GeriKelebek Acaba...
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Acaba...

Süleyman ALASYAACABA, içimizde beslediğimiz futbol sevgisini, aşağılık kompleksine gebe bir, ‘‘Çok bilmişliğe’’ mi mahkum ettik? Acaba, tribünlerde ‘‘En büyük biziz’’ diye bağıranları, ‘‘En çok ben bilirim, ben bu işin uzmanıyım, Ahmet, Mehmet bilmez. Ben daha çok bilirim, beni dinleyin’’ diyerek farkında olmadan mı kışkırttık?...Acaba, mütevazi bütçemizle yaşam kavgası verirken, milyarları alan futbolculara duyduğumuz kıskançlığın esiri mi olduk? Ya da verilen mücadeleyi yönetmek ve omuzlarına sorumluluk yüklemek adına, kimseye hissettirmeden kendi rantımızı mı düşündük?...Acaba, bir antrenörü, ‘‘İşinden etmek’’, transferini istemediğimiz futbolcuların gönderilmesini sağlamak, bir meslektaşı küçük düşürmekten, doyumsuz zevkler alan birer canavar mı olduk?Bir kulüp başkanını, bir yöneticiyi, hakir görüp köşeye sıkıştırmak, ona yaptığı hatadan değil de, ‘‘Bizim ulaşamadığımız bir yerde olmasına’’ duyduğumuz tahammülsüzlükle saldırmayı iş mi edindik? O nedenle de bizi kıskanan yöneticiler de köşe yazmaya mı heveslendi acaba?KOMPLEKSE KAPILIRIZ Neden, bir antrenörün, çalışan meslektaşının kulüplerini telefonla arayarak, kuyu kazmasına seyirci kalırız da, basına kapalı antrenmanlara kabul edilmediğimizde kıyameti koparan bir komplekse kapılırız? Biri bize karşı alınmış bir tavırdır, ama diğeri de onursuz bir hocanın iğrenç kulisi değil midir? Başında antrenör olan bir takıma, ‘‘Size bedava gelirim’’ terbiyesizliğine neden tepkisiz kalırız?Acaba, birine, ‘‘Sen bu işi bilmezsin’’ demek bizi nasıl tatmin eder? Hiç utanmadan birinin ekmek parasıyla oynamaktan çekinmeyen bir gevezeliğin esiri mi olduk? Kendi sınıfımıza, kendi insanımıza, kendi meslektaşımıza karşı bir ihanet fırtınası içinde savrulup durmaktan neden bıkmadık hala?Neden artık köşelerimize, ‘‘Sen çok konuşma’’, ‘‘Bu işe karışma’’, ‘‘Artık çeneni kapat’’ deyip birbirimize karşılıklı saldırız da, rakibine, ‘‘Bu İzmir sana dar gelecek’’ tehtidini savuran eski yöneticileri deşifre edemeyiz. Neden yazılarımızda, televizyon programlarında gerçeklerin çoğunu beynimizde kilitler de çok azını konuşur yazarız?YANLIŞ MI ÖĞRENDİK?Neden namusuyla, dürüstçe gazetecilik yaparak üç kuruşluk geliriyle geçinmeye çalışanlara değil de, başarısız geçmişlerine rağmen sanki uzman birer yazarmış gibi gazete köşelerine kurulan yönetici eskilerine rağbet ederiz. Ve neden gazeteciliği reklamcılık, danışmanlık, tanıtım hizmeti ve iş bitiricilik olarak yapanların, ‘‘İzmir'de gazeteci kalmadı’’ söylemlerine, ‘‘Sen ne diyorsun kardeşim?’’ diyemeyiz?Acaba, biz bu işi yanlış mı öğrendik? Meslek namusunu, çekmecesinde bir çuval, ‘‘Satmayıp, kırdığı kalemleri’’ biriktirerek sürdürmenin cezası (!) unutulmak mı olmalı? Yoksa kulis, dedikodu ve ispiyonlarla bir makam kıstırmanın iğrençliğini mi yakıştırmalıydık kendimize?İĞNELERİ BATIRALIM‘‘Paparazzi’’ oluruz bazen... Gün gelir, ‘‘Takım düşüren adam’’, bir başka gün, ‘‘İstenmeyen adam’’ oluruz... Kimi zaman kutlanır, kutsanır ve ödüllendiriliriz... Havaya gireriz bir kaç saatliğine... O gün bitmeden, mesleğimizin üzerine doğan güneş... Yani biz 24 saati hiç yaşamayız, hep bir gün sonrasını düşünmekten... Ama galiba, ‘‘Biz’’ olamadık. Bireysel komplekslerimizden kurtulamadık. Sanki her şeye burnumuzu sokma yetkisi varmış gibi davranma hastalığı mı cüceleştirdi kimimizi. ‘‘Sıradanlık’’ kaygısıyla mı ‘‘Sıradışı’’ olma paniğindeyiz?Bence haydi batıralım iğneleri kendimize... ‘‘Bu adam ne diyor, anlamadım’’ diyenler de iyi niyetle anlamaya çalışsa, bir kez olsa eleştiriye, ‘‘Haklısın’’ deme erdemini gösterebilsek, belki birbirinin ayağını kaydıran toplum olmaktan kurtuluruz... Belki daha uygar, daha hoşgörülü kabulleniriz birbirimizi...Kabullenir miyiz?Acaba?