKK arasına sıkışmıştır. Yokluk içinde yaşar, dünyayı Karlıca’dan ibaret sanardık. Şimdi dünya starlarının çevresinde dolaşıyoruz. Köyüme böyle bir katkı sağladığım için Allah’a şükrediyorum. Köye gittiğimde krallar gibi karşılanırım.

KÖYDE HAVA ATAN OLMADI

Dünya starlarına sahne yapıyoruz diye karakteri ya da müzik zevki değişen ya da köye gidip Madonna’yı gördüm diye hava atan olmadı. Konser başlar, biz gidip yatar, dinleniriz. Herkes ekmek peşinde. Bugüne kadar en zevk aldığımız şov David Copperfield’ınkiydi. Çok canayakın ve mütevazıydı. Bize selam vermişti. Adam kaybetmeleri, uçmaları çok hoşumuza gitti. Tabii sistemi biz yaptığımız için hileleri biliyorduk ama yine de güzeldi.

SEKİZ SAATİ 65 YTL

Ekip konserden bir gün önce alana giriyor. Sanatçının tırı geliyor. Malzemeler sahneye boşaltılıyor. Konser esnasında sekiz kişi sahne kenarında bekliyor. Orkestra malzemesinin değişimi yapılıyor. Bir işçi 8 saatlik çalışmadan 65 YTL kazanıyor. Ekibin en yaşlısı 52 yaşında, en küçüğü 14. Büyük konserleri, sahne yoksa üç günde, varsa bir günde hazırlıyorlar. Toplamak ise üç saat sürüyor. Hasan Uçar köylüsünü arada bir topluyor, motivasyon konuşmaları yapıyor: "O kadar iyi çalışalım ki iş bizi arasın. Başkasının sizi azarlamasına neden olmayın."

MADONNA KONSERİ

İlk büyük iş 1993’te Madonna’nın İstanbul’da, İnönü Stadı’ndaki konseriydi. O zamanlar sahne kurma işleri daha çok kol kuvvetine dayanıyordu. Köyü aradı, küçük kardeşine ve amca oğullarına işi anlattı. İki gün sonra Karlıca’dan 200 kişi İnönü Stadı’nda Hasan Uçar’ın talimatlarını bekliyordu. Köylülerinin ona karşı bağlılığını ve sevgisini ölçmek açısından Madonna konseri önemliydi. Çünkü o gün hazırlıklar yapılırken garip bir olay yaşanmıştı. Ses sistemlerinden sorumlu Macar ekiple güneşin altında 22 metrelik bir iskele kurmuşlardı. Macar ekipten bir işçi aniden iskeleden apar topar aşağıya koşup Hasan’a okkalı bir yumruk indirdi. Bunu gören Karlıcalılar, Macarların üstüne yürüdü. Hasan, sakin olmalarını söyleyip, kavgayı ayırmaya çalışıyordu ama işçilerden sadece "Sana vurdu abey, sana vurduuuu" sesleri çıkıyordu. Sonunda tercümanlar aracılığıyla olayın bir yanlış anlaşılma sonucu çıktığı anlaşıldı ve salimen kapandı.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle