GeriKelebek ABBA kadar ünlü olmuştuk
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

ABBA kadar ünlü olmuştuk

ABBA kadar ünlü olmuştuk
refid:21354913 ilişkili resim dosyası

1972’de İsveç’in önde gelen iki müzik dergisi anket düzenlemiş, okurlarına o yıl dinledikleri müzikler arasında hangisinin plağa dönüştürülmesini arzu ettiklerini sormuştu.

Oylama sonucu trompetçi Muvaffak (Maffy) Falay’ın etno caz altılısı ‘Sevda’ seçildi. Topluluk İsveç’te Caz Ödülü’nü kazandı. Albümleri yayımlandı. Bu olaydan 40 yıl sonra, İsveç Ulusal Müzik Mirası kurumu, Sevda’nın iki albümünü ve İsveç TV’sindeki konser görüntülerini ‘İsveç’te Caz’ serisinden tekrar yayımladı. Falay, Sevda’nın öyküsünü anlattı.

1971’de Stockholm’de caz grubum vardı. Saksofoncu Bernt Rosengren, Gunnar Bergsten ve basçı Gamia Stan’la bebop çalıyorduk. O günlerde başta Don Cherry olmak üzere pek çok önemli Amerikalı cazcıyla çalardık. Bir gün Okay Temiz, Stockholm’e geldi. Eşinden ayrılmış, işsiz ve parasızdı. Bir süredir Avrupa’daki dans orkestralarında davul çalıyordu. Türkiye’ye dönmek istemiyordu. Aramıza aldık. Birlikte çaldık. Fakat Okay, caz davulcusu değildi. Bebop çalmak zordu, üslup ve repertuvar açısından yeterli değildi. Etnik müziğe daha yatkındı. Çözüm olarak 9/8’lik Ege havaları çaldığımda başarılı olduk. Bu müzik, grubun da hoşuna gitti. Sevda grubu böyle ortaya çıktı. Ama müzikte bir eksik olduğunu hissediyordum.

SALİH’İ BİR GECE YARISI BODRUM’DA DUYDUM

1960’larda İsveç’teki saksofoncu arkadaşım daha sonra Türkiye’ye dönmüş, Ege kıyılarına yerleşmeye karar vermişti. 1970’te Bodrum’a ziyaretine gittim. Sahilde yürüyorduk. Uzaktan yanık bir keman sesi geldi. Peşine takıldım. Küçük bir balıkçı evinden geliyordu. Açık pencereden bakınca Salih Baysal’ı gördüm. Tanıştık. Evine davet etti, müzisyen olduğumuzu öğrenince rakı bardaklarını doldurup “Haydi birlikte çalalım” dedi. Hemen otomobilin bagajından darbukayı aldım. İsmet’le birlikte Salih’e eşlik ettik, sabaha kadar çaldık. Salih Baysal, 40 yaşlarındaydı. Kemanı, usta-çırak ilişkisiyle öğrenmişti. 30 yıldır Muğla’daki düğünlerde çalıyordu. Lakabı ‘Bodrum’un Keman Kralı’ydı. Bizi çok sevdi. Birlikte çalmak istediğini söyledi. İlk fırsatta buluşmak dileğiyle Bodrum’dan ayrıldım. Okay Temiz’le çalmaya başlayınca bu gruba Salih’i de katmaya karar verdim.

Salih Baysal’ı eşyalarıyla birlikte almak için minibüsümle Stockholm’den Bodrum’a gittim. Askerlikten bu yana hayatı Bodrum çevresinde geçmişti. Yolculukta ilk kez İstanbul’u görünce çok heyecanlandı. Avrupa’yı baştan başa geçtik. Almanya sahillerinde hayatında ilk kez donmuş denizi gördüğünde gösterdiği tepkiyi unutamam. İsveç’te konserlere başladığımızda müziğimiz beklentilerimin de ötesinde ilgi çekti. Bir anda ABBA kadar ünlü olduk. TV programlarını İsveç içindeki konser turneleri izledi. Orkester Journalen ve Rikskonserter’s Tonfallet dergilerinin okur oylarıyla ödül aldık. İsveç Kültür Bakanlığı albümlerimizi Caprice Records’tan yayımladı. Beş albümde isteğim üzerine stüdyo yerine konser kayıtları kullanıldı. Norveç, Finlandiya, Danimarka’da turneler yaptık. Ödüller kazandık. Özellikle Danimarkalılar, Salih’in kemandaki üslubuna adeta aşık olmuştu.

DANİMARKA KONSERİ UZUN SÜRE KONUŞULDU

1972’de Danimarka’dan konser teklifi aldık. Dexter Gordon, Stan Getz, Chet Baker’ın çaldığı efsanevi Jazzhus Mantmartre’da üç akşam arka arkaya sahneye çıkacaktık. İlk akşamımızda kulüp tamamen doluydu. O gün şehirde konser veren Modern Jazz Quartet’in lideri, piyanist John Lewis yanında kemancı Svend Asmussen’le gelmişti dinlemeye. Grubumuz Salih Baysal, Okay Temiz, saksofoncu Gunnar Bergsten, basçı Ove Gustafsson’dan oluşuyordu. Çok alkış aldık. Salih’in üslubu çok ilgi çekti. Bu konserin kayıtları daha sonra plak olarak yayımlandığında da büyük yankı uyandırdı. İkinci akşam Salih kendisini iyi hissetmediğini söyledi, iskemlede oturarak çalmak için izin istedi. O akşam sorun çıkmadı, fakat ertesi gün durumu kötüleşti. Hastaneye götürdüm, hemen muayene edildi. Doktorlar “Ertesi sabah gelin tedaviye başlayalım, yoksa ölecek, akciğerleri bitmiş” dedi. Salih içki, sigara ve kötü beslenmeyle ciğerlerini tüketmişti. Tam bir buçuk ay hastanede tedavi gördü. Biz de turnemize onsuz devam ettik. Bu arada keman çalmış, doktorlar hayranı olmuştu. Tedavi tamamlanmadan hastaneden çıkarmak istemiyorlardı. Salih, Türkiye’den ayrılalı neredeyse bir buçuk yıl olmuştu. “Bodrum’u, karımı özledim, beni çıkar buradan” diye yalvarmaya başlayınca doktorları ikna etmek için çok uğraşmam gerekti.

BODRUM’A BAVUL DOLUSU İLAÇLA DÖNDÜK

Salih taburcu olacağı gün doktorlar bize neredeyse bavul büyüklüğünde bir ilaç çantası hazırlamıştı. “Durumu çok kritik, tedavisinin beş yıl daha sürmesi gerekiyor, tüm ilaçları burada” deyip bir kuruş bile istemediler. Bu ilaçların sınır kapısında sorun çıkaracağını bildiğim için doktorlardan bir mektup aldım, minibüsle Bodrum’a dönmek üzere yola çıktık. Nitekim Hollanda gümrüğünde bizi uyuşturucu kaçakçısı gibi bir kenara çekip sorgulamaya kalktılar, doktorların mektubunu gösterince kurtulduk. Nihayet Bodrum’a vardık. Salih sağlığına kavuşmuştu. 1984’te gittiğimde mide sorunlarından yakınıyordu. 1990’da 62 yaşında vefat etti. Geriye Sevda’yla yaptığımız kayıtlar kaldı. Sevda grubu da 1973’te bitti. Okay Temiz kendi topluluğunu kurmuş, desteğime ihtiyacı kalmamıştı. Ben de etno caz yerine, gerçek caz çalmak istiyordum... Sevda’dan önce de zaman zaman Ege ezgilerini, Anadolu ritmlerini müziğime katardım. Bu iki yıllık tecrübeden sonra da Anadolu renklerini zaman zaman müziğime katmayı sürdürdüm.

MILES DAVIS’LE KARŞILAŞTIRILDI

Muvaffak ‘Maffy’ Falay (82), İzmir Karşıyaka doğumlu. 12 yaşında Kuşadası Bandosu kurulurken trompet çalmayı öğrendi. Ertesi yıl girdiği İzmir Şehir Bandosu’nda tekniğini ilerletti. Ankara Devlet Konservatuvarı’nın trompet bölümüne ikinci sınıftan kabul edildi. 1948’de, okuldaki ikinci yılında, ilk kez Charlie Parker ve Dizzy Gillespie’nin plağını dinlediğinde caz virüsü kanına girdi. Mezun olduğu yıllarda, dünya turnesine çıkan Dizzy Gillespie’nin Türkiye’ye uğraması hayatını değiştirdi. Havaalanındaki karşılamada trompet çalarak dikkatini çektiği Gillespie’yle dost oldu. Ünlü cazcı 1956’da Metronom Dergisi’nde yayımlanan röportajda “Türkiye’de müthiş bir trompetçiyle karşılaştım. Miles Davis’le bile boy ölçüşebilir” diyecekti. İki ay sonra Falay, Odley Gray Orkestrası’yla konser vermek üzere Almanya’ya davet edildi. Burada tanıştığı Stan Getz’le, Danimarka’da karşılaştığı Dexter Gordon’la konserler verdi. 1965’ten bu yana İsveç’te yaşıyor.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle